Yazı ,
Bir yorum yaz

Kültürün Yemeği

Serhat Elfun Demirkol

İki gün önce bahçede güllerin dibindeki otları temizleyip, toprağı çapalamak ile uğraşıyordum – Evet farkındayım, hiç de doğal değil. Ama iş annemin gülleri olunca, kendisine toprağın işlenmesinden bahsetmek pek sağlıklı sayılmaz. Toprak o kadar kalabalıktı ki, çapayı her vuruşumda içerisinden solucanlar, örümcekler, larvalar, karıncalar vs. fışkırıyordu. Toprağın üzerindeki otları yolarken hepsi toprağın içerisinden çıkıp bir tarafa doğru kaçışıyorlardı. Bu arada yemek vakti yakın…

Yabani pırasa, kaz ayağı, taze nane, ve defne yaprağı ile pişirilmiş bir gün önce tutulan balıklardan oluşan yemeğimden önce, aparatif olarak bir kaç solucan atıştırdım. Nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız, bana tereyağlı makarna gibi geldi. Tereyağlı, soğuk, çubuk makarna gibi midenize doğru kayar…

Şimdi sofradayız. Göbeğinden penisini zor gördüğünü tahmin ettiğim babam, çala kaşık pilav yiyiyor. Yemekteki sohbet ise başta pirinç olmak üzere hububat fiyatlarındaki artış. Düşünüyorum, düşünüyorum, başta ekmek olmak üzere fiyatlardan bihaberim. Yemediğimden olsa gerek. Annem hep, biz senin gibi ekmek yemesek nasıl yemek yetiştireceğiz derdi. Bir an için bir benim önümdekilere bir de sofradakilere baktım. Bence annem yanılıyordu…

Yemek ve Kültür

Etrafınızdaki tüm bitki ve hayvanlar besinden oluşurlar, ve bunların pek çoğu da bir omnivor – hepçil – olan insan için yenilebilirdir. Ancak, yemek, yenebilir besinlerin kültürel anlatımıdır. Kültür, neyin yemek “olduğunu” ve neyin yemek “olmadığını” tanımlar. Bu tanımlama, uygarlığın insanlık üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü en etkili yollardan biridir. O yüzdendir ki; etrafları “yemek olmayan” yenilebilir besinler ile kuşatılmış olmalarına rağmen açlıktan ölen insanlar olmuştur. Halbuki, “bir ormanda açlıktan ölmek imkansızdır.” Canlı yaşamın en yoğun olduğu yerlerden biri olan ormanda dört bir yanınız besin ile çevrilidir. Bir omnivor – hepçil – olarak bu canlılardan pek çoğunu – bitki ve hayvan – besin olarak kullanabiliriz.

Yemek ve Açlık

İnsan günlük gereksinimleri için yemek-olan besinleri tükettiğinden, açlığın gizli sebebi – neyin yemek “olduğunu” tanımlayan – kültürdür. Pek çoğumuz, kültürün temel yemek olarak kodladığı “ekmek” olmayan bir sofra düşünemeyiz. Bu öyle sıkı kodlanmıştır ki; “Ekmek, Adalet ve Özgürlük” sloganı içerisinde yer almıştır – bu üçünün de kodlanışı, kültürün – yani dünya görüşümüzün – istediği şekliyle ve de kendisini hayatta tutacak şekildedir. Ancak temelde tarım kültürünü sembolize eden ekmek aslında tarımcı toplulukların açlığının sebebidir.

Kültürümüz, dünya görüşümüz, genel anlamda uygarlığımız, birbirine oldukça yakın türde evcilleştirilmiş besinleri yemek olarak adlandırır. Bakıldığında oldukça sınırlı ve dar bir besin grubuna bağımlı olarak besleniriz. Bu kırılgan bir besin stoğu yaratarak, açlığı kaçınılmaz hale getirir. Bu yüzden, Richard Lee’ye göre, yanı başlarındaki çiftçiler açlıktan kırılırken, Kalahari Çölü’ndeki !Kung Sanları birkaç yıllık kuraklığı kolayca atlatmıştır.

Başka bir örnek vermek gerekirse; Jared Diamond, Çöküş adlı kitabında, İskandinavya’daki arkeolojik kazılarda kimsenin balık kalıntıları bulmadığını yazar – otuzbeş bin kemik arasında iki balık kemiği kadar. Diamond’a göre bunun bir nedeni vardı; o da balığa karşı kültürel bir tabuya sahip oldukları. Arkeologlar hayvan kemiklerine baktıklarında yeni doğmuş buzağı kemikleri buldular. Ahırdaki inek sayısına denk gelen inek ayak parmak kemikleri buldular. Hatta üzerinde bıçak izlerinin olduğu köpek kemikleri de buldular. Ancak balık kemiklerinden iz yok. Baktığımızda, bu insanlar yemek “olmayan” yenebilir besinlerle çevriliyken, açlıktan ölmüşlerdi.

