Dünyaya baktığımda delirmiş bir kargaşa görüyorum. Her şey bir biri içine girmiş ve sanki hiç düzelemeyecekmiş gibi karışmış durumda. Tarihimiz boyunca hiç bu kadar –izm’i bir arada gördüğümüzü sanmıyorum. Ortaya çıkan her fikir kendini yıkması, evirmesi gerekirken, kendini ideolojileştirmeye devam ediyor – ama isteyerek ama istemeyerek.

Evet çağımız, sanıldığı gibi ne uzay çağı ne de bilim. Çağımız ideolojiler çağı; ve bu ideolojilerin ön gördükleri nihai kurtuluş projeleri etrafımızı sarmış durumda. Artık fikir önderleri, tıpkı dinlerin ortaya çıkışındaki amaç gibi yine benzer amaçları dillendiriyorlar. Birileri, yine diğerlerine neyin nasıl olması gerektiğini anlatıyor. İnsan doğasının iyi ve kötü dikotomisine göre – yada daha farklı dikotomilere göre – izahı yapılıyor. Yeni çağın materyalist dinleri ve din adamları Cenneti vaat ediyor.

Bununla birlikte, tüm bu fikirlerin takipçileri öngörülen sosyal devrimi bekliyorlar yada sosyal devrimi yaratacak tarihsel koşullar, ekonomik ve sosyal yapının yeterliliği için mücadele veriyorlar. Ve her birinin öngördükleri sosyal devrim adına kitlelerin sosyalleşmesi (evcilleşmesi) için çaba harcanıyor; ta ki sosyal düzenin alt üst olacağı ve sosyal devrimin gerçekleşeceği güne kadar.

Yazının devamı »

Uygarlık ve İlkellik

24 Kasım 2005

John Zerzan “Gelecekteki İlkel” ve Richard Leakley “Göl İnsanları” kitaplarından derlenerek yazılmıştır.

Paleolitik toplumlar, bugünün kanlı dünyasının açıklamasına göre, cehaletin, sefaletin, açlığın ve kanlı yaşamın hakim olduğu bir yaşam biçimlerine sahipler. Bu yanlıştır.

Toplayıcı-avcılar besinlerini doğrudan doğadan ilişkide bulundukları hayvanlardan ya da bitki ve meyvelerden elde etmektedirler. Tarım gibi, beslenmek için hem çevresel etkilere hem de diğer insanlara muhtaç olduğun bir işlemi gerçekleştirmeyip, sürekli olarak kamp alanlarını değiştirirler, ancak bu kıtlıktan değil, doğanın sunduğu zengin ikramdan yararlanmak amaçlıdır. Afrika’da yaşayan !Kung’lardan birinin Richard Lee’ye “Dünyada bu kadar çok mongongo fıstığı varken neden toprağı ekelim!” demesi bunun güzel bir örneğidir. Yine Richard Lee’nin aktardığı üzere, “!Kungların çalışma süreleri konusundaki ölçümleri yaparken, Kalahari Çölünün o bölgesinde üç yıldır şiddetli kuraklık hüküm sürüyordu ve zaman kurak mevsimdi. Komşu Botswana’da, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan nüfusu 500bin dolayındaki Bantuların üçte birinden çoğu o kadar zor durumdaydı ki, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı onları açlıktan kurtarmak için bir yardım kampanyası başlatmak zorunda kalmıştı. Bu arada !Kunglar ise, çok az çaba harcayarak, toprağın doğal ürünleriyle sağlıklarını çok iyi koruyabiliyorlardı.

Yazının devamı »

Temsiliyet Üzerine

24 Kasım 2005

Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik kitabından…

Şimdi sormak lazım, niçin insanlar şeyleri imgelere indirgemeye ihtiyaç duyuyor? Bir yanıt, hemde apaçık bir yanıt vardır: İmgeler güvenlidir. Hayalimde, imgeler dünyasında, hem dehşet verici suçlar işleyebilir, hem de masum kalabilirim. Uçurumdan aşağı atlayabilir ama dibe vurmadan gerçeğe dönebilirim. Hiçkimse bir patlamayı gösteren bir resmi seyrederken parçalara ayrılmaz. Dolayısıyla eğer deneyimlediğim haliyle dünya bir imge olsaydı güvende olurdum. Ve dünyayı ne kadar bir imge olarak görmeye ihtiyaç duyuyorsam, o kadar dünya tarafından tehdit edildiğimi hissediyor, bütün tehlikeleri o kadar tahammül edilmez buluyorum demektir. Ancak içinde yaşadığım dünyayı bir resim olarak görmek: Bu demektir ki resmedilen bir şey, görünüşlerin altında yatan gerçekten gerçek bir şeyler alemi vardır. Gelgelelim, bu gerçekten gerçek alemi bizi tehlikeye düşürmesin diye de, elimizin altında korunaklı tutulmalıdır. İşte bu nedenle Kant’ın görüşlerinin altında yatan, ancak hakkında hiçbirşey bilmediğimiz “kendinde şey”i vardır. Sistem olağanüstüdür. Ancak içine korku ve acı sinmiştir. Kimsenin hiçbir zaman bir atomaltı parçacığın saldırısına maruz kalmaması, temel bir ontolojide parçacıklardan yararlanmak için iyi bir nedendir. Ancak eğer şu sandalyeyi kaldırıp kafanda parçalarsam, hala sandalyenin katı olmadığı inancını koruyup korumayacağını merak ediyorum.

Yazının devamı »