Yazı , ,
1 Yorum

Sihirli Sayı

Serhat Elfun Demirkol

Sihirli sayı, nam-ı diğer, Dunbar sayısı, sosyoloji ve antropolojide önemli bir değere sahiptir. İngiliz antropolog Robin Dunbar tarafından sunulmuştur. “Herhangi bir kişinin kararlı ilişkiler sürdürebileceği bireylerin sayısını kavramaya ait sınırı” ölçer. Dunbar şöyle bir teoride bulunur: “Bu limit bağıntılı neokorteks büyüklüğünün doğrudan bir sonucudur, ve bu grup büyüklüğünü sınırlar … neokorteks’in işlem kapasitesince düzenlenen bu limit, basit olarak birbirleriyle kararlı ilişkiler sürdürebilen bireylerin sayısındadır.” Dunbar insanlar için bu sayıyı 147,8 olarak veriyor. Bu sayının ne tarz bir sosyal ilişkiden bahsettiğini tahmin edersiniz. Evet, Pleistosen dönemindeki karakteristik insan toplulukları sayısı. Zaten, Dunbar da bu şekilde bahsediyor.

Dunbar, 150 sayısının çok yüksek birlikte kalma dürtüsüne sahip olan topluluklar için en uygun grup büyüklüğü olacağını söylüyor, ve herzaman için bu tarz grupların psikolojik olarak da birbirlerine çok yakın olduklarını ekliyor. Aynı zamanda eşitlikçi ve hiyerarşik toplum arasındaki çizgi ise her zaman ~15o olarak çiziliyor.

Benzer şekilde, toplayıcı-avcılardan büyük-ölçekli tarımla uğraşan toplumlara kadar yayılan 30 kadar toplumdan elde edilen veri analizlerinde, Naroll (1956), “maksimum” 500 kişilik yerleşke büyüklüğünde kritik bir eşik olduğunu belirtiyor, öyle ki sosyal bağlılık yalnızca eğer uygun sayıda otoriter memurlar varsa sürdürülebilir olduğunu belirtiyor. Burada Naroll’un gözlemlenen maksimum değer olarak 500’ü verdiğini gözden kaçırmamak gerekir. Naroll’un “sihirli sayı”sını, Malcolm Gladwell‘in yukarıda bahsettiğimiz kitabındaki “Maymunküresi” tanımlamasıyla çok daha iyi anlayabiliriz:

Evet, Maymunküresi. Herbirimizin insan olarak kavramlaştırılabildiğimiz insan grubu. Eğer maymun biliminsanları haklılarsa, maymunküresinin 150’den büyük bir sayı olması fiziksel olarak mümkün değildir. Çoğumuzun, maymunküresinde arkadaşça komşumuz olan HalkSağlığı İşçisi için yerimiz yoktur. Bu sebepten, onu bir kişi olarak düşünemeyiz. Onu, Değersiz Şeyleri Uzaklaştıran Şey olarak düşünürüz.

Jason Godesky ise, “Tez #7: İnsanlar en iyi grup yaşamına uyumludur” da şöyle diyor:

Burada herhangi büyük ölçekli toplumla ilgili temel sorunu görürüz: çok fazla insanı tasavvur edemeyiz. Stalin’in soğuk önermesinin ta kalbine konuşur: “Bir ölüm trajedidir, fakat bir milyon ölüm istatistiktir.” Bu yüzden, 150’den daha büyük herhangi bir toplum için, nörolojik olarak eşitlikçi bir toplum sürdürmeye yeteneksiz oluruz. İnsan hayvan eşitlikçiliği çok daha uyumlu olmasına rağmen – ve hiyerarşiye uyumlu olmamasına rağmen, hiyerarşi gerekli olur. Çok-kültürlü olarak, hepimiz bu eşitlikçi mirasta köklenmiş kimi beklentilere sahibiz. Özgürlük umuyoruz, ve klişeden ziyade bir insan olarak davranılmayı umuyoruz. Bu beklentiler karşılanmadığı zaman hepimiz stresin negatif duygularını hissederiz – her zaman herhangi geniş, hiyerarşik bir toplumda karşılanamadığı gibi.

Eşitlikçi ve sağlıklı bir ilişki, yalnızca sosyal bir talep olmanın ötesindedir. Bizler hala Pleistosen hayvanlarıyız. Genlerimiz, psikolojimiz, tinselliğimiz, kısaca herşeyimizle bizi “insan” yapan şeylerden biri de bu “sihirli sayı”ya bağlı olan – daha ziyade neocorteks hacmimizin bize izin verdiği – sosyal ilişki tarzımız. Dennis R. Fox‘un “Psychology, Ideology, Utopia, and the Commons” makalesinde de bir psikolog olarak bahsettiği sağlıklı ilişki sayısı da, yine bu. Ve çalışmasının bir yerinde şöyle diyor:

“Edney (1980, 1981a), kimi diğer yaklaşımların arasında, özdeşlikleri küçük parçalara ayırarak, uzun-dönem çözümlerin ihtiyaç göstereceğini tartıştı. İşbirliği davranışının gerçekten küçük gruplarda daha yaygın olduğunu gösteren deneysel veriler yayınladı. “Basit, kişisel-kapsamlı, muhafaza edilen, çok iyi-işleyen özdeşler için üst limitin 150 kişi kadar düşük olabileceğini” hesapladıktan sonra (1981a, p.27), grup büyüklüğünü azaltmanın aşağıdaki “pratik faydalarını”listeledi: Değerlenen iletişim gerekli geri beslemeyi korumaya yardım eder; üye sıkıntısının daha iyi görünebilmesi; kişisel sorumluluklar uzak durmak için zorlaşır, yabancılaşma azalır, ve paranın rolü azalır. Ve tek büyük bir özdeşin yerine bir çok küçük özdeş ile, bir özdeşteki açıklar bütünü tehlikeye atmaz, bağımsızlar sınırlı bir etkiye sahiptir.

Ayrıca, son zamanlarda, Ultima Online gibi RPG oyunlarındaki İnternet toplulukları üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Ve sonuçları da şaşkınlık verici.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın