Yazı , , , ,
Bir yorum yaz

İlerleme ve Nükleer Güç: Kıtanın ve İnsanlarının Yok Edilişi

Fredy Perlman

Aşağıdaki yazı ilk kez 8 Nisan 1979 tarihli Fifth Estate dergisinin anti-nükleer özel sayısında yayınlandı. Doğu Pennysylavania’daki Three Mile Island nükleer santralindeki bir kazadan hemen sonra aynı yılın başlarında yazıldı. Kazanın haberleri yayıldıkça, resmi haberler, “Abartmanın gereği yok, durum dengeli, herşey liderlerin kontrolü altında.” ısrarında bulundu, fakat aslında santralin yakınlarında yaşayan insanlar tahliye edilmek zorundaydı. Bu yazıda Fredy Perlman, bizlere bu bölgenin özgün ikametçilerinin yavan sözler, vaatler ve her zaman sermaye’nin yanında yer alan polis tarafından nasıl aldatıldığını ve yok edildiğini hatırlattı.
İnsanların, toprağın ve diğer canlıların tasarlanmış bir şekilde zehirlenmesi, yalnızca en kötü ikiyüzlülükle “kaza” olarak nitelendirilebilir. Sadece bilinçli körlük, Teknik ilerlemenin bu sonucunun “beklenmedik” olduğunu iddia edebilir.

“Daha yüksek varlıklar” uğruna bu kıtanın canlı sakinlerinin zehirlenmesi ve ortadan kaldırılması Doğu Pennsylvania’da başlamış olabilirdi, fakat bu kesinlikle geçtiğimiz bir kaç hafta boyunca olmadı.


220 yıl önce, Three Mile Island’dan kaynaklanan radyasyon tarafından sürekli olarak zehirlenmiş olan bölgede, Franklin, Morris, Washington ve Hale gibi isimlere sahip spekülatörler, Vandalia Şirketi ve Ohio Şirketi gibi şirketlerin altadıcı görünümlerin arkasına saklandılar. Bu şirketler aslında tek bir amaca sahipti: toprağı mülk edinip kâr için satmak. Bu şirketlerin arkasındaki bireylerin bir tek gayesi vardı: kâr elde etmenin serbestçe yayılmasının önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak, engeller ister insanlar olsun isterse binlerce yıllık kültürler, veya ormanlar, hayvanlar, ve hatta ırmaklar ve dağlar. Amaçları bu kıtayı uygarlaştırmaktı, daha önce asla burada uygulanmamış faaliyetlerin döngüsünü bu kıtayla tanıştırmaktı: çalışmak, biriktirmek, yatırım yapmak, satmak. Sermayenin yeniden üretiminin ve genişletilmesinin döngüsü.

Bu faaliyetlere karşı asıl engel yerli sakinlerdi. Yerliler bu kıtada binlerce yıldır kanunsuz, devletsiz veya kilisesiz yaşamış; güneşi, akarsuları, ormanlıkları, çok çeşitteki bitki ve hayvan türlerini, ve birbirlerini seven insanlardan meydana geliyordu. Bu insanlar yaşamı “daha yüksek” amaçların hizmetine koyulmuş olan bir araç değil, bir amaç saydılar. Franklinlerin ve Washingtonların onlardan yapmalarını umdukları gibi, kurabiye kavanozunun etrafına üşüşen çocuklar olmadılar, uygarlığın etrafına üşüşmediler. Aksine, onlar uygarlığın vermek için sahip olduğu şeylerin çok azını istedi. Onlar silahların bir kısmını istediler, ve bunları yalnızca uygarlığın tecavüzlerine karşı özgürlüklerini korumak için istediler. Çalışma, biriktirme, yatırım yapma ve satma’ya indirgenmiş bir yaşama karşı ölümü tercih ettiler. Uygarlığı ve onun faydalarını deniz ötesi yerlere götürmek için son ümitsiz bir girişimde, şu an bir otomobil ismi olarak hatırlanan bir isyanda, bu insanların savaşçıları toprak yağmacılarını ve askerlerini Ontario, Michigan, Ohio ve batı Pennsylvani’dan defettiler. Bu uzlaşmayan direniş için uygarlardan “Yabaniler” ünvanını kazandılar. Bu ünvan Uygarlaştıran kimselere vicdan azabı olmadan veya tereddütsüz Yabanilerin köklerini kazımaları için bir hak tanıdı: Onların köklerini kazımakla yükümlü komutanlardan biri, “Onlara çiçek hastalığı bulaşmış battaniyeler gönderin.” emrini verdi.

