İnsanın kendisini ve etrafındaki her şeyi yok etmekte sergilediği inanılmaz ve dayanılmaz yaratıcılık, medyadan saat başı akan haberlerle çeşitlendikçe, soruyoruz birbirimize; yanlışı nerede, ne zaman, nasıl yaptık? İnsan denilen canlı türü, nasıl oldu da, kendi yaşamını, dünyayı, hatta yavaş yavaş uzayı ve diğer gezegenleri cehenneme çeviren bir varlığa dönüştü?

ABD’li anarşist ve sosyal eleştirmen John Zerzan, 25 yıldan beridir işte bu sorulara cevap bulmaya çalışmaktadır. Zerzan’ın yıllar süren çalışmalarının başlıca ürünü olan Gelecekteki İlkel, günümüzde gezegeni bir bütün olarak yok oluşun eşiğine getiren bu ölüm yolculuğumuzun öyküsünü anlatır. Antropoloji ve arkeoloji alanlarında son yirmi yıl içinde gerçekleşen köklü dönüşümlerden hareket eden Zerzan, bugün pençesinde kıvrandığımız yabancılaşmanın kökeninin, avcı-toplayıcı yaşam tarzının sona ermesinden sonra ortaya çıkan tarımla birlikte başlayan uygarlığa dayandırmaktadır. Zerzan’a göre, evcilleştirme, tarım ve uygarlık öncesi yaşam, aslında doğayla özdeşleşmenin duygusal bilgeliğin, cinsel eşitliğin ve sağlığın hüküm sürdüğü bir yaşamdı; rahipler, krallar ve patronlar tarafından köleleştirilmeden önce, neredeyse iki buçuk milyon yıl süren bütünlüklü ve özgür bir yaşam. Ne var ki, Üst Paleolitik çağda, yani günümüzden yalnızca on bin yıl önce, adeta ani bir patlamayla başlayan uygarlık, bu özgür yaşamı yok ederek, önce doğanın, ardından da bizzat insanın tahakküm altına alınmasına yol açmıştır.

Zerzan uygarlığı bir felaket olarak değerlendirmektedir. Bugüne kadar ‘uygarlaşan insanlığın evrensel değerleri’ olarak görülen evcilleştirme, tarım, işbölümü, sanat, zaman bilinci, dil, yazı, sayı sistemi ve bir bütün olarak sembolik kültür, Zerzan’a göre, esiri olduğumuz çağdaş tahakkümün temel bileşenleridir. Bu yüzden, uygarlık kökten reddedilmediği sürece özgürleşmek mümkün değildir.

Bilim, felsefe, sosyoloji ve psikoloji alanlarındaki belli başlı ilerlemeler ile tahakküm arasındaki keskin paralelliği zengin örneklemelerle ortaya koyan Gelecekteki İlkel, uygarlık karşıtı bir başyapıt olarak, günümüzün evrensel sorunlarına yepyeni bir bakış açısı kazandıracaktır.

Kitabın ilk kısmında yer alan makaleler

Gelecekteki İlkel
Zamanın Başlangıcı, Zamanın Sonu
Dil: Kökeni ve Anlamı
Sayı: Kökeni ve Evrimi
Tarım
Gerçeklik Sanata Karşı
Tonalite ve Totalite
Kitleselleşen Sıkıntı Psikolojisi
Postmodernizm Felaketi

Quinn’in önceki kitapları daha çok sorunun ne olduğunu göstermeye yönelik… Eğer önceki kitaplarını okumuşsanız birşeyler yapma gereksinimi duymuşsunuzdur. İşte bu kitap çözüm önerilerine odaklanmış. Fakat malesef henüz dilimize çevrilmedi. Aşağıda kitap hakkındaki incelemeyi elimden geldiğince Türkçeleştirmeye çalıştım:

Beyond Civilization: Humanity’s Next Great Adventure

Medeniyetin Ötesi: İnsanliğin önündeki büyük mecara

Cynthia Kaye’in kitap incelemesi:

Eğer bir grup Marslı antropologun bizim kültürümüzü incelemesi gibi bir ihtimal olsaydı, onların hakkımızdaki ilk bulguları şöyle bir şey olurdu: Bu insanlar garip bir fikre sahipler, medeniyet adını verdikleri şeyin ulaşılabilecek en son nokta, yerine daha iyisi konulamayacak bir icat oldugunu düşünüyorlar. Halbuki büyük bir çoğunluğu bu katlanılmaz hiyerarşik sistem yüzünden acı çekmekte ve sistem onları küresel bir felakete dogru sürüklemesine rağmen onlar sisteme hayattaki en güzel şeymiş gibi -bir nimetmiş gibi- sadıklar. Ve medeniyetin ötesinde daha kabul edilebilir (ve daha az yıkıcı) bir sistemin var olması onlar için neredeyse düşünülemez bir şey.

Yazının devamı »

İsmail – Daniel Quinn

14 Ağustos 2006

Hapsedildikleri yerlerde hayvanlar, vahşi doğadaki kuzenlerinden her zaman daha düşüncelidirler. Bunun nedeni; içlerinde en sığ olanın bile bu hayat tarzında çok yanlış bir şeyin olduğunu sezmeden edememesidir. Daha düşüncelidirler derken muhakeme gücüne sahip olduklarını kastetmiyorum. Fakat yine de kafesinde çılgınca gezinen kaplan bir insanın kesinlikle bir düşünce olarak tanımlayacağı bir şeyle meşguldür. Ve bu düşünce bir sorudur: Neden? neden, neden, neden, neden, neden? Kaplan kafesinin parmaklıkları arkasında sonu hiç gelmeyen yolunu yürürken her saat, her gün, her yıl bu soruyu kendisine sorar. Soruyu analiz edip üzerinde durarak ayrıntılara inemez. Eğer bir şekilde ‘ne neden?’ diye sorabilseydin, sana yanıt veremezdi. Buna karşın bu soru, beyninde söndürülemez bir alev gibi, iç dağlayan bir acı vererek yanar ve bu durum hayvanat bahçesi bakıcılarının ‘geri dönüşü olmayan biçimde yaşamı inkar etme’ olarak tanımladıkları nihai uyuşukluk haline girinceye kadar da yok olmaz. Ve tabii ki bu sorgulama, hiçbir kaplanın doğal ortamında yaptığı bir şey değildir.”

Yazının devamı »

Çöküş Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarı Jared Diamond,bu kez ‘Çöküş’ ile karşımızda. ‘Çöküş’ ulusların sonsuza kadar yaşayıp yaşayamayacağını kurcalıyor.

Jared Diamond, sekiz yıl önce büyük bir ticari başarıya ulaşan ağır, iddialı ve kompleks bir kitap yayımlamıştı: Tüfek, Mikrop ve Çelik. Kitap Pulitzer Ödülü’nü kazandı, milyonlarca sattı. Dünyanın bugünkü uluslar düzenine nasıl ulaştığını anlatan 480 sayfalık arkeolojik varsayımlar için bu çok şaşırtıcı bir şeydi. Tüfek, Mikrop ve Çelik’in devamı sayılabilecek, bu kez ulusların sonsuza kadar yaşayıp yaşayamayacağını kurcalayan Çöküş yayımlandı. Bu iki kitap birlikte ele alındıklarında çağımızın düşünce dünyasının en büyük projelerinden biri olarak duruyor.

Yazının devamı »

İktidar TeorisiBu kitabı, iktidarın doğasını çözmeye çalışırken yazmaya başladım. Dünyanın durumunun sebebini müzakere ediyordum: şu anki durumumuz hatırı sayılır gizemli bir komplonun sonucu mudur, yoksa iktidarın doğal süreçlerinin mantıkî bir sonucu mudur? İktidarın doğasını araştırdıkça, bugün göze çarpan oyuncuların ve güçlerin, iktidarın egemen, hiyerarşik bir modelinden sonuçlanarak gelişen fenomenler oldukları gittikçe anlaşılır oldu. İktidarın yapısı, görünen o ki, insanlığın çözmek için mücadele ettiği problemlerin ana sebebidir. Araştırmamın sonucu – bu “Bir İktidar Teorisi” – ana sebepleri anlama ve uygarlığımızın karşı karşıya geldiği yıldırıcı problemlere hitap eden bir alet çantası sunma girişimimdir. İlk sekiz bölüm, uygarlığın ve insanlığın gelişimiyle paralel gittiği gibi, aynı zamanda teorimin taslağını çıkarır. Dokuzuncu bölüm sunulan problemleri çözmek için önerilen araçlarımı sağlar. Bu kitabın amacı, hem dünyayı yeni ve anlamlı bir yolda sunmak, hem de okuyucuyu uygulanabilir çözümlerle tatmin eden öneriler sağlamaktır.

Ayrıca, ticari olmayan bir amaç adına bu metnin herhangi bir parçasını kullanma ve çoğaltma için geniş kapsamlı bir müsaadeyi onayladığımı belirtmek isterim. Umarım, bu kitabın mesajı mümkün olduğu kadar geniş bir okuyucu kesimine ulaşır – ve bunun için, sizin desteğinizi rica ediyorum.

Jeff Vail
Colorado—22 Ağustos 2004

Çeviren: Serhat Elfun Demirkol

İçindekiler:

İleri, Köksapa Doğru – Bölüm 9
Kişisel Farkındalık: Ego ve İktidar – Bölüm 8
Yansız Teknoloji ve İktidarın Talepleri – Bölüm 7
Ekonomi: Özgürlüğün Antropolojisi – Bölüm 6
Tarım: Geçmişle Aramızdaki Köprüyü Yıkmak – Bölüm 5
Sembolik Düşüncenin Doğuşu – Bölüm 4
Genetik ve Kültürün Karşılıklı Etkileşimi – Bölüm 3
Bir İktidar Teorisi ve Evrimin Yapısı – Bölüm 2 -1

Temsiliyet Üzerine

24 Kasım 2005

Crispin SartwellEdepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik kitabından…

Şimdi sormak lazım, niçin insanlar şeyleri imgelere indirgemeye ihtiyaç duyuyor? Bir yanıt, hemde apaçık bir yanıt vardır: İmgeler güvenlidir. Hayalimde, imgeler dünyasında, hem dehşet verici suçlar işleyebilir, hem de masum kalabilirim. Uçurumdan aşağı atlayabilir ama dibe vurmadan gerçeğe dönebilirim. Hiçkimse bir patlamayı gösteren bir resmi seyrederken parçalara ayrılmaz. Dolayısıyla eğer deneyimlediğim haliyle dünya bir imge olsaydı güvende olurdum. Ve dünyayı ne kadar bir imge olarak görmeye ihtiyaç duyuyorsam, o kadar dünya tarafından tehdit edildiğimi hissediyor, bütün tehlikeleri o kadar tahammül edilmez buluyorum demektir. Ancak içinde yaşadığım dünyayı bir resim olarak görmek: Bu demektir ki resmedilen bir şey, görünüşlerin altında yatan gerçekten gerçek bir şeyler alemi vardır. Gelgelelim, bu gerçekten gerçek alemi bizi tehlikeye düşürmesin diye de, elimizin altında korunaklı tutulmalıdır. İşte bu nedenle Kant’ın görüşlerinin altında yatan, ancak hakkında hiçbirşey bilmediğimiz “kendinde şey”i vardır. Sistem olağanüstüdür. Ancak içine korku ve acı sinmiştir. Kimsenin hiçbir zaman bir atomaltı parçacığın saldırısına maruz kalmaması, temel bir ontolojide parçacıklardan yararlanmak için iyi bir nedendir. Ancak eğer şu sandalyeyi kaldırıp kafanda parçalarsam, hala sandalyenin katı olmadığı inancını koruyup korumayacağını merak ediyorum.

Yazının devamı »