Ekoloji

Hidroelektrik Santrallerin Psikopatolojisi

Serhat Elfun Demirkol

yeniHarman Ocak 2011

Anadolu’nun irili ufaklı tüm akarsuları üzerinde yaklaşık 2 bin civarında hidroelektrik santral (HES) inşa edilmesi planlanıyor. HES inşaatlarının bir kısmı devam ederken tepkiler de yükseliyor. Kastamonu’nun Cide ilçesinde yer alan Loç Vadisi de bu projelerden muzdarip olan yerlerden sadece bir tanesi. Santral, 10 yıl önce milli park ilan edilen Küre Dağları Milli Parkı’nın hemen sınırında inşa ediliyor. Vadi ise eşsiz doğasıyla dünyada yalnızca bu bölgede yetişen 29 tür bitkiye ve çok sayıda hayvana ev sahipliği yapıyor. HES’in bölgenin doğasına ve kültürüne olumsuz etkileri olacağını söyleyen yöre halkı ise sarı yazmalarıyla renkli mücadelelerini sürdürüyor. Loç Vadisi sakinleri çok sayıda basın açıklaması ve protesto gerçekleştirdi, vadide çalışmaları engellemek için bir kamp kurdu ve bu röportajı yaparken Cide HES projesinin sahibi ORYA Enerji önünde bir oturma eylemi gerçekleştiriyordu. HES projeleri ekolojik, hukuki ve toplumsal açılardan tartışılsa da mücadele edenleri ve HES projelerini gerçekleştirenleri harekete geçiren duygular ve psikopatolojileri belki de hiç konuşulmamıştı. Loç Vadisi’ne destek olmak amacıyla Kasım ayı içerisinde vadide çalışma yapan bir iş makinesinin üzerine çıkarak inşaatı durduran Klinik Psikolog Sinem Demir ile HES’leri farklı bir şekilde konuştuk.

Devamını okuyun

Günü Ele Geçirin

John Zerzan

Modern yaşamın süratle artan bedeli hayal edebileceğimizden çok daha kötü. Yaşamın dokusunu ve şeylerin tüm duygusunu değiştirerek, başkalaşım ileriye doğru hücum ediyor. Çok uzak olmayan geçmişte, bu yalnızca kısmi bir değişiklik iken; şimdi Makine, hayatlarımızın merkezine her geçen gün daha da fazla nüfuz ederek, kendi mantığından hiçbir kaçışa izin vermeden üzerimize kapanıyor.

Tek durağan devamlılık, bedenin emsalsiz yollarla korunmasız hale gelen devamlılığı ola gelmiştir. Şu anda, Furedi(1997)’ye göre açıkça panik boyutuna varan bir yüksek kaygı kültüründe yaşıyoruz. Postmodern nutuk, bir yüzü kaçınılmaz olarak sistematik terk edilmişliğe varan çilenin dile getirilişini bastırıyor. Dejeneratif hastalıkların belirginliği, sanayi toplumu içinde hayatı olumlayıcı ve sağlıklı her şeyin kalıcı tahribatı ile dondurucu bir koşutluk yapıyor. Hastalıklar belki sanayi toplumunun ilerleyişi içerisinde yavaşlatılabilir, ancak tamamıyla bir iyileşme -öncelikle koşulları yaratan- bu bağlamda hayal dahi edilemez.

Devamını okuyun

Doğanın Hakları Olsaydı

Serhat Elfun Demirkol

bol dumanlı yeniHarman‘ın Haziran sayısında yayınlanmıştır.

İncir sepeti hemen hemen dolmuştu. Dalın ucundaki incirleri de alabilmek için ağacın tepesinde küçücük boyumla uğraşıp duruyordum. Derken, elinde sepetiyle dedem belirdi. “Yeterince toplamadın mı?” “Şurada birkaç tane kaldı. Onları da alacağım.” dedim. Dedemin cevabı beni şaşırtmış ve uzun süre düşündürmüştü. “Bırak kuşlar da nasiplensin. Onların da hakkı var bu incirde.

Ekvador

Yaşım ilerledikçe her yemişin üçte birini toplamaya başladım. Üçte biri diğer canlıların. Kalan üçte biri ise toprağın ve yemişin kendisinindi. Bu, büyüklerimin adalet anlayışıydı. Hepsi insanın rızkı değildi, rızk hepimizindi. Yaşamın tümüne aitti.

Devamını okuyun

Home

Home DocumentaryDünya çevre gününde 90 ülkede aynı anda yayımlanan, Yann Arthus-Berntrand‘ın yönettiği Home, özellikle görsel açıdan çok zengin, tavsiye edebileceğimiz bir belgesel.

Dünyamızın  hassas ve mükemmel bir sisteme sahip olduğunu ve yaşamın da buna borçlu olduğunu vurgulayan belgesel, insanlığın tarım devriminden bu yana giriştiği mücadelesinin, karbon enerji tüketimi ve sonrasını ele alarak, dünyamız üzerinde neden olduğu ekolojik yıkımlardan ve sonuçlarından söz ediyor. Belgeselin sonunda ise karamsar havayı bozmak adına bizlere, bireysel olarak yapabileceğimiz şeylerin oduğunu hatırlatıyor. Fakat özellikle güneş enerjisi ve tüketicinin bilinçlenmesine yönelik umutlar, belgesel boyunca çizilen karamsar tabloyu ne ölçüde değiştirebilir, hala tartışma konusu.

Devamını okuyun

B’nin Hikayesi

b-nin-oykusuİsmail’in yazarı Daniel Quinn‘den, bir başka sosyal-antropoloji başyapıtı: B’nin Öyküsü,

(Arka kapaktan)”…Uzanıp işaret parmağıyla böceklerin izlerini gösterdi. “Şirin’in izi,” dedi, “Böcek ve fare gibi ben de bir zamanlar buradaydım. Ve bu izleri incelemek için biri gelirse, üçü de farklı zamanlarda, hepsi Tanrı’nın eliyle buradaydılar ve hala Tanrı’nın elindeler, ancak artık burada değiller, diyecek.. Her iz Tanrı’nın elinde başlar ve biter ve her iz bir ömür sürer. Karşılaştıklarında avcı ve av kendi izlerinde durur, nasılsa Tanrı’nın elinin ötesinde iz yoktur. Tüm izler sonsuzca örülmüş ağ gibi birlikte durur. Ve seninki ya da benimki, böcek veya farenin izinden üstün değildir. Hepsi bir arada durur. “Yolculuğumuzu başkalarının eşliğinde yaparız. Geyik, tavşan, bizon ve bıldırcın önümüzden gider ve aslan, kartal, kurt, akbaba ve sırtlan arkamızdan gelir. Hepimizin izleri Tanrı’nın elinde bir aradadır ve hiçbiri istisna değildir. Ayağının altından geçen bir solucan da senin kadar Tanrı’nın elindeki yolculuğunu gerçekleştirmektedir. “İzlerinin Tanrı’nın elindeki ağın bir ilmeği olduğunu unutma. Tarladaki fare, dağdaki kartal, kabuğundaki yengeç, kayadaki kertekele ile bağlısın. Binlerce kilometre ötede toprağa düşen bir yaprak, senin hayatına dokunur. Yapraktaki ayak izin, binlerce nesil boyunca hissedilir.”

Sanayi Toplumu ve Geleceği

Unabomber Manifesto

Giriş.

1. Sanayi Devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. Bu sonuçlar, “gelişmiş” ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun denge­sini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara (Üçüncü Dünya’da fiziksel acılara da) yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zararlara uğrattı. Teknolojik ilerleyişin devamı durumu daha da kötüleştirecek; insanları daha büyük aşağılamalara maruz bırakıp, doğal yaşamda daha fazla zarara sebep olacak; büyük olasılıkla daha fazla sosyal bozulmaya ve psikolojik acılara yol açacak; belki de “gelişmiş” ülkelerde bile fiziksel acıların artmasına neden olacak.