Günümüzde Amerikan bağımsızlığının İkiyüzüncü yıl dönemi ilan edilen gün, iki yüzyıl önce toprak yağmacılarına, spekülatörlere ve onların müttefiklerine, Three Mile Island’ın batı bölgesinden bağımsızlığın kökünün kazınmasını hızlandırmak için yön verilişiyle anılan gündür. Kral’ın hükümeti yatırımları layıkıyla korumak için çok uzaktı, her durumda Feodallerin ve spekülatörlerin amaçlarını her zaman paylaşmıyordu; iş Yabaniler ile yapılan anlaşmalarca tespit edilmiş sınırları kuvvetlendirmeye geldiğinde, daha da uzak kalıyordu. İhtiyaç duyulan şey, toprak yağmacılarının kontrolü altında ve onların girişimlerinin refahlarına münhasıran bağlı etkili bir aygıttı. Paxton Oğlanlar gibi resmi olmayan sınır polis örgütlenmeleri, Conestoga gibi izole edilmiş köylerin kabile sakinlerinin katledilmesi için etkiliydi. Fakat bu tarz sınır birlikleri küçük ve geçiciydiler, ve kabile savaşçılarının kendi örgütlenmeleri kadar her katılımcının aktif rızasına tabiydiler; bu yüzden hiçbir suretle uygun polis örgütlenmeleri değillerdi. Kendilerini idealistler ve hayalcilerle, ve sözde Özgürlük, Bağımsızlık ve Mutluluk’a ithaf edilmiş bir bayrak gerisinde birleştiren spekülatörler, devlet, askeriye ve polis güçlerini kendi ellerine aldılar.

Bir buçuk yüzyıl önce, Sermayenin ilerlemesi için etkili olan aygıt en yüksek donanımdaydı. Herhangi kimsenin aktif rızasına değil de, itaat ve boyun eğmeye dayandırılmış askeri ve polis örgütlenmeleri, daha uzun değilse bile yirmi bin yıldır tasnif etmenin bu türüne direnmiş insanlara karşı eyleme geçmeye hazırdı. Kongre kanunlarının en katî parçalarından birine hüküm verdi: Yerli İhraç Kanunu. Birkaç yıl içinde, Sermayenin olmayan tüm aktivite, tüm direniş, batıya doğru Three Mile Island’dan Mississippi’ye, güneye doğru Michigan’dan Georgiaya’ya uzanan alandan uzaklaştırıldılar. Dünyada en güçlülerinden biri olan Devlet, kendini köylülerin beklenilmedik katliamına veya çiçek hastalığıyla zehirlenmesine hasrediyormuş gibi gözükmüyordu; ama İhracı, Yavan sözler, Vaatler ve Polisin akıllıca bileşimiyle tamamladı. Kalan özgür kabilelerin insanları uyum sağlamadan bu bileşime direnemeyebilirdi, fakat özgür olmaya son vermeden ona uyum sağlayamazlardı. Özgür kalmayı seçtiler, ve Three Mile Island ve Mississippi arasındaki son özgür insanlar da İhraç edildi.

Göçmenler, soludukları havanın onlara yakın zamanda ihraç edilen özgürlüğün tadını vermiş olan bilinçli bir şekilde boşaltılmış topraklara nakledildikçe, engin ormanlıkları arkalarında bırakmış oldukları cehennemin genişletilmiş kopyalarına döndürdüler. Patikalar ve ormanların zevki sona erdi: ormanlar yakıldı; patikalar Sermayenin mümkün kıldığı kadar süratle traversle döşenmiş olmak için engelli yollar oldu. Neşe yaşamın amacı olmayı bıraktı; yaşamın kendisi yalnızca araç oldu; ki sonu kârdı. Kültürel formların yüzlercesinin çeşitliliği, eşi olmayan bir rutinin tek düzeliğine indirgendi: gün doğumundan gün batımına her gün, çalış, biriktir, yatırım yap, sat, ve güneş battıktan sonra parayı say. Her bir önceki aktivite, ve çok sayıda yeni aktivite, neşe kaynaklarından kâr kaynaklarına dönüştürüldü. Bölgenin önceki sakinleri tarafından saygı duyulan ve sevilen “üç kızkardeş” mısır, fasulye ve kabak, yiyecek dükkanlarında satılan önemsiz mallar oldu; onları ekenler ve mahsul alanlar artık onları yemeklerde, ziyafetlerde ve festivallerde hoşça vakit geçirmek için yetiştirmedi, yalnızca kâr için, satmak için, yetiştirir oldular. Boş zaman bahçeciliği çiftçiliğin yoğun çalışma temposuyla yer değiştirdi, patikalar tren yollarına yol verdi, yürümek yerini tekerler üzerindeki kazanlarda yanan çok büyük miktarlardaki kömürün hareketine verdi, kanolar havayı yanan korlar ve siyah dumanla kapladığı gibi hiç bir engelde durmayan yüzen şehirler tarafından süpürülüp temizlendi. Kıtanın yeni sakinleri için ağaçlar kereste olduğu gibi, hayvanlar ete, “üç kız kardeş”, ailelerinin geri kalanıyla birlikte sadece ticari eşyaya indirgendi, ve hatta yolculuklar, şarkılar, mitler ve hikayeler de.

