Rüzgâr Eken Sendrom Biçer
23 Aralık 2010
Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda gözlerimi kapar rüzgârın bedenime dokunuşuna odaklanırım. Öyle ki yüzümü okşayan rüzgâr huzur veren bir melodi oluverir kulaklarımda. Bir süre sonra ise içimdeki kaynağı belli olmayan kaygı kaybolup gider. Geriye sadece yüzümü okşayan, kulaklarıma şarkısını söyleyen ve burnuma etraftaki kokuları taşıyan rüzgâr ve ben kalırız. Rüzgâr tüm kaygılarımı bedenimden söküp alır. Rüzgârın, havanın şifasına inanırım. Tıpkı Datçalılar gibi…
Kâdim kültürlerde rüzgâr karmaşık ve zengin bir kavramdır. Doğrudan doğal ve doğaüstü unsurlarla ilişkilidir. Ruhsal ve fiziksel dünya arasında, kutsal ve dünyevi olan arasında, içsel ve dışsal alanlar arasında bir köprü görevi görür. Ruhların doğası rüzgârdır. Bu nedenle rüzgârlar hem faydalı hem zararlı etkileri içerisinde taşır. Anadolu’nun şifa geleneğinde de üfleme – rüzgâr – şifayı aktaran bir uygulamadır. Rüzgârın mağara veya pınarlardan gelen toksik havayı ve insanlar, bitkiler ve hayvanlardan diğer insanlar, bitkiler ve hayvanlara geçen hastalıkları taşıdığına inanılır. Aynı zamanda bedendeki enerjiye de – sinir sisteminin elektriksel enerjisine – etki eder.
Geleneksel tıb anlayışlarında, hastalık beden sistemlerindeki uyumsuzluk olarak ortaya çıkar. Anadoludaki şifa çalışmalarına benzer yanları bulunan geleneksel Çin tıbbında, uyumsuzluğa neden olan altı dışsal neden vardır. Bunların başında da rüzgâr gelir. Bu patojenik rüzgârın yol açtığı hastalıklar çoğunlukla bedenin üst bölümünde oluşur. Günümüzde, uygar dünyamızda rüzgâr ile kurulan uyumsuz ilişki ise artık yeni bir hastalığa yol açıyor. Rüzgâr Türbini Sendromu…
Doktor ve ekolojist olan Nina Pierpont rüzgâr türbinlerinin yakınında yaşayan insanların birbirleriyle tutarlı bir şekilde tecrübe ettiği bir grup semptomu “Rüzgâr Türbini Sendromu” olarak tıp literatürüne dahil etti. Kasım ayı içerisinde Türkçe çevirisinin de yayınlandığı “Rüzgâr Türbini Sendromu: Doğal bir deney raporu” kitabında, Dr. Nina Pierpont yaptığı çalışmadan ve Rüzgâr Türbini Sendromu’nun mekanizmasından bahsediyor. Toplamda 38 kişiden oluşan 10 aile ile yürüttüğü çalışmanın sonucu olan kitap, bilimsel bir rapor niteliği taşıyor. Tüm bu kişiler 2004 yılından bu yana kurulmuş büyük endüstriyel rüzgâr türbinlerinin (1,5 – 3 mW) yakınında yaşayan insanlar ve onda dokuzu yaşadıkları rahatsızlıklar nedeniyle evlerini terk etmiş durumda. Çünkü semptomlar türbinlerden uzaklaştıklarında ortadan kalkıyor. Bu semptomlar, uyku bozukluğu ve yoksunluğu, baş ağrısı, kulak çınlaması, kulaklarda basınç, sersemlik hissi, baş dönmesi, bulantı, bulanık görme, kalp çarpıntısı, asabiyet, konsantrasyon ve hafıza problemleri, hareket duyarlılığıyla ilişkili panik nöbetleri, uyanıkken veya uykuluyken ortaya çıkan titreme olarak tanımlanıyor.
Tüm bu semptomların nedeni, düşük frekanslı gürültü ve türbin bıçaklarından kaynaklanan ışık ve gölge titreşimleri. Bunlar, gözler, iç kulak ve bedenimizdeki diğer denge algılayıcılarının denge merkezlerine bozuk sinyaller iletmesine yol açıyor. Böylece kişinin nörolojik olarak mekandaki pozisyon ve hareket duyusunu, mekansal hafıza ve konsantrasyonunu etkiliyor. İnsanlar çok basit işleri eskisi gibi yapamaz hale geliyor. Çocukların öğrenme becerileri kötüye gidiyor. Geceleri nedensiz korkularla uyanıyorlar. Dr. Nina Pierpont, insanların tecrübe ettikleri bu ve diğer rahatsızlıkları kendi ağızlarından Vaka Serileri olarak kitapta aktarıyor.
Dr. Nina Pierpont’un bu çalışması ve raporda gözden geçirdiği diğer bağımsız çalışmalar, türbinlere ilişkin güvenli mesafenin en az iki kilometre olması gerektiğini söylüyor. Daha büyük türbinler ve değişik topoğrafyalar için bu mesafe ise daha fazla. Ancak ne yazık ki böyle bir çalışma insan dışındaki canlılarla yapılmış değil. Dahası kitabın 2009 yılı sonunda yayınlanmasıyla, doğal gaz sıkıştırma istasyonları, endüstriyel atık su pompa istasyonları ve diğer elektrik santralleri yakınında yaşayan insanlar aynı semptomları tecrübe ettiklerini bildirmeye başladı. Bu vakalarda da düşük frekanslı gürültünün hastalığa neden olduğu ortaya çıkıyor. Türbinlerin olmadığı Rüzgâr Türbini Sendromu…
“Rüzgâr Türbini Sendromu” aslında elbette daha büyük bir rahatsızlığın sadece bir semptomu. Bu büyük rahatsızlık ise uygar kültürümüzün gezegen ile kurduğu uyumsuz ilişki. Kültürümüzün ihtiyacı olan şifa için hastalığa neden olan uyumsuzlukların giderilmesi gerekiyor. Bu elbette aynı uyumsuzlukları içerisinde barındıran alternatif önlemlerle olmayacak. Tek yapmamız gereken tekrar hatırlamak. On binlerce yıldır gezegen ile uyumlu bir ilişki içerisindeki kâdim kültürleri tamamen yok etmeden önce, bir zamanlar onlardan biri olduğumuzun farkına varmak.
| Dr. Nina Pierpont’un klinisyen olmayanlar için kısaltılmış ve basitleştirilmiş olan “Rüzgâr Türbini Sendromu: Doğal bir deney raporu” kitabını Yabanıl Samizdat sayfasından yahut şu adresten indirerek okuyabilirsiniz: http://www.windturbinesyndrome.com/translations.html |
Serhat Elfun Demirkol
bol dumanlı yeniHarman‘ın Aralık sayısında yayınlanmıştır.
Yorum yaz
Yorum eklemeniz için önce "giriş" yapmalısınız.