Ekoloji

“Doğaya Tutsak” İnsan

Serhat Demirkol

Yaygın bir bilimsel inanıştır: “İnsanlık, üretim öncesi ilkel topluluk döneminde doğanın tutsağı durumundadır”. (1) Bu ifadenin altını biraz eşelemek istiyorum. Belki bu, bilincimizde bazı kırılmalara yol açabilir.

Acaba ‘doğanın tutsağı’ ifadesi ile ne kast edilmektedir? Duruma, bu ifadeyi dile getirenlerin ve bunu olumlayanların bakış açısından baktığımız zaman, zihnimizde şöyle bir resim canlanıyor: Üretim öncesi dönemde, yani paleolitikte insan, besinini doğanın verdikleri ile sağlamak zorundaydı. Temel besin maddelerini bile üretmekten aciz bir canlıydı söz konusu olan.. Doğaya bir katkısı yoktu; dolayısıyla kendisine de bir katkısı yoktu –‘boş zaman’ anlamında- . Bu bakımdan tam bir tüketici olarak görebiliriz onu. Bu durumun, yani üretimsizlik halinin bir yoksunluk olarak nitelendirildiğini bir kenara not edelim.

Şimdi, kendi bakış açımdan kurgusal bir betimleme yapmak istiyorum. Tabii çeşitli antropolojik ve arkeolojik verilerin ışığında.

Devamını okuyun

İsmail

İsmail, Daniel QuinnHapsedildikleri yerlerde hayvanlar, vahşi doğadaki kuzenlerinden her zaman daha düşüncelidirler. Bunun nedeni; içlerinde en sığ olanın bile bu hayat tarzında çok yanlış bir şeyin olduğunu sezmeden edememesidir. Daha düşüncelidirler derken muhakeme gücüne sahip olduklarını kastetmiyorum. Fakat yine de kafesinde çılgınca gezinen kaplan bir insanın kesinlikle bir düşünce olarak tanımlayacağı bir şeyle meşguldür. Ve bu düşünce bir sorudur: Neden? neden, neden, neden, neden, neden? Kaplan kafesinin parmaklıkları arkasında sonu hiç gelmeyen yolunu yürürken her saat, her gün, her yıl bu soruyu kendisine sorar. Soruyu analiz edip üzerinde durarak ayrıntılara inemez. Eğer bir şekilde ‘ne neden?’ diye sorabilseydin, sana yanıt veremezdi. Buna karşın bu soru, beyninde söndürülemez bir alev gibi, iç dağlayan bir acı vererek yanar ve bu durum hayvanat bahçesi bakıcılarının ‘geri dönüşü olmayan biçimde yaşamı inkar etme’ olarak tanımladıkları nihai uyuşukluk haline girinceye kadar da yok olmaz. Ve tabii ki bu sorgulama, hiçbir kaplanın doğal ortamında yaptığı bir şey değildir.”

Devamını okuyun

Nehirler Özgür Akar

Serhat Elfun Demirkol

14 Mart’ta Dünya, “Dünya Baraj Karşıtı Gün”ü kutlarken, Edirne Bulgaristan’ın baraj kapaklarını açması sonucu sele teslim oldu. Ve yine herkes suçu nehirlerin kendisine yükledi, “yatağına sığmayan” nehirlerin, Meriç, Tunca ve Arda’nın “taşkınlığına”.Halbuki; Meriç’in, Tunca’nın ve Arda’nın gözyaşlarıydı sel. İlerleme ve kalkınma beklentileriyle birlikte alkışlarla dikilen barajları kaldıramıyor nehirler, kaldıramayacaklar da.Nehirler canlıdır. İçlerindeki ve çevrelerindeki canlılığı beslerler. Balıklar, kuşlar, ağaçlar, bitkiler, nehirlerin kültürlerini oluşturduğu çevresindeki insan toplulukları…

Nehirler dinamiktir. Her zaman değişen ve farklılıklar gösteren çeşitli ekolojik alanlara sahiptir. Nehir çevresindeki tüm canlı yaşamı ve insan kültürü bu dinamizme bağlıdır. Kalkınma ve refahın sembolü barajlar ise nehir ve çevresi arasındaki binlerce yıllık dengeyi, ilişkiyi mahveder.

Su ve kara hayvanları, bitki örtüsü ve çevre kültürlerinden oluşan nehir ekolojisini, seller, fiziksel değişimler, canlı türlerin kaybı, bölgesel iklim değişikliği, hastalıklar, akışın yer değiştirmesi ve daha fazlası, refah ve ilerleme adına mahveder.

Devamını okuyun

Toplumsal Devrimi Beklerken Ekolojik Yıkıma Doğru

Serhat Elfun Demirkol

Dünyaya baktığımda bir kargaşa görüyorum. Her şey bir biri içine girmiş ve sanki hiç düzelemeyecekmiş gibi karışmış durumda. Tarihimiz boyunca hiç bu kadar –izm’i bir arada gördüğümüzü sanmıyorum. Ortaya çıkan her fikir kendini yıkması, evirmesi gerekirken, kendini ideolojileştirmeye devam ediyor – ama isteyerek ama istemeyerek.

Toplumsal Devrimi Beklerken Ekolojik Yıkıma Doğru

Fotoğraf: Cheryl Ravelo, Reuters

Evet çağımız, sanıldığı gibi ne uzay çağı ne de bilim. Çağımız ideolojiler çağı; ve bu ideolojilerin ön gördükleri nihai kurtuluş projeleri etrafımızı sarmış durumda. Artık fikir önderleri, tıpkı dinlerin ortaya çıkışındaki amaç gibi yine benzer amaçları dillendiriyorlar. Birileri, yine diğerlerine neyin nasıl olması gerektiğini anlatıyor. İnsan doğasının iyi ve kötü dikotomisine göre – yada daha farklı dikotomilere göre – izahı yapılıyor. Yeni çağın materyalist dinleri ve din adamları Cenneti vaat ediyor.

Devamını okuyun

Tarım ve Çeşitlilik: Biyosferler arasındaki düşmanlık

Benjamin Shender

The Anthropik Network’den alınmıştır.
Çeviren : Serhat Elfun Demirkol

Tarım kaynakları kullanır. Basitçe budur. Tarım insanların yaşamlarını sürdürebilmeleriyle kaynakların besin enerjisi içersinde dönüştürülmesi metotudur. Bunu elde etmek için tarımın kullandığı iki çeşit kaynak vardır: solar enerji ve dünyada bulunan kimyasallar. Bu kaynakların her ikisi de oldukça sınırlıdır. Dünyadaki kaynakların sayısını arttırmak için yeni yollar bulduk, özellikle derinlemesine tartışılmış olan petrolün kullanımı. Ancak güneş enerjisi de sınırlıdır. Gerçekten yıllık bazda Dünyaya gelen solar enerji miktarı nadiren değişmez, bunun gibi yıllık sabit bir enerji girdisi olarak solar enerjiden bahsedebiliriz.

Devamını okuyun