Uygarlık

Tarihin En Büyük Aldatmacası

Yuval Noah Harari

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi

Akademisyenler bir zamanlar, Tarım Devrimi’nin insanlık için ileriye doğru atılmış büyük bir adım olduğunu iddia ettiler. İnsan zekasıyla gerçekleşen bir ilerleme hikayesi anlattılar. Buna göre evrim kademeli olarak giderek daha zeki insanlar yarattı. Sonuçta insanlar o kadar akıllı hâle geldiler ki, doğanın gizemlerini çözdüler ve bu sayede koyunları evcilleştirip buğdayı ekebildiler. Ve çok kısa bir süre sonra da, bir şekilde acımasız, tehlikeli ve savaşçı avcı toplayıcı yaşamlarını memnuniyetle bırakıp, hoş ve dingin çiftçi yaşamına geçtiler.

tarihin en büyük aldatmacası

Devamını okuyun

İlkel Gerilla Savaşı – bir taktik olarak göçebe avcı toplayıcılık

Kevin Tucker

Gelecekte bizi nelerin beklediğini kimse bilmiyor. Ama işlerin şimdiki gidişatına bakacak olursak pek de umut verici olduğu söylenemez. Her halükârda en kötü duruma hazırlıklı olmanın kimseye zararı dokunmaz. Uygarlığın sonu yaklaşıyor ve ben inanıyorum ki bizim ömrümüz bunu görmeye vefa edecek. Nasıl sona ereceğini söylemem mümkün değil ama işler yoluna girmeden önce kesinlikle çok daha kötüye gidecek.

Şu an iktidarı elinde bulunduranlar savaşmadan düşmeyecekler. Şebekeyi çökertmek onları sahneden uzak tutmanın pratik bir yolu olabilir ne de olsa bugün makineler olmazsa onların dünyası da imkânsız hale gelir. Ama yarın tüm enerji kesilse dahi askeriye ve polisin kendi kaçınılmaz sonlarının farkına varmasının bir hayli vakitlerini alacağından şüpheniz olmasın. Uygarlığın hayat karşısındaki savaşı hızla açıklık kazanacaktır. Bizim buna karşılığımız da hiç aşağı kalır olmamalı. Tamam psikolojik, ekolojik, toplumsal ve manevi aklıselim bakımından göçebe avcı/toplayıcı hayat tarzından çok fazla bahsediyor olabilirim ama iş o kadarla kalmıyor: bu aynı zamanda en kötü durum senaryolarına uyum sağlamak için de son derece elverişli bir yol. Burada sözünü ettiğim şey gerilla savaşı.

Gerilla savaşçılarının daima yiyecek temin etme sıkıntısı olmuştur. Che, gerillalar ve onlara yiyecek ve destek sağlayan köy ahalisi arasındaki ilişkiyi hayatta kalmanın olmazsa olmazı olarak görüyordu. Ve haklıydı da. Pek çok diğer Latin Amerika direniş hareketi sırf yerel halkla ilişki kuramadığı için başarısızlığa uğradı. Bunlardan kimileri bütünüyle reddedilirken (Che’nin son direnişi de dâhil) kimileri de halkı büsbütün terörize etmiştir. Pek çok açık nedenden ötürü bu her iki durumun da başarıya ulaşma şansı yoktur.

Tamam kabul, destek önemli bir etmen ama benim derdim uygarlığı yok etmek, onu nihai olarak yürürlükten kaldırmak üzere ele geçirmek değil ki. Yani bu da özgürleştirilmesi düşünülen nüfustan gelecek olan gıda ve maddi desteğe bağımlılık demek oluyor. Bu daima büyük bir risk olagelmiştir ve bugün içinde yaşadığımız her şeyden haberdar teknolojik gözlere ve kulaklara sahip devletlerin dünyasında bu riski almaya hiç değmez. Toplamayı ve avlanmayı öğrenmekse size bir üstünlük sağlayacaktır: gerektiğinde ihtiyaçlarınızı tamamen kendiniz karşılayabilirsiniz. Bütün dünyayla bağlarınız ne kadar az olursa başarma şansınız da o kadar yüksek olur.