Yemek ve Geçim Ekonomisi

Yineliyorum; “yemek, yenebilir besinlerin kültürel anlatımıdır. Neyin yemek “olduğunu” ve neyin yemek “olmadığını tanımlar.” Günlük olarak besin tüketen canlılar olarak insanlar, günlük besin ihtiyaçlarını karşılamaya çabalarlar – insanın yemek yemeden ortalama bir ay kadar yaşayabilmesi göz ardı ediyorum. Günümüzde, tek bir büyük kültürün – uygarlığın – kontrolü altında, besin ihtiyacı ya tarım yaparak ya da besini satın alabileceğimiz parayı kazanmak için gününüzün çoğunu çalışarak geçirmekle sağlanır. Emek kutsallaşır, çünkü yemek-olanı sağlayan, hayatı devam ettirendir. Yemek-olmayan ise genelde emek harcanmadan ulaşılabileceklerdir. Özellikle bizler gibi kent insanları için parkta kendiliğinden yetişen hindibaları, sinirotlarını toplayıp yemek seçenek dışıdır.

Bir toplayıcı için yemek-olanın eldesi basitçe onu toplamaktır. Çünkü yemek “olan” canlıdır ve onunla birlikte daha geniş bir canlı yaşamı içerisinde var olur. Çok çeşitli sayıda bitki, yemiş, böcek, hayvan vs. yabanıl insan için canlı oldukları kadar aynı zamanda yemektir.

Yemek ve Dünya Görüşü

İnsanın yemek-olanı elde etmede kullandığı yöntemler, insanın dünyayı algılama şeklini, dünya görüşünü etkiler. Çiftçi toprağa hükmeder. Ekinlerini ve evcil hayvanlarını korumak için diğer hayvanlarla sürekli olarak mücadele eder. Çiftçi, hangi canlının yaşayıp hangi canlının öleceğine karar verir. O, Tanrı(lar)ın gücüne sahiptir. Yabanıl insan toprak ile birlikte yaşar, onu kontrol etmez. Bitkiler kendi kendilerine büyürler. Hayvanlar istedikleri gibi dolanırlar. Yabanıl-yaşayanın hiç biri üzerinde bir kontrolü yoktur. Özünde tüm bitkiler, hayvanlar ve kendisi toprak ile birbirine bağlıdır. Nehirler, göller, tepeler, rüzgar, yağmur, hepsi bu birliktelikte iletişim içerisindedir.

Bu şekilde, yemek-olanı elde etme yöntemi insanların dünya görüşü üzerinde etkiye sahiptir. Ve bu sayede insanın dünya üzerindeki ve evrendeki yerini kültürel olarak kodlamaktadır.

Yemek ve Sağlık

İnsanın fizyolojik gereksinimlerinden biri yemektir. Varlılığını sürdürebilmesi için gerekli olan maddeleri bu yolla sağlar. Aynı zamanda bu maddeler iyi bir sağlık için de gereklidir. Fizyolojinize uymayan, sınırlı besin türleri ile beslendiğiniz zaman bedeniniz için gerekli olan yeterli maddeyi sağlayamazsınız. Bu yüzden uygun yemek-olan tüketimi gerekmektedir. Yabanıl insan için yemek-olanları, kültürümüz büyük oranda yemek-olmayan olarak tanımlar, ve onun için yemek-olan genelde insan fizyolojisine uygun olmayan ve sınırlı besin türleridir. Bu yüzden yetersiz beslenme, obozite ve çeşitli uygar hastalıklara yol açması kaçınılmazdır.

İllâ ki Bir Sonuç Çıkaralım Dersek

Uygarlığın sürdürülemez olduğu ön kabulümüzdür. Yemek-olana bakışımızı değiştirmek, bu kontrol ve ölüm kültürünün üzerimizdeki etkilerinden kurtulmadaki adımlardan biri olabilir – daha geniş, bütünsel bir tepkinin bir parçası olabilir. Bu yüzden, uygarlığın tanımladığı yemek-olanın, bu dünya üzerindeki – bedensel, duygusal ve ruhsal – varlığımızın milyonlarca yıldır bize uygun olanı kanıtladığı tarzda yeniden tanımlanması önemlidir.

Bir Cevap Yazın