Yazı ,
Bir yorum yaz

Ölüler Altın Takar Mı?

İnan Mayıs Aru

Aşağıdaki metin 1997’de anarşist süreli yayın Apolitika çevresi tarafından Bergama köylülerine dağıtılmıştı. Sevgili Tayfun (Gönül) başta olmak üzere pek çok anarşist arkadaş Bergamalıların mücadelesine aktif destek vermiştik. Tayfun bir süre için bölgeye yerleşip Kara Toprak adında anarşist bir ekoloji gazetesinin çıkarılmasına da önayak olmuştu.

Şimdi Çanakkale-İzmir yolunda yanından geçerken bile çorak bir sızıdır Bergama içimde. Neredeyse 20 yıl önce andığımız o 500 maden şimdi Efemçukuru’nda, Kazdağları’nda, Artvin’de, Fatsa’da, bu toprakların dört bir yanında ardı ardına faaliyete geçmeye devam ediyor ve o gün köylülere sorduğumuz sorular bugün de aynı yakıcılığıyla karşımızda duruyor. Bir yandan “altına hayır” derken bir yandan düğünlerde gelinlere, doğumlarda bebeklere altın takmaya devam edecek miyiz? Peki sonra o bebeklere yaşanabilir bir gelecek bırakabilecek miyiz?

bergama17 Mart 1997 de İzmir ve Bergama’da dağıtılan APOLİTİKA ÖZEL EKİ:

Bergamalılar,

“Susma, sustukça sıra sana gelecek!”

Bugünlerde hepimiz bu sloganı atıyoruz. Ama geçmişimize baktığımızda halimiz pek iç açıcı değil. Herkes kendi nasırına basıldığında bağırıyor. Doğrudur, “Ateş düştüğü yeri yakar,” ama “Bugün sana, yarın bana”dır.

Size siyanürlü altının zararlarından bahset­meyeceğiz. Bunu zaten çok iyi biliyorsunuz ve bilmeyenlere de anlatmak için aylardır eylemde­siniz. Peki ya düğünlerde sıra sıra takılan bileziklerden ne haber? Bundan böyle geline gönül rahatlığıyla altın takmaya devam edecek misiniz?

Altın çıkarmanın zararsız bir yöntemi yok. Dünyada serbest halde altın madeni kalmadı; hep toprakla, kayayla karışık. Altını ayrıştırmak için de siyanüründen cıvasına türlü türlü zehir­ler kullanılıyor. Senin, geline taktığın altın dün­yada başka Bergama’ların çölleşmesi, başka Bergamalıların zehirlenmesi demek!

Sen altını hayatından çıkarmazsan, başka yö­relerin insanlarının seni anlamasını nasıl bekleyebilirsin?

Sadece altın mı? Biz diyoruz ki, Eurogold’un siyanürle bir yılda yapacağını, sen zaten şu anki tarım faaliyetinle yirmi yılda yapıyorsun belki. Kullandığın tarım ilaçlarıyla, suni gübrelerle, hormonlarla, sen de yavaş yavaş toprağı çölleş­tiriyor, suyu zehirliyorsun. Biliyoruz, “ekmek parası”.

Yalnızca “ekmek parası” mı peki? Biraz da “otomatik çamaşır makinesi parası”, “otomobil parası”, “beton ev parası”, “yeni bir traktör para­sı” falan. İnsanoğlunun hırsının sınırı yok. Hep sahip olmak istiyor. Her şey benim olsun istiyor. Yetinme diye bir şey yok, “bir lokma, bir hırka” diyene deli gözüyle bakılıyor. İhtiraslarımız sı­nırsız. Ama dünya, toprak, zeytinlikler, sular sınırsız değil.

Dünyanın bir dengesi var. Bu toprak insan­lara milyonlarca yıl baktı. Biz onu yok etmezsek sonsuza kadar da bakmaya devam eder. İhtiras­larımız uğruna, “ekmek parası” diyerek kendimi­zi de kandırıp “ekmek teknemizi” parçalıyoruz. Bu gidişle çok kısa zamanda ekmeğe gerçekten muhtaç olacağız. (Bilim adamları; böyle giderse 50 yılımızın kaldığını söylüyorlar.)

Altının, traktörün, otomobilin, beyaz eşyanın yenmediğini anlayacağız ama çok geç olacak.

