Davranış sözcüğüne sözlükten baktığımızda bunlar karşımıza çıkıyor: Kişinin özellikle ahlak bakımından gösterdiği davranım. Bir kimsenin içinde bulunduğu toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullar dolayısı ile geliştirdiği ve onu aynı durumdaki kimselere yaklaştıran davranımların tümüne verilen ad. Bir kimse ya da bir olay karşısında alınan durum. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı. Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin tümü. Bir toplumda ya da toplumsal kümede genellikle alışkanlık durumuna gelen ve saymaca olan, görece tekbiçimli bir eylem türü. Tutum, dürtü ve uyaranlarca güdülenen ve ortak tanımı bulunan kalıplı edim.

Sizce nedir?

Atalarımızın bir davranışından örnekle gidelim.

M.Ö. Asurların 1000 yıllarında diş ağrısına neden olan “şey” in anlattığı dizeler, evrenin başlangıcını araştırmakla başlayıp, diş ağrısı için tedavi yöntemini bu şekilde vermekle son bulur.

Evren, Anu tarafından

Yeryüzü, evren tarafından

Akarsular, yeryüzü tarafından

Dereler, akarsular tarafından

Ve küçük kurt, bataklıklar tarafından

Yaratıldıktan sonra,

Küçük kurt ağlaya sızlaya

Tanrı Samaş’ın huzuruna vardı

Yaşlı gözlerle dedi ki:

“Bana vereceğin besin ne ola?”

“Bunlar ne ki benim için?

İncirle kayısı ha!

Bırak da hiç olmazsa

Dişle diş eti arasına sokulayım

Azı dişlerinin içine yerleşeyim.”

“Madem ki böyle dedin, ey küçük kurt,

Kahretsin seni Toprak Ana

O kudretli eliyle…”

Diş ağrısına karşı düzülmüş tılsımlı dizeler. Tedavisi: Mayalanmış arpa suyuna karıştırılmış yağ, bu dizeler üç kez yinelenerek ağrıyan dişin üzerine sürülecek.”

İnsanlık, dünyanın sırlarını öğrenmeye, baş ettikleri olaylar içindeyken bile gereksinim duymuştur. İnsan, doğayla bağlantısını en kuvvetli şekilde sürdürmüş, diş ağrısının mayalanmış arpa suyuyla tedavisi, evreni anlamaktaki gizemi içinde barındırmıştır. Dünya’ya hükmü geçen tanrı doğa olarak görülmüş, yaşayan canlı ruhların varlığı ise doğanın bir parçası ve “var olan” bir sebebe bağlanmasına neden olduğu içindir. Var olanlara ve olacaklara karşılıksız teşekkürle gelen kendiliğinden bir tepki olabilir. Ayrıca ruh kavramının varlığı sadece insanlara özgü bir nitelik olarak görülmemiştir. Ve insanlar diğer hayvan ve bitki varlıklarından üstün görülmemiştir. Dünyaya egemen olduğu düşünülen tanrılar ve yaşayan canlıların ruhları; doğa-üstü, beden-üstü gibi bilim dışı kavramlar değil, aksine doğayla iç içe hareket etmenin sonuçları olarak tanımlanabilir. Davranışların bir sonucu olarak.

Günümüzde gizliden yürütülen bir durum olarak, insanların tüm davranışlarının ruhlarının durumlarından kaynaklandığına inanılır, hayvanların bütün davranışları ise “içgüdü” adı verilen ve varoluştan bu canlılara bahşedilmiş sanılmaktadır. Halbuki insan da diğer canlılar gibi bir türdür. Her canlı gibi evrimleşerek bildiğimiz son halini almıştır ve anatomik, biyolojik, davranışsal, fizyolojik olarak diğer canlılarla çok fazla benzerlik sahibidir. Hayvanlar da insanlara aynı şekilde benzer. Ve bu benzer özellikler içinde diğer hayvan türleri, insandan daha üstündür. Farklı hayvan türleri arasındaki farklı özellikler gibi. İnsanın diğer hayvanlaradan ancak zekaya bağlı bazı özellikler bakımından ileridir, fakat geri kalan özelliklerin büyük bir kısmında insan diğer hayvanlar karşısında acizdir. Canlılarda davranışlar birincil olarak hormonal sistem ve sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Düşünce, bilinç, zeka, algı sonucu davranışlar, nöron adı verilen beyin hücrelerinin çalışması sayesinde işler. Nöronların sayısı arttıkça ve bu nöronlar özelleştikçe de, bu özelliklerin gelişmişliği artar. İlla bir fark aranacaksa, insanı farklı kılan sadece budur: İnsanın beyin hacminin büyüyebilmesiyle birlikte, beyni de büyüyebilmiştir.

Yaşayabilen her canlı, yaşayabilecek kadar başarılı ve gelişmiştir. Ve hiçbir canlının diğerinden üstün olup olmadığı bilgisi aslında yoktur.

Fakat sadece insanların üstün olduğu konular anlatıldı, öğretildi. İnsanların eyleme döktükleri davranış, hayvanlarınki ise içgüdü olarak bilindi. Bebeklerin nasıl annelerinin memelerine meyillendiğini, yavru su kaplumbağalarının nasıl yumurtadan çıkar çıkmaz denize ulaşmaya çalıştığını, bitkilerin güneşe meyletmesi, toprak içindeki davranışları ve bize “içgüdü” gibi gelen bütün öğrenilmiş davranışlar bu şekilde açıklanabilir.

içgüdü sözlüklerde nasıl tanımlanmış:

Organizmayı o türe özgü olan bir amaca sürükleyen hareket eğilimi. Davranıştaki doğal ve kalıtsal olan faktör.