Göçebeliğe bağlı kendine yeterlilik sizi hareket halinde tutar ve yeni koşullara uyum sağlama yeteneğinizi de alabildiğine arttırır. Askerî hayatta kalma planları en kötü durum senaryosuna yöneliktir. Düşman bazı temel vasıflara sahip olabilir ama avcı/toplayıcı yaşam tarzı tamamen bambaşka bir dünyadır. Çevrenizdeki dünya sizin için aşina ve mukaddes bir yer haline gelirken bihaber ve alakasız kimseler için meçhul arazi olarak kalır. Şehirlere göze çarpmadan ve şüphe çekmeden girip çıkmanızı sağlayacak akış ve hareketler hakkında dersler edinirsiniz.

Avcılık bir dizi nedenden ötürü önemlidir. Bunların en aşikâr olanı hedefi tam isabetle vurma teknik beceri ve kabiliyetidir. Bu da her mesafeden zarar verebilecek aletler yapabilmek demektir. Dart, yay, atlatl, mızrak, bıçak ve tuzakların hepsi de sessizdir ve kolayca üretilebilirler. Ateşli silahlar ve patlayıcılar zarar verme kapasitesi bakımından oldukça farklı sayılsalar da teknik ve beceri bakımından pek de bir farkları yoktur. Pratik önemlidir ama şartlara uyum sağlama yeteneği hayati değerdedir. Diğer aletlerin yardımıyla ateşli silahlara, cephaneye ve patlayıcılara ulaşmanın oldukça kolaylaşacağını belirtmeye ise gerek bile yok.

Ancak avcılık beraberinde iz sürmeyi ve avına sessizce sokulmayı da getirir. Hiçbir makine duyuları tamamen açık birinin sinsiliğini taklit edemez. Ne arayacağınızı ve ardınızda ne bırakacağınızı çabucak öğrenirsiniz. Nasıl etrafınızdaki dünyanın bir parçası olacağınızı öğrenirsiniz: manen ve bedenen. Farkındalık savunmada kalmaktan çıkıp hücuma geçmenizi mümkün kılar.

Göçebe yaşam tarzı son derece formda kalmanızı sağlar. Sırtta tam yükle her gün kilometrelerce yol tepmek hem beden hem de zihin için mucizeler yaratır. Bu bedenlerimizin evrimsel gelişimine denk düşen bir hayattır. Sadece “kazanacak” kadar hayatta kalmaya şartlanmış düşmanımız asla kendini rahat hissedemez ve alacakları hiçbir eğitim onları kökleşmiş bir insanın serpilip gelişebileceği bir yere taşıyamaz.

Göçebe halklar savaş halinde daima bir üstünlüğe sahip olmuşlardır. Fetih ve yayılma savaşları, anında başarıyla sonuçlanmaktan ziyade daima uzun sürmüştür ve tipik olarak ancak zorunlu ikametle tamamlanabilir. Kuzey ve Güney Amerika’da yerleşik imparatorluklar askeri fethe açıktılar. Saldırılacak bir merkezleri ve hükmedilecek bir iktidar konumları vardı. Oysa göçebe avcı/toplayıcılar, kendi menfaatlerine, bunlardan tamamen yoksundur.

Kökleşmiş halkların köksüz düşmanlarını anlayabilme eksikliği hep bir dezavantaj olmuştur. İmha, fetih ve savaşın kökleri hep evcilleşmiş halkların yayılmacı yerleşimlerinde yatar. Bir uygarlığın içinde büyümüş olmak bunu anlayamaz hale gelmemize yol açmakla kalmıyor aynı zamanda bunda bir sorun da göremiyoruz. İnsanları psikolojik olarak boğuşması imkânsız bir biçimde etkileyen bir teknolojiye sahibiz. İmhanın ve makine gibi düşünmenin ilk elden bilgisi maalesef ki bizler için çok aşina. Ama şu durumda, en derin yaramız göçebe bir hayat tarzıyla beraber en büyük üstünlüğümüz haline de gelebilir.

Bırakın sağlığımıza kavuşmamızın öfkesi ve düşmanımızın bilgisi bize en kötü durumda rehberlik etsin ve vahşi bir dünyanın içine dalmamızı mümkün kılsın: evcilleşmenin olmadığı bir dünyada yeniden su yüzüne çıkmak üzere.

