Hediyeler ve Öyküler

29 Mayıs 2009

Utah Üniversitesi’nde bir antropolog olan Pauline Wiessner ile yapılan bir röportaj ile karşılaştım. Pauline Wiessner, röportajda, !Kungların mesafe ve zaman karşısında sosyal ilişkilerini nasıl sürdürdüklerinden bahsediyor: Hediyeler ve öyküler, !Kungların hayatta kalmaları için hayati öneme sahip.

Hediyeler, ilişkinin canlı ve iyi durumda olduğunu, ve hediyeleşen kişilere ihtiyaç zamanlarında birbirlerine başvurabileceklerini belirten bir çeşit sözleşmeye sahip olduklarını hatırlatır. Kalahari çölünde insanlar ortada bir badire yokken bile birbirlerine hediyeler gönderir. Eğer hediyeler gönderilmezse, bu, ilişkinin kötü durumda olduğu anlamına gelir. !Kunglar sosyal ilişkilerinin zor zamanları atlatmaları için ne kadar hayati olduğunu biliyorlar.

Bushmanlar, uzaktaki kimselere duydukları hislerini canlı tutmak için öykücülüğü (öykü anlatma sanatını) kullanırlar. Sevdikleri hakkında konuşarak/öyküler anlatarak, ne kadar uzakta olsalar da !Kunglar onları akıllarında tutar ve ilişkilerinin devamını sağlarlar.

Kötü zamanlarda – kuraklık, seller, açlık – !Kunglar sevdikleri hakkında öyküler anlatır, onları ne kadar özlediklerinden bahsederler. Sevdiklerinin her zaman akıllarında ve kalplerinde olduklarını söyledikleri hediyelerini hazırlar ve ziyaret için yola çıkarlar. !Kung insanları yılın hemen hemen üç ayını hediyeleştikleri kişileri bu şekilde ziyaret ederek geçirir. Hediyeleşme, öykücülük ve ziyaretler ilişkileri sürdürmede en başarılı yollardan biri olmuştur. Bunlar, !Kung insanlarının dünyanın en zorlu bölgelerinden biri olan Kalahari çölünde hayatlarını devam ettirmek için sahip oldukları kanıtlanmış bir yöntemdir.

Pauline Wiessner’in !Kung insanlarının sahip olduğu bu davranışın günümüzde modern insandaki karşılığı olarak Facebook örneğini göstermesi ilginç.

Serhat Elfun Demirkol

Yaşam biçimimizle var olan malum ideolojinin gerektirdiği biçimde, yaşam alanlarımız sürekli değişiyor. Bu değişimlerle beraber bizler de çevremizle olan ilişkimizi sürdürecek şekilde hizaya getiriliyoruz. Bunun en çarpıcı örneklerinin yaşandığı kentlerde metro duraklarının büyük alışveriş merkezlerine olan yakınlığı, artan tüketim alanlarının yanında kamusal açık alan kaybı, dev otobanlarla donatılan  adacıklar ve yollarla parçalanan mahalle kültürleri, bizler üzerine biçilen bir tasarıyla paralel değişimler olarak tanımlanabilir.

Dünyamızın yok olma eşiğine sürüklendiği şu zamanlarda, bunu engellemenin yaşam biçimlerimizin değişimi ile mümkün olabileceğine dair fikirlerin dikkate alması gereken konuların başında kuşkusuz “yaşam alanlarımızın yeniden gözden geçirilmesi ve dönüşümü” geliyor.

Konuyla ilgili kendimize öncelikle şu soruyu sorabiliriz:

“Çevremize verdiğimiz zararı ve bağımlılıklarımızı en aza indirgeyerek nasıl sürdürülebilir yaşam alanları yaratabiliriz?

Bu soruya arayacağımız cevap; geleneksel-yerel mimari, peyzaj mimarisi, sürdürülebilir mimari, doğal yapılar, permakültür gibi bir çok alanı içine dahil eden bir araştırma süreci içeriyor.

Bu araştırma sürecine, barınma ihtiyacını karşılayabilecek harika bir yapı malzemesi ile başlamak istiyorum:

Saman Balyası

Çimento ve tuğla ilk bakışta vazgeçilmez iki yapı malzemesi gibi gelebilir. Fakat çevreye zarar vermeyen yapılardan söz edeceksek eğer, öncelikle üretim sürecinde yüksek enerji gerektiren, geri dönüşümsüz, çevreye zarar veren yapı malzemelerinin yerine ne tür doğal malzemeler kullanabileceğimiz konusunda bilgi sahibi olmamız gerekiyor.

Buna bulunduğumuz coğrafyada kolaylıkla bulunabilen saman balyasını tanımakla başlayalım…

Yazının devamı »

Geyik Kulakları

23 Nisan 2009

Geyiklerin işitme duyuları çok keskindir. Ortamdaki en zayıf sesleri duyabilirler. Kuşların şarkıları ya da rüzgarın ağaç dallarını sallarken çıkardığı seslere ilgisiz görünürler, ancak farklı bir çıtırtı ya da kuşların tehlikeyi haber veren bağırışlarını duyduklarında hemen kafalarını kaldırır ve kulaklarını oynatmaya başlarlar. Yüksek bir farkındalığa sahiptirler. Doğada herkesin bir sesi vardır ve her ses etrafta olup bitenleri anlatır. Geyiğin kulakları kadar keskin duyamasak da onlar kadar farkındalığa sahip olabiliriz.

