Toplum

Devlete Karşı Toplum

Pierre Clastres

İlkel toplumlar devletsiz toplumlardır: Bir olguya işaret eden ve kendi başına düşünüldüğünde doğru olan bu yargı, aslında siyasal antropolojinin kesin bir bilim olarak oluşmasını güçleştiren bir görüşü, bir değer yargısını gizliyor. Gerçekte burada söylenmek istenen, ilkel toplumların belli bir şeyden -devletten- yoksun oldukları ve bunun diğer bütün toplumlar -örneğin bizim toplumumuz- gibi, onlar için de vazgeçilmez olduğudur.

Devamını okuyun

Surplus

SurplusSurplus: Terrorized Into Being Consumers ; Erik Gandini‘nin yönettiği ve Johan Söderberg’in düzenlediği 2003 yapımı bir belgesel. Tüketim çılgınlığı-Tüketim karşıtlığı, G8 zirvesi ve Genoa eylemlerini ele alan ve John Zerzan’ın yorumlarıyla olaylara farklı bir bakış açısı getiriyor.

 

 

 

 

Devamını okuyun

İlkel Toplumlarda İktidar Sorunu

Pierre Clastres

Çeviren: Alev Türker – Birikim Dergisi

Son yirmi yıl boyunca, etnoloji parlak bir gelişme gösterdi; bu sayede ilkel toplumlar, kaderlerinden (yok olmaktan) değilse bile, en azından, çok eski bir egzotizm geleneğinin, Batı düşüncesinde ve imgeleminde onları mahkum ettiği sürgünden kurtuldular. Avrupa uygarlığının bütün diğer toplum sistemlerinden mutlak biçimde üstün olduğu konusundaki safça inanç yerini yavaş yavaş, emperyalistçe bir tutumla bir değerler hiyerarşisi öne sürmekten vazgeçerek ve artık ilkel toplumları yargılamaktan kaçınarak, sosyo-kültürel farklılıkların birarada bulunabileceğini kabul eden bir kültürel rölativizme bıraktı. Bir başka deyişle, artık ilkel toplumlara, az çok aydınlanmış, az çok hümanist amatörün meraklı ya da oyalanmacı bakışıyla bakılmıyor; ilkel toplumlar bir ölçüde ciddiye alınıyor. Sorun bu ciddiye almanın nereye kadar gittiğini bilmektir.

Devamını okuyun

Savaş ve İlksel Toplumlar

Mustafa Cemal

Sanat ve Hayat Dergisi, 23 Eylül 2002 Pazartesi

Zulu Savaşçıları

Zulu Savaşçıları

Savaş borazanı barış borazanından önce çalar.

Tarihte de böyle mi oldu, savaş tamtamlarının meşum sesinin gecenin güzel karanlığını param parça dağıttığı ayırt edilebilir bir ilk aşama var mıdır? Yoksa hep savaşıp kıydık mı birbirimizi? Bu yazı ilksel, yani zamandaş olduğumuz ama üretim kuvvetleri ve ilişkileri bakımından insan tarihinin çocukluk günlerini andıran toplumları ele alarak savaşı konu ediyor.

Bu tür sorular, kendi içlerinde çeşitli dallara ayrılmakla birlikte ya insanın biyolojik doğasına ya da toplumsal doğasına ilişkin temel varsayımlarla yanıtlana gelmiştir. İnsan doğası bakımından örnek K. Lorenz. Lorenz, Darwinci tezlerden farklı olarak ya da onları yanlış yorumlayarak, hayvanlarda türdaşlarını öldürmeye karşı ketleme olmasına karşın, bundan yoksunluğuyla insanın yaradılıştan bir garabet ve sapkın olduğu görüşündedir. “Savaş içgüdüsü,” “saldırganlık içgüdüsü,” “dövüşme içgüdüsü,” ” yıkım içgüdüsü,” gibi çeşitli adlarla insanın türünden veya hayvan oluşundan gelen başkasına zarar vermeyi ve öldürmeyi istediğini ileri süren akımdır bu. Yaşlılık dönemindeki Freud da, saldırganlığı, cinsel içgüdünün (libido veya eros) zıttı olarak düşündüğü ölüm içgüdüsün [destrudo veya thanatos] dışsallaştırılmasıyla ilişkilendiren görüşüyle bu akımın içinde bulunuyor.

Devamını okuyun