John Zerzan

Dijital dünyaya olan bağımlılığımız bir materyal pahasına  ortaya çıkıyor.

Her defasında Apple yeni bir iPhone ya da iPad halka sunduğunda dünya çıldırıyor. Fakat ne fark eder? Neden ‘smartphone’ (Akıllı Telefon) ve tabletler bu kadar önemli oldular?

CNN’de Şubat’ın sonlarında, Andrew Keen, Cep Telefonu Dünya Kongresinde (Mobile World Congress) rapor verirken, raporun “Cep Telefonlarımız Nasıl Frankenstein’in Canavarı Oldu”  isimli bir bölümünü “cep telefonlarına olan bağımlılığımızda bir artış” olarak andı.
SecureEnvoy, bir İngiliz güvenlik firması, cep telefonu yokluğu korkusu ya da cep telefonu kaybetme korkusu olarak adlandırılan yaygın bir durumu açıkladı. SecureEnvoy tarafından yapılan ankete katılanların üçte ikisi cep telefonlarını kaybetmekten çok korktuklarını – bu korku 4 sene önce %53’ten yükseldi – belirterek bu korkunun titreme, terleme ve mide bulantısı gibi belirtileri olduğunu kaydettiler.

Yazının devamı »

Davranış sözcüğüne sözlükten baktığımızda bunlar karşımıza çıkıyor: Kişinin özellikle ahlak bakımından gösterdiği davranım. Bir kimsenin içinde bulunduğu toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullar dolayısı ile geliştirdiği ve onu aynı durumdaki kimselere yaklaştıran davranımların tümüne verilen ad. Bir kimse ya da bir olay karşısında alınan durum. Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı. Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin tümü. Bir toplumda ya da toplumsal kümede genellikle alışkanlık durumuna gelen ve saymaca olan, görece tekbiçimli bir eylem türü. Tutum, dürtü ve uyaranlarca güdülenen ve ortak tanımı bulunan kalıplı edim.

Sizce nedir?

Atalarımızın bir davranışından örnekle gidelim.

Yazının devamı »

Programlar, başarısız olurken insanları meşgul göstermeye yarar. Eğer programlar gerçekten de kendilerinden beklenen şeyi yapmış olsalardı, insan toplumu bir cennet olurdu: devletlerimiz, okullarımız, yasalarımız, adalet sistemlerimiz, ceza sistemlerimiz, vs. işe yarardı.

Programlar başarısız olduğunda (her zamanki gibi), kötü tasarım, bütçe ve personel eksikliği, kötü yönetim ve yetersiz eğitim gibi şeyler suçlanır. Programlar başarısız olduğunda, daha gelişmiş tasarım, daha fazla bütçe ve personel, üstün yönetim ve daha iyi eğitimle değiştirilebilecekleri umulur. Bu yeni programlar da başarısız olduğunda (her zamanki gibi), tekrar kötü tasarım, bütçe ve personel eksikliği, kötü yönetim ve yetersiz eğitim suçlanır.

Bu nedenle her yıl başarısızlıklarımıza daha fazlasını harcıyoruz. Çoğu kişi bunun yeterli olduğunu kabul ediyor, çünkü her yıl kendileri için daha fazlasını aldıklarını biliyorlar: daha büyük bütçeler, daha fazla yasa, daha fazla polis ve hapishane – bir yıl öncesinde işe yaramayan ne varsa daha fazlası.

Eski Zihinler:

Geçen yıl işe yaramadıysa, bu yıl DAHA FAZLASINI yapalım

Yeni Zihinler:

          Geçen yıl işe yaramadıysa, bu yıl FARKLI bir şey yapalım

Eğer dünya kurtulacaksa, bu, yeni programlara sahip eski zihinlerle değil hiçbir programı olmayan yeni zihinlerce olacaktır.

Peki neden yeni programlara sahip yeni zihinler değil? Çünkü programlar üzerine çalışan insanların olduğu yerde, yeni zihinler değil eskilerini bulursunuz.

Daha önce bahsettiğim nehir, vizyondur. Kültürümüzün vizyonu bizi bir felakete taşıyor. Çamura saplanan çubuklar bu nehrin akışını engelleyebilir, ancak nehrin akışının engellenmesine değil, onu tümüyle yeni bir kanala yönlendirmeye ihtiyacamız var. Kültürümüzün vizyonu bizi şimdiye bu felaketten uzaklaştırmaya ve sürdürülebilir bir geleceğe taşımaya başlasaydı, programlar zaten gereksiz olurdu. Nehrin akışı istediğiniz yönde olsaydı, onu engellemek için çubuklar saplamazdınız.


Eski Zihinler:          

Kötü şeylerin olmasını nasıl engelleyebiliriz?          

Yeni Zihinler:

İşleri nasıl yoluna sokabiliriz?

 

İsmail ile başlayıp Benim İsmail’im ile biten üçlemenin ikinci kitabı olan B’nin Öyküsü’nde “Eğer dünya kurtulacaksa, bu, yeni programlara sahip eski zihinlerle değil hiçbir programı olmayan yeni zihinlerce olacaktır.” yazmıştım. Ne yazık ki yazmak kolaydır ancak düşünceler zor anlaşılır. Bu cümleyi tekrar açıklayacağım. Eğer bu şekilde devam ederek, uzun süre dünya üzerinde kalamayacağız – bir kaç on yıl, belki de en fazla yüzyıl. Eğer günümüzden bin yıl sonra hâlâ dünya üzerinde olacaksak, bu şekilde yaşamayı bıraktığımız içindir.

Peki nasıl olacak? Bu şekilde devam etmeyi nasıl bırakacağız?

Eski zihinler bizi engellemeyi düşünür. Tıpkı fakirliği, aşırı ilaç kullanımını, suçu engelledikleri gibi… Programlarla. Programlar nehrin akışını engellemek için yerleştirilen çubuklardır. Çubuklar akışı yalnızca bir miktar engeller. Ama asla durduramaz ve nehrin yönünü de değiştiremez.

Kendimden emin bir şekilde dünya kurtulacaksa, bunun, yeni programalara sahip eski zihinlerle olamayacağını söylememin nedeni budur. Programlar işe yaramaz. Hiçbir program fakirliği, aşırı ilaç kullanımını veya suçu durduramaz ve durduramayacak da.

Hiçbir program dünyayı mahvetmemezi engelleyemez.

Kültürümüze ait insanları ayırt etmek kolaydır. Gıdanın kilit altında olduğu herhangi bir yere giderseniz – dünya üzerinde herhangi bir yer – kültürümüz insanlarının arasında olduğunuzu bilirsiniz. Bazı konularda görece çok farklı olabilirler – giyim tarzları, evlilik gelenekleri, tatilleri, vs. Ancak en temel konuya geldiğinizde, hayatta kalmak için gerekli olan gıdayı elde etme konusunda hepsi aynıdır. Bu yerlerde, gıda birileri tarafından sahiplenir ve eğer bir miktar yiyecek isterseniz satın almak zorundasınız. Beklenilen budur, zira kültürümüz insanları başka bir yol bilmez.

Gıdayı sahiplenilecek bir meta haline getirmek kültürümüzün en büyük icatlarından biriydi. Tarihte başka hiçbir kültür gıdayı şimdiye kadar kilit altında almamıştı – ve gıdayı kilit altına almak ekonomimizin köşetaşıdır. Eğer gıda kilit altında değilse, kim çalışırdı ki?