Sessizce oturun… Gözlerinizi kapatmak yardımcı olacaktır. Etrafınızdaki tüm sesleri aynı anda duyun. Sesleri tek tek birbirinden ayırın. Ve her sesi kendi içerisinde ayırın. Ritmler… En küçük sesler… Duyduğunuz en küçük sesin farkına varın. Sesleri tanıyın; herkesin ritmini, müziğini dinleyin… Seslerdeki değişikliklerin farkına varın. Seslerin anlattığı hikayeleri izleyin… Herkesin bir sesi vadır… Dinleyin… En çok kaç farklı sesi duyabilirsiniz…

Not: Uyugulama sırasında duyularınız zihninizin önüne geçmeye başladıkça, çevre algınız değişebilir. Bir rüya hali gibi… Çünkü zihin, duygulardan, mantıksal olarak algıladığınız dünya ile uyuşmayan gerçek deneyimleri önemsememesini ister.

Jeff Vail – Köksap Nedir?

Geçen yaz, Cambridge’den Shishir Nagaraja ve Ross Anderson, “Örtülü Çatışmanın Topolojisi” başlıklı çok enteresan bir makale yayınladı. Bu makale, hiyerarşi ve köksap arasındaki muharebenin esasını ele alır. El-Kaide ve dosya paylaşım sistemleri gibi merkezsizleştirilmiş ağlara etkili bir şekilde nasıl engel olunabileceğinden bahsetmek için tasarlanırken, köksap prensipleri üzerine kurulmuş bir toplumun savunması için çok derin bir kuramsal temel sağlar. Makaleyi kısaca inceleyeceğim, ve daha sonra köksapın ideal yapısı ve doğal esnekliği üzerine tamamen kuramsal bir perspektiften bazı düşünceler sunacağım.

Konuya bir giriş olarak, Nagaraja ve Anderson’un makalesinin özet bölümü aşağıdadır:

Yazının devamı »

Jeff Vail – Köksap Nedir?

UNPlanner günlüğünde, Walther Christaller’in saygı uyandıran Merkezi Yer Kuramını yeniden tanıttığı ve kuramın bir düşük-enerji dünyasındaki devam eden rolünü tartıştığı mükemmel bir yazı yayınladı. Kuram, ve UNPlanner’ın yazısı, bir köksap kafes yapısının geçerliliğini sorguluyor (“Bir Mezra Ekonomisi Tasarlamak” yazısında ileri sürdüğüm gibi. UNPlanner’ın yorumu ise burada.) çünkü böyle bir kafes yapısı “süper-düğümleri” reddeder, ve ekonomik topolojiyi esasen “düz” tutmaya çalışır. Bu yazıda, 1) Merkezi Yer modelinde sübvansiyonun ana rolünün tartışılmasını, 2) Kendi kendine yeterlilik eşiğini bilinçli olarak düşük bir seviyede tutarak bir köksap-kafesin eşsiz uyum sağlama becerisini, 3) Sübvansiyonla desteklenen merkezi-yer altyapısıyla yoğurulmuş hiyerarşik bir sistemin döküntüleri üzerine köksap-kafesi inşasının kaçınılmaz yapaylığına rağmen bir köksap-kafesin kendisini devam ettirme yeteneği, ve 4) Bir köksap-kafesin hiyerarşinin gelişmesini kolaylaştırmadan Merkezi Yer’in potansiyelini kullanmasına izin veren yeni bir Dinamik Merkezi Yer Etkileşimi rolü üzerine kendi görüşümü sunmayı umuyorum.

Yazının devamı »

Jeff Vail – Köksap Nedir?

Melez/bahçecilik üretim tarzı, yeterli, çeşitlendirilmiş, esnek ve sürdürülebilir üretim düğümleri yaratabilir mi? Bu yazı, asgari ölçekte kendi kendine yeten düşük değer düğümleri yaratmak için önerilen modelin ana hatlarını anlatır. Bu yazı, “Bir Mezra Ekonomisi Tasarlamak” başlığının devamıdır, ve düğüm seviyesindeki bir melez/bahçecilik sistemi aracılığıyla asgari kendi kendine yeterliliğin yaratılmasını ayrıntılarıyla açıklamaya çalışır: 10-40 kişilik genişletilmiş aile grubu.

Değerlendirme ölçütleri:

  1. Kişi başına, haftada ortalama 20 saatten az çalışmayla besin ve enerjide düğüm seviyesinde asgari kendine kendine yeterlilik sağlama (yeterlilik ve esneklik kontrolü)
  2. İhtiyaçların %10′dan fazlasının tek bir münferit sistemden karşılanmadığı şekilde çeşitlendirme (çeşitlilik kontrolü)
  3. Beş yılda bir üretimin en az %50′sini karşılayabilecek şekilde fidancılıktan elde edilen üretim fazlası stoğunun kurulması (esneklik kontrolü).
  4. Üretimin en az %50′sini toplayıcılık/avcılıktan karşılayabilme yeterliliği (esneklik kontrolü).
  5. Toprağın üretim potansiyelini yıldan yıla geliştirmek (sürdürülebilirlik kontrolü).

Bu ölçütler için elbette geri besleme rica ediyorum, ancak şimdilik aklımdan devam edeceğim.

Yazının devamı »