Çeviren: İnan Mayıs Aru

Bir Medeniyet Miti ve Modern Politikanın Gerçeği Olarak Kaos

Göktuğ Halis

Bir Medeniyet Miti ve Modern Politikanın Gerçeği Olarak Kaos

Tiamat ve Marduk

“Sevdiği erkeği kendisine vermeyen yeryüzü Tanrılarını ölüleri yeryüzüne salmakla tehdit eden Ereşkigal’den, Adem ile eşit olduğunu ve bu nedenle ona itaat etmeyeceğini savunan Lilith’e, yalnızca gürültü yaptıkları için tüm insanları yok edeceği tehditlerini savuran Tiamat’a kadar, öfkeli ve kızgın Tanrıçalardan geçilmez Ortadoğu…”

 

Kaos, insan, kültür…

Yahudi/Hristiyan dizgesinin kutsal kitabının “Yaratılış” (Tekvin) bölümü Tanrı’nın gökyüzünü ve yeryüzünü “yaratma” eyleminden hemen sonraki “evren” halinden bahsetmektedir. Bu bölümlerde iki farklı düzleme yer verilir.

Devamını okuyun

Çöl

Çöl, AnonimÖnümüzdeki iklim savaşları pek çok anarşisti silip süpürebilir ama daha önceki yerel kıyametlerde pek çok taraftarı kıyımdan geçirilse de varlığını sürdürmeyi başarmış bir politik düşünce olan Anarşizmin bitirilmesi pek olası değil. Son 200 yılın tüm dehşetlerine rağmen New York Times’ta da söylendiği üzere Anarşizm “toprağa gömülemeyecek bir itikat”. Bu cesaret veriyor ama sonuçta ideolojik makineler değiliz. Sırf bir “idealin” değil, bizzat anarşistlerin kendilerinin de –yani senin, benim, ailelerimizin ve henüz tanışmadığımız dostlarımızın da– hayatta kalması önemli. En azından benim için önemli! Farklı yerelliklerin kendine has koşullarını da göz önünde bulundurursak bu kırılmalar için aşağı yukarı yirmi yılımız (belki biraz daha fazlası) var; bunu hâlihazırda uğraştığımız diğer şeylerin yerine bir alternatif olarak değil, uzun vadeli ve çok yönlü bir stratejinin ayrılmaz bir parçası olarak öneriyorum. Kimilerimiz için bu bir yandan da ölüm kalım meselesi olacak.

Devamını okuyun

Kıyamet Koparken: İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey

Kıyamet Koparken: İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey
Derrick Jensen, Stephanie McMillan

Kapitalist politikacısından çevreci aktivistine dünyayı elbirliğiyle yağmalayan uygar insanı, ve onun doğayı ve tüm canlıları yok eden yıkıcı zihniyetini hicveden bir çizgi roman.

Büyük bir keyifle çevirdiğim ve Kaos Yayınları tarafından basılan Kıyamet Koparken kitabını sevgili Yeşim Özbirinci Gaia Dergi’de tanıtmış, teşekkürler.

 

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı

Fredy Perlman

Bu yazı 2006 yılında Kaos Yayınları tarafından yayınlanan ve Fredy Perlman’ın tarih boyunca uygarlık mega-makinesine karşı süren direnişlerin hikayesini anlattığı Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı kitabından alıntıdır.

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a KarşıSır meydanda. İnsanlar onları kafese koyana dek kuşlar özgürdür. Biyosfer, Tabiat Ana’nın kendisi, kendi kendini nemlendirdiğinde, güneşte uzandığında ve derisinden sürüngenlerle ve uçucuların kaynaştığı rengârenk tüyler püskürttüğünde özgürdür. Eşit büyüklükte başka bir küre ona çarpana ya da cesetvarî bir mahlûk derisini deşene, bağırsaklarını yırtana dek kendi doğası dışında hiçbir şey ya da oluş tarafından belirlenmez.

Ağaçlar, balıklar ve böcekler; her biri kendi potansiyelini, arzusunu keşfederek tohumdan olgunluğa erişinceye dek özgürdür, ta ki böceğin özgürlüğü kuş tarafından kısılana dek. Yenilen böcek, kendi özgürlüğünü kuşun özgürlüğüne hediye etmiştir. Kuş, sırası geldiğinde, böceğin en sevdiği tohumu toprağa düşürüp onu gübrelediğinde böceğin vârislerinin özgürlüğünü çoğaltacaktır.

Devamını okuyun

Ölüler Altın Takar Mı?

İnan Mayıs Aru

Aşağıdaki metin 1997’de anarşist süreli yayın Apolitika çevresi tarafından Bergama köylülerine dağıtılmıştı. Sevgili Tayfun (Gönül) başta olmak üzere pek çok anarşist arkadaş Bergamalıların mücadelesine aktif destek vermiştik. Tayfun bir süre için bölgeye yerleşip Kara Toprak adında anarşist bir ekoloji gazetesinin çıkarılmasına da önayak olmuştu.

