Gezegenimiz üzerinde bilim insanları tarafından belirlenen her beş canlı türünden ikisinin soyu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya!..

Son dünya raporu, yeryüzünün hemen her köşesinde giderek çok daha fazla sayıda canlı türünün yeryüzünden silinme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösterdi.

Bu çarpıcı saptama Dünya Doğal Varlıkları Koruma Birliği (IUCN) tarafından kısa bir süre önce yayımlanan “Soyları Tehlikede Olan Canlılar ile ilgili Kırmızı Liste” verilerinden kaynaklanıyor.

Yeryüzündeki toplam 16,119 hayvan ve bitki türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Her 8 kuş, 4 memeli ve 3 ikiyaşamlı canlı türünden birinin soyu yok olmaya yüz tutmuş durumda.

Kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana, 784 canlı türünün yeryüzünden silinip yok olduğu belirtiliyor. IUCN genel başkanı Achim Steiner, “Biyolojik çeşitlilik artacağına, giderek azalıyor,” diyor.

Bunun başlıca nedenlerinden biri, her zaman olduğu gibi, biz insanlar. İnsanoğlu yeryüzündeki bitey ve direyi hem doğrudan, hem de dolaylı olarak etkiliyor.

Avcılık ve yetişme ortamlarının (habitat) yok olması canlı türlerini olumsuz etkilerken, küresel ısınma da ciddi bir tehlike olarak karşımıza çıkıyor.

Yazının devamı »

Değişen Ekosistemler

24 Ağustos 2006

Son 1-2 yıl içerisinde anormal hayvan davranışları görmeye başladık. Bunların bir çoğu uygarlığın dağıtım ve dolaşım ağlarından faydalanan böceklerin yer değiştirerek olmaması gereken habitatlarda yaşamaya başlamaları ve adeta o bölgeyi işgal etmeleri, o bölgede ekolojik dengeyi bozmaları olarak açıklanabilir. [National Geographic'in "Strange Days on Planet Earht" adlı belgesinde bu konu işlenmekte]

Pandemik tehdidinin kapımızda olması (Avian Influenza – Kuş Gribi) Kene popülasyonunda ki artış ve KKKA (Kırım Kongo Kanamalı Ateşi) hastalığının başgöstermesi birbirine bağıntılı aslında. Kenelerin en büyük avcısı-yokedicisi tavuklardı. Kuş Gribi sırasında tavukları itlaf edince denge bozuldu.

Örümcek saldırıları Avusturalya’da özellikle sorun oldu (519 kişi ısırıldı) Türkiye’de İstanbul, Manisa’da ve Antalya’da görülmesi (ki bir tanesini bir köylünün haber vermesi ile kendim yakaladım), şimdi de deniz anası popülasyonunda yaşanan artış, Akdenize giren Hint Okyasunu canlıları…

Tüm bunlar ekolojik dengenin artık değiştiğini gösteriyor, hem de geri dönülemeyecek bir biçimde…

Yazının tümü: http://globaldisaster.blogspot.com/2006/08/denizlerde-denizanas-igalleri.html

Önde gelen bir grup bilim adamına göre, dünya büyük bir biyo-çeşitlilik krizinin eşiğinde.

Bilim dünyasının saygın dergilerinden Nature‘de yayımlanan makalelerinde 13 ülkeden 19 bilim adamı, çok sayıda canlı türünün hızla azaldığını ve bunların büyük bölümünün yüzyılın sonunda tamamen yok olabileceklerini söyledi.

Dünyada yaşayan memelilerin yaklaşık dörtte birinin, hem karada hem de suda yaşayan canlılarınsa üçte birinin tehdit altında olduğu belirtiliyor. Bilim adamları, biyo-çeşitlilik konusunda daha iyi politikalar üretilmesini teşvik etmek amacıyla uzmanlardan oluşacak uluslararası bir ekibin oluşturulmasını öneriyor.

Araştırmayı hazırlayan bilim adamlarından Georgina Mace, ‘niçin çok sayıda canlı türünün hızla azaldığı’ sorusunu yanıtlarken “Asıl sebep, bazı toprakları çok hızlı bir şekilde tarım arazisine dönüştürüyor olmamız” diyor ve ekliyor “Dünya, onlara yiyecek bulmaya çalıştığımız insanlarla dolu. Kirlilikle ilgili sorunlar da sürüyor. Özellikle tarımsal amaçlı gübreler, temiz su kaynaklarını, akarsu havzalarını, balıkları, hem suda hem de karada yaşayan hayvanları etkiliyor. Bir de iklim değişimi var tabii. Yeni bir tehdit. Son birkaç yıla kadar, yarattığı tehlikeyi tam olarak anlayamamıştık.”

İngiltere’nin saygın gazetelerinden Guardian da haberi bugün( 21/07/2006) “Dünya, canlı türlerinin feci şekilde kaybolmasıyla yüz yüze” başlığıyla verdi. Haberde, önümüzdeki 45 yılda, kutup ayılarının yüzde 30 azalmasının beklendiğine dikkat çekildi. Afrika’da da tatlı su balıklarının dörtte birinin yaşamlarının tehdit altında olduğu vurgulandı.

Kaynak: bugday.org

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan ve Nurol A.Ş. tarafından Ilısu Baraj Projesinin temel atma töreninin 5 Ağustos 2006′da yapılacağı duyuruldu.

Biz, barajdan etkilenecek yerlerdeki Belediyeler, Yerel Gundem 21′ler, barolar, odalar, STK’lar vb. kuruluşların katılımı ile oluşturulmuş bir platform olarak Ocak 2006′dan beri etkin bir şekilde özelinde Hasankeyf’in genelinde Dicle Vadisi‘nin sular altında kalmasını engellemeye yönelik yoğun bir kampanya yürütüyoruz. Bu çerçevede 25 Temmuz 2006′da Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi Sekretaryası olarak Diyarbakır’da bir araya gelerek temel atma töreni öncesi ulusal medyanın ilgisini Hasankeyf’e çekmek amacıyla Hasankeyf’te bir konser düzenleme kararı aldık. Bu karara barajdan etkilenecek olan illerdek yerel yönetimler, STK’lar ve odalar da destek sunuyor.
4 Ağustos 2006 Cuma günü Hasankeyf’te düzenlenecek bu konser ile baraj ile sular altında kalacak eşşiz tarihi, kültürel ve doğal mirasa dikkat çekmeyi, göç etmek zorunda kalacak olan yerel halkın sesini duyurmayı ve konuyu medyanın gündemine taşımayı amaçlamaktayız.
Yazının devamı »

“Vahşi yaban domuzları geceleri sokaklarda dolaşıyorlar. Huş ağaçları rastgele çabucak büyümüşler, hatta kimi apartman bloklarının içersinde bile.”

20 yıl sonra Çernobil…

“Çernobil nükleer santralinin etrafındaki terk edilmiş bölge yaşamla doluyor.”

“İnsanlar bölgeyi 20 yıl önce boşalttıklarında, hayvanlar bölgeye girdiler. Varolan popülasyonlar çoğaldı ve, vaşak, kartal gibi on yıllardır gözükmeyen türler geri dönmeye başladı.”

“Bölgede plutonyum olabilir, fakat herbisid veya pestisid yok, endüstiri yok, trafik yok, ve sulak alanlar artık kurutulmuyor.”

“Vahşi yaban domuzunu rahatsız edecek hiçbir şey yok – 1986-1988 yılları arasında sekiz kat çoğaldığını söylemek zorundayım – aynı şekilde yeniden dirilen yırtıcısı, kurt dışında.”

http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/4923342.stm

BBC’nin bu hikayesi aslında kimi yönlerden pro-nükleer bir propaganda olarak gözüküyor olabilir. Ancak bir de şu algılanıyor ki; hergün, “uygarlık” Dünya için gerçek bir nükleer patlamadan çok daha fazla zehirli ve tehlikelidir. Bitkiler ve hayvanlar modern bir şehirden ziyade nükleer patlama bölgelerinde – uygarlığın ortadan yok olduğu bölgelerde – çok daha kısa sürede yaşayacaklardır.Dünya ve üzerindeki canlı yaşamı ile ilgili kaygılarımızı göz önüne getirelim. Ve yeniden düşünelim.. Sadece “Nükleere Hayır” mı?