Cesurluk, inançlılık ve kişisel bütünlük gibi niteliklerin kazandırdığı ruhsal güç.

Göz korkutucu tehlikeler karşısında kümece geliştirilen birliktelik duygusu.
Canlıları, yararlı ya da gerekli birtakım işlere güden ve düşünceyle ilgisi bulunmayan duygu.

Bir türün bütün üyelerinde doğal olarak var olan ve öğrenme yerine olgunlaşma sonucu gelişen karmaşık bir uyarım.
Bir hayvan türünün bütün bireylerinde kalıtım yoluyla belirlenmiş olan ve yaşamın korunmasına yarayan bilinçsiz eyleme ve davranış biçimi. İçgüdüler öğrenilmezler, deneme yoluyla kazanılmazlar; bu davranış biçimleri her hayvan türünde başkadır, ama bir türün içinde bireysel ayrılıklar göstermezler.
Herhangi bir canlı türünün öğrenme gerekmeden örgütlü, uyuma yararlı ve sürekli olarak davranma eğilimi.

Organizmayı o türe özgü olan bir amaca sürükleyen hareket eğilimi.

Bireyin doğasından gelen ve öğrenilmeden kazanılan kalıplı yönelim.
Organizmayı o türe özgü olan bir amaca ulaşmaya sürükleyen hareket eğilimi, örnek örümceğin ağ örmesi. Tavır ve hareketdeki doğal ve kalıtsal olan faktör.
Siz nasıl tanımlardınız?

Orta çağdan beri içgüdü, insan dışındaki tüm canlıların gösterdikleri otomatik davranışlar olarak bilinir. Aslında tüm canlıların bir davranışı göstermeye meyillilik durumu demektir. Genetik kökenli, yahut yaşam boyunca ihtiyaca bağlı öğrenim yoluyla gösterilen davranışlar olabilir. Ayrıca genetik olarak bilinen davranışların özellikleri açısından canlı ve cansız varlıkların arasında da bir fark yoktur. Çünkü genetik olarak yerleşen bilgiler birbiriyle ilişkili kimyasal evrim olarak gerçekleşmeye devam etmektedir. Sinir sistemi ve beyni olmayan canlılar da bu davranışları sergiler.

Bütün varlıklar için hayatta kalmak ve devamlılığını sağlama amacı vardır. İnsanlar da dahil tüm canlılar genetik, algısal, düşünsel olarak bir karara varıp içgüdüsel davranışlarını sergilerler. Sadece genetik ya da sonradan öğrenilerek değil, çevresel ve coğrafi durumlara göre de içgüdüsel davranışlar belirlenir.

Bir insan canlısı olarak kendimize şunu sorabiliriz, isteklerimiz kendi kararlarımız sonucu mu ortaya çıkıyor? İhtiyaçlarımızı kendimiz mi belirliyoruz? Bir canlı olduğumuz bilincindeysek hangi davranışları sergileme ihtiyacındayız? Gerçek ihtiyaçlarımız ne yönde oluşuyor?

4 Yorum

  1. bad guy down

    bana yalan söylemişsiniz yahu.harvard’daki biyologların dediğine göre kadın tarım öncesi toplumda da ekonomik üretime katılmıyordu yahu.erkekler avcılık veya toplayıcılık yapıyordu.kadın evde yavrulara bakıyordu.bunu büyük biyolog edward o.wilson diyor.şöyle düşünün bazı türlerde erkek bazı türlerde ise dişi baskın insan türünde erkek baskın tabi bu bizim cinsiyet eşitliğini sağlama düşüncemizde bir değişikliğe yol açmaz.

  2. bad guy down

    her kötü şeyden uygarlığı sorumlu tutanlar,termitler de tarım yapıyor ama beyinleri küçük.

  3. bad guy down

    yo yo yo, ruh zırvasına yönelttiğin eleştrilere katılıyorum.gerçekten de nöron sayısı çok olduğu için bu kadar zekiyiz.ama unutma sonuçta bir hayvanız ve diğerlerini yemeliyiz buna bir de çok fazla nörona sahip olmamız eklenince diğer türler için işler zorlaşıyor adamım.

  4. farketmekyasak

    Mesele tarım yapmak değil, totaliter tarım yapmak. Yani ihtiyaç fazlası besin üretimi, tür ayrımcılığı, ve dolayısıyla insan merkezcilik.
    Medeni insanın hayatta kalma stratejisi kendisine rakip tüm türleri alt ederek kendisi için faydalı tüm canlıların çoğalmasını sağlamak. Fakat bu stratejinin tüm doğaya ve dolayısıyla kendi benleğimizi yok oluşa sürüklediği ortada. 10.000 yıl gibi evrim sürecinde küçük sayılabilecek bir zaman içinde varlığımızı sürdürmek için doğayı bu denli kontrol altına alma çabası işe yaramış gibi görünebilir. Ama bir 10.000 yıl daha aynı strateji ile varlığımızı sürdürmemiz pek mümkün görünmüyor.

    O halde canlı olmanın ilk koşullarından biri olarak varlığımızı sürdürme üzerine stratejilerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Neden insanoğlunun avukatlığını bir kenara bırakıp kültür dışı bir bakış açısı geliştirmiyoruz?

Yorum yaz

Yorum eklemeniz için önce "giriş" yapmalısınız.