Bergamalılar,

Hukuk mücadelesinin sonuna yaklaşıyoruz. En son bir Danıştay kararı kaldı. Danıştay da muhtemelen “Şirket” lehine karar verecek. Güç kimdeyse kanun da ondan yanadır.

Bunu hepimiz hayat tecrübemizden biliyo­ruz. Eurogold propaganda-rüşvet için şimdiden 50 milyon dolar harcamış durumda. Bergama onlar için bir baraj. Sırada 500‘ü aşkın maden alanı var. Bütün paralarıyla-güçleriyle Bergamalıların direnişini bastırmaya çalışıyorlar.

Kaldı ki, Türkiye de kanunlar da fazla bir şey ifade etmiyor. Gökova, Kemerköy, Yatağan termik santrallerinin kapatılması için mahkeme ka­ran var. Ama hükümet bu kararları uygulamıyor

Hukuk mücadelesi verildi ve verilmeye de devam edecek. Ancak, Eurogold şunu bilmeli ki, yasal izinleri aldığı an her şev bitmiş olmayacak. Belki de asıl kavga o zaman başlayacak.

Bergamalılar,

Yaptığınız referandumla siyanürlü altına oy­birliğiyle ‘’hayır” dediniz. Hükümetin, mahkemenin kararı ne olursa olsun; sizin kararınız ’hayır”dır Siz Eurogolda izin vermiyorsunuz. Önemli olan budur.

Ancak, kararınızı irade haline getirmek için kararlılık şarttır. Bedel ödemeyi göze almak şarttır.

Bu şirket, uluslararası mafyanın uzantısı bir şirkettir. Gözünü kırpmadan “cinayet işler”. Brezilya’da kendi hayatlarını savunan Yanonami kabilesinden 70 kişi “Altıncılar” tarafından vahşi­ce katledilmişlerdir. Bu şirket ortakları, yalnızca altınla değil, silah ticaretinden nükleer atık tica­retine kadar her türlü pis işle ilgilidir.

Bütün bunları bilerek, toprağımızı, zeytini­mizi, hayatımızı, haysiyetimizi savunmak için daha kararlı ve tutarlı olalım.

İzmirliler,

Yanı başımızdaki mücadeleden ne kadar ha­berdarız, Bergamalıları ne kadar önemsiyoruz? Siyanürün bize dokunmayacağını mı düşünüyo­ruz?

Size bir müjdemiz var! Tüprag, Menderes- Efemçukuru köyünde sondaj çalışmalarına başlayıp şantiyeyi kurdu. Yeterli altın bulunursa burada da maden açılacak. Sondaj alanının ilginç bir özelliği var. Balçova, Çamköy, Tahtalı barajlarının arasında bulunuyor! İçme suyuna envai çeşit şey karışmasına alışkınızdır, bir siya­nür eksikti!

Söylenecek fazla şey yok aslında. Bin bir türlü güncel kaygıyla bu beton yığınında, bu bok çukurunda yaşamayı kabul ediyorsak, kendimize olan saygımızı iyiden iyiye yitirmişiz demektir.

Çocuklarımıza karşı affedilmez suçlar işliyo­ruz. Onları doğanın sonsuz çeşitliliğinden uzak­ta, otları, balıkları, hayvanları, böcekleri tanıma­dan, naylon ve beton yığını içinde yaşamaya mahkûm ederek “çocukluklarını” çalıyoruz. Vaat ettiğimiz geleceğin ne olduğu malum!

Dört milyona varan nüfusuyla, yok olan körfeziyle yaşanabilir bir İzmir imkânsız. İzmir kendini yok etmekle kalmıyor; Manisa ovasının yeraltı sularını içme-kullanma suyu olarak çalarak Akhisar’a kadar uzanan geniş bir alanı da çölleştiriyor. Korkunç tüketimiyle, yapay hazlarıyla hayatı yok ediyor.

Kentin yıkımına gücümüz yetmiyorsa da, çekip gidemiyorsak da, hiç değilse “henüz” yaşayan Bergama’ya destek verelim!

Unutmayalım,

Bugün Bergama, yarın Menderes!

Çocuklarımızdan af dilerken, vicdanımızı rahatlatan bir gerekçemiz olsun hiç değilse.

Bir Cevap Yazın