Değişim Kitabı

9 Eylül 2011

Bu kitabın ilk başlığı kitap hakkındaki ilk görüşlerimi yansıtmıştı: Değişim Kitabı. Çünkü kültürümüz insanlarının değişimden daha fazla istedikleri başka hiçbir şey yok. Umutsuzca kendilerini ve etraflarındaki dünyayı değiştirmek isterler. Bunun nedenini anlamak hiç de zor değil. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyorlar – kendileriyle ilgili dünyayla ilgili bir şeyler yanlış.

İsmail’de ve diğer kitaplarımda, bu yanlışı anlamaları için insanlara yeni bir bakış açısı verdim. Bilakis bunun yeterli olacağıyla ilgili saf bir fikre kapıldım. Aslında genelde yeterliydi. Bir şeyle ilgili neyin yanlış olduğunu biliyorsanız – arabanız, bilgisayarınız, buzdolabınız veya televizyonunuz – gerisi görece kolaydır. Yine aynısı olacağını sandım, ama elbette olmadı. Binlerce kişi, tekrar ve tekrar, “Ne söylediğinizi anlıyorum – dünya ve dünyadaki yerimizle ilgili fikirlerimi değiştirdiniz – ancak şimdi ne yapmam gerekiyor?” diye sordu.

“Her şey ortada değil mi?” diyebilirdim. Ancak bariz bir şekilde değildi.

İşte bu kitapta açıklayabilmeyi umut ediyorum.

Uygarlığın Ötesinde

6 Eylül 2011

Daha önce sitede tanıtmış olduğumuz Daniel Quinn’in Uygarlığın Ötesinde (Beyond Civilization) kitabını bölüm bölüm Türkçe olarak yayınlamaya başlayacağız. Umarım hoşunuza gider. E, hadi başlayalım.


BÖLÜM BİR

Problemi Kuşatmak

Bu hikayeyi büyük babamdan dinledim. O da kendi büyük babasından dinlemiş. Büyük babası da kendi büyük babasından. Bu, yüzyıllarca bu şekilde devam etmiş. Anlayacağınız bu hikaye çok eski. Ama asla kaybolmayacak, çünkü ben de kendi çocuklarıma aktaracağım ve çocuklarım da kendi çocuklarına. Bu şekilde aktarılmaya devam edecek.

Çingene Masalcı Lazaros Harisiadis,
Diane Tong Çingene Masalları’ndan alıntı

Başlangıçtaki Hikaye

Bir zamanlar dünya denen bir gezegende yaşam ortaya çıkmıştı. Kurtlar, balıklar, kuşlar, orangutanlar, keçiler, aslanlar, hepsi kendine özgü pek çok farklı sosyal yapıya sahiplerdi. Yaşam ağının üyelerinden olan bir tür ise kabile denilen eşsiz bir sosyal yapı geliştirdi. Kabile milyonlarca yıl boyunca insan için işe yaramıştı, ancak bir zaman geldiğinde kabileye göre daha hiyerarşik olan (uygarlık denilen) yeni bir sosyal yapıyı denemeye karar verdiler. Çok geçmeden, hiyerarşinin en tepesindekiler büyük bir lüks içerisinde yaşamaya başladı, boş zamanlarının tadını çıkarıp her şeyin en iyisine sahip oldu. Onların altındaki daha geniş bir sınıf insan ise oldukça iyi yaşıyordu ve bundan şikayetleri yoktu. Ancak hiyerarşinin en altında yaşayan kalabalık bundan hiç de hoşlanmadı. Hayatta kalmak için mücadele ediyorlardı. Çalışıyor ve hayvan sürüleri gibi yaşıyorlardı.

“Bu işe yaramıyor,” dedi kalabalık. “Kabile tarzı daha iyiydi. O tarza geri dönmeliyiz.” Ama hiyerarşiyi yönetenler “O ilkel yaşamı sonsuza kadar arkamızda bıraktık. Ona geri dönemeyiz.” dediler.