Şimdi Çanakkale-İzmir yolunda yanından geçerken bile çorak bir sızıdır Bergama içimde. Neredeyse 20 yıl önce andığımız o 500 maden şimdi Efemçukuru’nda, Kazdağları’nda, Artvin’de, Fatsa’da, bu toprakların dört bir yanında ardı ardına faaliyete geçmeye devam ediyor ve o gün köylülere sorduğumuz sorular bugün de aynı yakıcılığıyla karşımızda duruyor. Bir yandan “altına hayır” derken bir yandan düğünlerde gelinlere, doğumlarda bebeklere altın takmaya devam edecek miyiz? Peki sonra o bebeklere yaşanabilir bir gelecek bırakabilecek miyiz?

Devamını okuyun

Neden Umut?

John Zerzan

Tahakküm ve baskıya karşı tam bir zafer şansını açıkça gözardı etmek, umut kavramını küçüksemek anarşistler arasında epeyce modadır. Desert (2011) kapağında bu bakış açısıyla övünür: “Kalplerimizde hepimiz dünyanın ‘kurtarılamayacağını‘ biliyoruz” ve ilk açılış sayfalarında bu açıklamayı iki kez tekrarlıyor. Uygarlık sürecek. “Şimdi kazanılamayacak mücadeleleri bırakmanın zamanı.” Bu şekilde duygusal tükenmişliğin ve hayal kırıklığının ıstırabından sakınacağız ve hepimiz daha mutlu olacağız(!) Meksikalı Unabomber tipi bir grup olan Individualidades teniendo a lo salvaje (ITS) (Yabanıla Meyleden Bireyler) de kazanan olmayacağını kararlı bir şekilde savunuyor. Tekrar tekrar “Bunun mümkün olduğuna inanmıyoruz,” beyanında bulunuyorlar.

Devamını okuyun

END:CIV

end-civ-2011END:CIV; kültürümüzün sistematik şiddete ve çevresel sömürüye olan bağımlılığını inceliyor ve sonuçta zehirlenen tabiatı ve savaş bunalımındaki ulusları derinlemesine araştırıyor. Derrick Jensen‘in Endgame (Oyun Sonu) adlı kitabına dayanan END:CIV izleyiciye şu soruyu soruyor: “Yaşadığınız topraklar, ormanları kesen, suyu ve havayı kirleten ve besin kaynaklarınızı zehirleyen yaratıklar tarafından işgal edilseydi, direnir miydiniz?”…

Devamını okuyun

Hidroelektrik Santrallerin Psikopatolojisi

Serhat Elfun Demirkol

yeniHarman Ocak 2011

Anadolu’nun irili ufaklı tüm akarsuları üzerinde yaklaşık 2 bin civarında hidroelektrik santral (HES) inşa edilmesi planlanıyor. HES inşaatlarının bir kısmı devam ederken tepkiler de yükseliyor. Kastamonu’nun Cide ilçesinde yer alan Loç Vadisi de bu projelerden muzdarip olan yerlerden sadece bir tanesi. Santral, 10 yıl önce milli park ilan edilen Küre Dağları Milli Parkı’nın hemen sınırında inşa ediliyor. Vadi ise eşsiz doğasıyla dünyada yalnızca bu bölgede yetişen 29 tür bitkiye ve çok sayıda hayvana ev sahipliği yapıyor. HES’in bölgenin doğasına ve kültürüne olumsuz etkileri olacağını söyleyen yöre halkı ise sarı yazmalarıyla renkli mücadelelerini sürdürüyor. Loç Vadisi sakinleri çok sayıda basın açıklaması ve protesto gerçekleştirdi, vadide çalışmaları engellemek için bir kamp kurdu ve bu röportajı yaparken Cide HES projesinin sahibi ORYA Enerji önünde bir oturma eylemi gerçekleştiriyordu. HES projeleri ekolojik, hukuki ve toplumsal açılardan tartışılsa da mücadele edenleri ve HES projelerini gerçekleştirenleri harekete geçiren duygular ve psikopatolojileri belki de hiç konuşulmamıştı. Loç Vadisi’ne destek olmak amacıyla Kasım ayı içerisinde vadide çalışma yapan bir iş makinesinin üzerine çıkarak inşaatı durduran Klinik Psikolog Sinem Demir ile HES’leri farklı bir şekilde konuştuk.

Devamını okuyun