2. Endüstriyel-teknolojik sistem devam edebilir veya yıkılabilir. Eğer devam ederse, so­nunda psikolojik ve fiziksel acılar daha düşük seviyelere inebilir; ancak uzun ve acı dolu bir alışma döneminden sonra ve insanlarla diğer pek çok yaşayan organizmayı işlenmiş birer ürün ve çark dişlilerine indirgemek pahasına. Üstelik, sistem devam ederse, so­nuçları kaçınılmaz olacak. Sistemi, insanların saygınlığını ve bağımsızlığını elinden al­mayacak bir şekilde yenilemenin veya değiştirmenin bir yolu yok.

3. Eğer sistem çökerse, sonuçları yine çok acı verici olacak. Ancak, sistem büyüdükçe çökmesinin sonuçları da daha dehşetli olacağından eğer çökecekse en kısa zamanda çökmesinde fayda var.

Devamını okuyun

Call Of Life

Günümüzdecall of life canlı türleri yüksek bir ivmeyle yok oluyor. Günde 150 bitki veya hayvan türünün neslinin ortadan kalktığı söyleniyor. Ve bunların tümü insanoğlunun doğayı geri dönüşü olmayacak bir şekilde tüketip-kirletmesinden kaynaklanıyor.

Yaşam Çağrısı: Türlerin Yok Oluşuyla Yüzleşme” – Biyolojik çeşitliliğin içinde bulunduğu krize odaklanmış. Türlerin yok oluş ivmelerine, doğurduğu sonuçlara , karşlaşacağımız problemlere yer verilmiş. Biyologlar, fizyologlar, antropologların yorumlarıyla duruma anlaşılabilir netlik kazandırmaya çalışmışlar.

Devamını okuyun

Doğal Tarımın Dört İlkesi

Masanobu Fukuoka

Bu tarlalarda gezerken dikkatle bakın. Pervane böcekleri ve güveler telâş içinde uçuşurlar. Balarıları çiçekten çiçeğe konarlar. Yaprakları aralarsanız gölgenin serinliğinde oynaşan böcekler, örümcekler, kurbağalar, kertenkeleler ve diğer küçük hayvanlar görürsünüz. Köstebekler ve yer solucanları toprağı kazarlar.

Bu dengeli bir pirinç tarlası ekosistemi. Böcek ve bitki toplulukları burada düzenli bir ilişki sürdürüyorlar. Bir bitki hastalığının bütün tarlayı kaplamasına karşın mahsûlün hiç etkilenmediğini görmek alışılmadık bir şey değil.

Devamını okuyun

Ekin Sapı Devrimi

masanobu fukuokaHaftalar önce gezinirken küçük bir bahçe ile karşılaşmıştım. Toprak güzelce bellenmiş, yabani otlarından ayıklanmış, ve düz bir hat boyunca ıspanak ekiliydi. Gözüm bahçenin etrafını çevreleyen tellerin hemen yanına takıldı. Hemen hemen bahçe kadar bir alanı yoğun bir şekilde kaplayan emegümeci vardı, hemen yakınlarındaki böğürtlenlere kadar uzanıyor ve aralarından labada ve kuzukulağı seçiliyordu. Hiçbir şey yapmadan, Doğa Ana’nın cömertliğinde ortaya çıkan çeşitlere karşılık, zahmet ve müdahale ile yetiştirilen tek bir ürün. Üzerine düşündüm… Ve bir çırpıda okuduğum bu kitapla karşılaştım…

Devamını okuyun

Surplus

SurplusSurplus: Terrorized Into Being Consumers ; Erik Gandini‘nin yönettiği ve Johan Söderberg’in düzenlediği 2003 yapımı bir belgesel. Tüketim çılgınlığı-Tüketim karşıtlığı, G8 zirvesi ve Genoa eylemlerini ele alan ve John Zerzan’ın yorumlarıyla olaylara farklı bir bakış açısı getiriyor.

 

 

 

 

Devamını okuyun