“Geri dönemiyorsak,” dedi kalabalık, “o halde ileri gidelim – farklı bir şey geliştirelim.”

Yöneticiler “Olamaz,” dediler, “çünkü daha farklı bir şey mümkün değil. Uygarlığın ötesinde hiçbir şey olamaz. Uygarlık, son, aşılmaz bir keşif.”

“Ama hiçbir keşif asla aşılmaz değil. Buhar makinesi gaz motoruyla aşıldı. Radyo televizyonla aşıldı. Hesap makinesi bilgisayarla aşıldı. Uygarlık neden farklı olsun?”

“Neden farklı olduğunu bilmiyorum,” dedi yönetici, “Sadece öyle.”

Ama kalabalık buna inanmadı – tabi ben de inanmadım.

AK Parti’nin her yaptığını çağ dışı davranış olarak görmek ve dillendirmek yanlış diye düşünüyorum. Nitekim, AK Parti’nin tüm projeleri gayet de çağımıza uygundur. Hatta öyle ki; jeolojik olarak bile. Nasıl mı?

İçerisinde bulunduğumuz jeolojik dönem Holosen olarak adlandırılır. Bu dönem, gerçek bir jeolojik dönem olmasa da, insanın, dünyanın jeolojisine mühahalesiyle anılan 10,000 yıl öncesinde başlayan sözde-jeolojik bir dönemdir. İleri demokrasi ve medeniyetin en yoğun yaşandığı günümüz elbette ki Holosen ile bire bir örtüşmektedir.

İleri Medeniyet Projeleri
İleri(!) insanların geri varlıklara – kendileri gibi düşünmeyen insanlar, hayvanlar, bitkiler, nehirler, taş, toprak, vs. – yaptığı müdahaleler tarihte farklı isimlerle ama hep “bir ileri medeniyet projesi” olarak anılmıştır. Proje yöneticilerinin sahip oldukları ünvanlar dönem dönem farklılık gösterse de benzer özelliklere sahipti. Firavunlar, krallar, imparatorlar, başbakanlar…

Yazının devamı »

Gerçeğin Çölü

24 Nisan 2011

Tunus, Lübnan, Mısır, Libya… Arap dünyası isyanlarla sallanıyor. Tüm dünyanın gözü ve kulağı bu bölgede. İsyanlara demokrasiye doğru atılan olumlu bir adım olarak bakanlar yanında farklı düşünenler de var. Bunlardan biri ise Dilaver Demirağ. Kendisi “illa bir toplum kendi hukukunu tayin ederken batının toplum sözleşmesi denilen modelini birebir taklit etmek zorunda mı?[1]” diye soruyor ve demokrasinin emperyalist bir öge olduğunu ileri sürüyor. Dilaver’e göre batı, kendi demokrasisini tüm dünyaya ihraç ederken bir ülkenin demokratik olup olmamasına karar veren ve bunun standartlarını belirleyen de kendisi. Nitekim, Paris’de bir araya gelen demokrasi temsilcisi ülkelerden bazıları bu yazıyı kaleme alırken Libya’ya hava operasyonu başlattılar.

Tüm bu süreçte sosyal medyanın isyanlardaki yeri de çokça konuşuldu. Sosyal medya ve ağlar Arap dünyasındaki bu dönüşümle birlikte özgürlükçü ve eşitlikçi araçlar olarak alkışlandı. Öyle ki sohbet ettiğim kimi insanlardan bu teknolojinin dünyaya eşitlik getireceğine dair inançlarını dinliyorum. Peki sosyal medya ve ağlarla gerçekten de özgürlükçü ve eşitlikçi yapılar sağlanabilir mi? Yoksa buralar yeni savaş alanları mı?

