Yazı , , ,
7 Yorum

Kilit Altındaki Besin

Serhat Elfun Demirkol

Besin, yani yemek, tüm ihtiyaçların temelini oluşturmaktadır – tabiki su ve hava ile birlikte. Bu yüzden pek çok sosyal konuyla ilişkilidir (Bkz. Kültürün Yemeği). Besinin kontrolü her şeyin kontrolünü elinde tutacaktır. Daniel Quinn’in ortaya koyduğu en önemli gözlemlerden biri ise uygarlığın besini kilit altına aldığıdır. Besinin kilit altına alınması, uygarlığın insanlık üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü en güç yollardan biridir.

Peki besin nasıl kilit altına alınır? Mem – genin kültürel karşılığı olarak… Yemek memleri tüm bu süreci kolayca işleme koyarlar. Bu memler, Kültürün Yemeği yazısında bahsettiğim şekliyle besini yemek-olan ve yemek-olmayan olarak tanımlarlar. Bu tanımlamalar kültürden kültüre çeşitlilik gösterse de, uygarlık bunu çok daha kuvvetli ve etkili bir şekilde sürdürür.

“Yemek yalnızca insanın yetiştirdikleridir.” Bu ifade ile doğrudan karşılaşmıyor olabiliriz. Ancak hayatımızın belli alanlarında – özellikle beslenme ile ilgili – bunun etkisi ve kısıtlamalarını hissetmekteyiz. Her şeyin besin olduğunu bilsek de, neyin yenebilir veya yenilmez olduğunun bilgisi bizi pek çok yerde kısıtlar. Öyleyse uygarlığın besini kilit altına almak için kullandığı yöntem bu bilgiyi bizim ellerimizden almak ve bu bilgiyi belirli bir kesimin kontrolüne vermektir. Uygarlık bu şekilde besini kilit altına alarak bizi besin elde etmek için kendi süreçlerine katılmaya, bunları sürdürmeye ve yaymaya zorlar. Böylece dünyaya rastgele dağılmış olan besini serbestçe elde etmek yerine, tarlada ya da başka işlerde uzun saatlerce çalışmak veya besini/yemeği satın almak zorunda bırakılırız.

Bu bilgi – neyin yenebilir olduğunun veya olmadığının bilgisi – besinin kilitlerini kırmak için önemlidir. Etrafımız mevcut kültürümüzün “yemek-olan” olarak tanımlamadığı ancak yenebilen besinlerle doludur. Eğer bu bilgiye yeniden ulaşırsak belki de kilitlerimizi kırmaya başlayabilir ve yemek-olanı tekrardan tanımlayabiliriz. Bir sonraki öğüne kadar bunu bir düşünün.

1 yorum

  1. sahin says

    Bu gerçekten olmuş mu?
    Yani,
    “Ve bebek şekerlemelerin yüzüne bile bakmadan vücudu neye ihtiyaç duyuyorsa o meyveye uzanıp almış…”
    Bu çok ilginç geldi bana, oysa bebeklerin, algı yetenekleri gelişmediği için, çok parlak , çok renkli, veya çok ses çıkartan şeye yönelirler diye düşünüyordum.
    Sadece toprak(erişebildikleri alan içerisinde) olunca toprağı yemeleri zaten çok mantıklı birşey.
    Ama vücut ihtiyacına göre seçim yapmaları beni şok etti. Sebebi; bende beslenmemi vücudumun ihtiyaç duyduğu şeye göre yaptığımı düşünüyordum, yıllarca insanlara yaşıma göre çok genç göstermemin sebebinin bu olduğunu söylüyordum, Body salonumuz vardı ve ben hocalık yaptım, bir tane türkiye şampiyonu yetiştirdim. Hiç et sevmediğim halde gözümün önünde cızırdayan et görüyordum ve gidip yiyordum.
    İnsanın temel besin ihtiyaç listesi sınıflandırması bir elin parmaklarından azdır.
    -Şeker
    -Yağ
    -Protein
    -Karbonhidrat
    ve bunların içinde olabilecek vitaminler ve meyva şekerleri.
    Bu konu beni çok şaşırttı açıkcası.

  2. Sorunuzu anlayamadım. Ben henüz kültüre maaruz kalmayan bedenlerin vücutlarının neye ihtiyaç duyduğunu hissedebilmeleri üzerine bir örnek vermiştim…

    Madem ki şu sözünü ettiğim deneyden de bahsedeyim. Masanın bir tarafına sebzeler meyveler yığmışlar bir tarafına da jelibonlar, şekerlemeler. Ve bebek şekerlemelerin yüzüne bile bakmadan vücudu neye ihtiyaç duyuyorsa o meyveye uzanıp almış…
    Bu duruma paralel bir örnek vermiştim toprak örneğini…

    Günümüz koşullarında bu bebek yetiştiğinde, kültürlendiğinde yüksek ihtimal tercihleri değişecek ve ihtiyacı olduğu vitaminler yerine renkli boya maddeli jelibonları tercih edecek…

  3. “Annelerin yeme onu pis bırak diyerek aktardıkları bilgi mem olmuş olmuyor muydu, ben mi karıştırıyorum?”

    Sözünü ettiğin döneme bebeklerde oral dönem adı veriliyor ve bebeklerin bu dönemde ne bulurlarsa ağızlarına atmalarının sebebi yalnızca yenebilir olup olmadığını kontrol etmek değildir. Bebekler bu dönemde ağızlarıyla algılamaya başlıyorlarmış ve birşeyleri ısırmak kemirmek bebeklere bir çeşit haz veriyormuş.

    Bebekler henüz kültüre maaruz kalmadıklarından vücutlarının neye ihtiyaç duyduklarını hissedebiliyorlarmış. Bununla ilgili deneyler yapılmış ama kaynak bulamadım.

    Ama örnek olarak, demir eksikliği olan bebeklerin toprak yemeye çalışmaları gösterilebilir. Hatta içgüdülerin yoğunlaştığı hamilelik döneminde kadınların bile toprak yeme isteği duyduklarını okudum az önce o da ilginç.

  4. Sudaki İz says

    Ben yemek kültürünün memler aracılığıyla aktırıldığını pek sanmıyorum.Öyle olsaydı bebekler etrafı keşfetmeye çalışırken buldukları canlı-cansız herşeyi ağızlarına atıp yenilebilir olup olmadığını kontrol etmezlerdi.Biz böyle bir araştırmacılıkla doğmuşken,annelerimizin “yeme onu,pis o pis,bırak!” çığlıklarıyla öğrenmeye başlıyoruz kültürümüzün yemeğini.
    Ama neyin zehirli olup olmadığı bilgisini aktaran memler varsa pek güzel olur.:)

  5. Böğürtlen, kızılcık, ahlat, kuşburnu, gelincik, papatya, bazı yabani mantar türleri, balık, midye, istiridye, ahtapot, yengeç, böcek/istakoz/pavurya/çağnoz, madımak, kuzukulağı, yabani semizotu…

Bir Cevap Yazın