Yazının devamı »

Pardon Çağı

16 Nisan 2011

Derrick Jensen
Orion 2011 Mart sayısı

En az on beş yıldır bu kültürün işlevsel olarak, içsel olarak, sistematik olarak adaletsiz ve sürdürülmesi mümkün olmayan bir kültür olduğunu, yasal yaklaşımlar bu adaletsizlikleri ya da sürdürülemezliği belli belirsiz yumuşatırken, bu yaklaşımların asla gerçek anlamda yeterli olmayacağını söylüyorum. Yanılmışım. Yakın zamanlarda kendimi bu kültürün adaletsizliklerini ve sürdürülemezliğini çözecek türden yasal bir çözümü hayal etme yönünde kışkırttığımt ürden bir düşünce deneyine giriştim.

Belki biraz ön bilgi vermem gerekir. Bu kültürün temel sorunu, her anlamda şiddet uygulayanların neredeyse hiç sorumluluk yüklenmemesi, buna ev içi şiddet ve tecavüzden (hapiste sadece bir gece geçiren tecavüzcü oranı %6) çevreye karşı hükümet sponsorluğunda işlenen şiddet eylemleri, savaş suçları ve kitlesel suçları da katabiliriz. Pek de komik olmayan bir bilmece ne demek istediğimi anlatacaktır.Soru: İki eyalet, büyük bir şirket , 40 ton zehir ve en az 8 bin ölü insanı çarpınca sonuç ne olur? Cevap: Tam ücret artı faiz ile elde edilen mis gibi bir emeklilik ( Union Carbide CEO’su Warren Anderson). Gezegeni yıkıp geçiren insanların gerçekten bir bedel filan ödemediğini farkeden tek kişi ben değilim. BP CEO’su Tony Hayward’a ne oldu?, bu adam diğer insanlarla beraber devasa Deepwater Horizon petrol akıntısından sorumlu tutulmalı. Adam 1,6 milyon dolarlık bir ihbar tazminatıyla görevinden çıkarıldı, ayrıca yıllık emekli maaşı da 1 milyon dolar civarında (BP hisselerinin çoğu da onun elinde). Bazı cesur insanlar, cesaretle, azıcık da olsa minicik de olsa, öhhö, nezaketle acaba ihbar tazminatı en aza indirilebilir mi diye soracak oldular; ama Hayward’ın başını mızrak ucuna takıp New Orleans tepelerinde dolaştırmaya niyet eden türden bir kamu davası açıldığını duymadım (ama duyduğuma göre şahsi davalar açılmış).

Yazının devamı »

“Hayatında hiç MHP’ye oy vermemiş ilk okuldaki beş arkadaşını bulacaksın, orta öğretimden beş arkadaşını bulacaksın, asker arkadaşından beş tanesini bulacaksın, mahalle arkadaşından beş tanesini bulacaksın, sokaktan da 4 arkadaş, hepsini topla 24. 49 milyon bölü 24. Ortaya çıkan rakam ülkücülerin oy temin etmesi gereken hane sayısı . O hane sayısı 24 oy getirirse 19 milyon oy ile iktidar olursunuz.” – Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı

Devlet Bahçeli gibi bir ekonomist olmadığımdan kaynaklı olsa gerek bu hesabın içerisinden çıkmam epey vakit aldı. Bahçeli’nin tek başına iktidara göz koyduğu hesaplamanın bir benzerini iktidara göz koymayan aksine sağlıklı ve eşitlikçi sosyal yapıların hakim olduğu bir dünya özlemi içerisinde olan biri olarak yapmaya çalışacağım.

İngiliz antropolog Robin Dunbar’a göre kararlı ilişkiler kurup bu ilişkileri sürdürebileceğimiz kişi sayısı 150’dir. Bu sayı, insan beyninin neokorteks büyüklüğünün bir fonksiyonudur. Dunbar’ın primatlarla yaptığı gözlemler sonucu geliştirdiği bu formüle göre esasen insanlar için 147,8 olan bu sayı, elbette sabit bir değer değil. 100 ile 230 arasında değişebiliyor.

Yazının devamı »