Ve yeni sakinler vardı: önce yüzler, daha sonra binler, son olarak milyonlar. Sınır ötesi köle ithalatı bittiğinde, artı değer rençperleri Feodalite sonrası Avrupa’nın aleyhinde konuşan tabakalardan getirildi. Özgürlüğün anılarını kaybettikleri bir çok kuşak boyunca ataları özgürlüğü bilmemişti. Önceleri, giderek artan tüccar efendilerin aralarında özel üniformalı rençperler veya hizmetçiler olan yeni gelenler, zaten Sermayenin sunmak zorunda olduklarını tamamen istemeye alıştırılmıştı ve Sermaye tarafından empoze edilmiş yaşamın karşısında yaşanılan düşüş bile, onların tek değer hükümleriyle karşılaştırıldığında onlar için özgürlüktü. Toprak, yatırımcılar tarafından parsellenip satılmıştı, çiftlik araçları yatırımcıları tarafından teçhiz edilmiş, banka yatırımcıları tarafından finanse edilmiş, aynı hisselerle, çoğu kez hiçbir önceki devrenin “hak” olarak saymayacağı bir kar oranında başka herşeyi onlara sağlanmıştı. Yeni gelenler daha sonraları aynı Müesseselerce döşenmiş ve giydirilmiş, eski ülkedeki hısımlarına övünerek, kendi efendileri olduklarını, özgür çiftçiler olduklarını fakat karın boşluklarında ve kalplerinin özlem dolu atışlarında gerçeği hissettiklerini yazdılar: önceki efendilerinden uzaklaştırılmış, hatta daha gaddar ve serkeş olan bir efendinin köleleriydiler, radyoaktiviteninki gibi ölümcül güçleri gözükmeyen fakat hissedilebilen bir efendi. Artık Sermaye’nin özel üniformalı hizmetçileri olmuşlardı. (Yaşamlarını Araçları ve tren yollarını üretmiş fabrikalarda “teknisyenler” veya “vasıfsız işçiler” olarak tüketmiş olanlara gelince: mektuplarında övünmek için çok az şeye sahiptiler; her nereden başladılarsa çok daha özgür nefes alıp vermişlerdi.)

Pontiac ismiyle anılan ayaklanmadan, Sermayenin sonraki tecavüzlerine karşı Pontiac’ın ardıllarınca gerçekleştirilen ümitsiz direnişle dolu bir yüzyıl sonra, yerleştirilen çiftçilerden bir kısmı demir yolu, levazım ve finansal Sermaye’nin hizmetkarlarına indirgenmelerine karşı savaşmaya başladı. Popülist çiftçiler tenzillerinden doğrudan sorumlu Rockefellerleri, Morganları ve Gouldları tutuklamak ve hapsetmek için yanıp tutuşuyorlardı, fakat isyanları yalnızca Ottowaların, Chippewaların, Delawareslerin önceki isyanlarının zayıf bir yankısıydı. Çiftçiler onları alçaltan şahsiyetlerin aleyhine dönmüştü, fakat yaşadıkları düşüşten sorumlu olan kültürü paylaşmaya devam ettiler. Netice olarak, tüm kıtayı Sermaye’nin adasına dönüşmüş olmaktan uzak tutmaya çalışan ova insanlarının silahlı direnişiyle – kitlesel sınır dışı etme, toplama kampları, silahsız mahkumların katledilmeleri, ve askeri ve misyonerlerin dinmek bilmeyen beyin yıkamalarının eski Asurlulara özgü (ve modern Sovyet Sosyalist) yöntemlerince malup edilmiş bir mücadele – birleşmeyi, veya kendilerininki gibi direniş olarak tanımayı başaramadılar.

Onların birçoğu militan ve cesur olmalarına rağmen, mücadele eden çiftçiler nadiren çalışma, biriktirme ve karın yerine zevki koydu, ve hareketleri radikal politikacılar bunu süzdüğünde ve yeni bir hayat için olan arzuyu, yeni bir Liderliğe/Otoriteye duyulan arzuya eşit saydıkları zaman tamamen raydan çıktı. Popülist hareketin raydan çıkışı takip eden yüzyıl boyunca emek hareketinin varoluş biçimi oldu. Popülizmin mezarını kazmış politikacılar keşiş gibi sınırsız çeşitlikteki mezheplerin habercisiydi, organizasyonel olarak Cizvit Tarikatında uygulanmış, fakat diğer komünist, sosyalist veya anarşist Kitaplardan da türemiş doktrin ve dogma. İnsanların kendi insanlıklarını yeniden kazanmak için mücadele etmeye başladıkları herhangi bir durum içine o an olanın eleştirisini sıçratmaya hazır olarak, birbiri arkasından potansiyel isyanları, doktrinlerini, örgütlerini ve önderliklerini yaşam için mücadele eden insanların üstüne boşaltarak bastırdılar. Tüm yokluğunu hissettikleri gazetelerin ön sayfalarında demeçlerinin ve yüzlerinin yer alması olan bu soytarılar, en sonunda kapitalist oldular; pazara çıkardıkları şey çıkmaza soktukları eşsiz eşyaydı: emek

Mecvut yüzyılın bitiminden kısa bir süre önce, etkili direnişin sürekli olarak kesilmesiyle, gerçekte insan aktivitesinin Sermayenin önemsiz bir değişkenine indirgenişi için bir araç olmuş sahte-direniş ile, kâr neslini yaratmak için etkili olan aygıt tüm dış engelleri doğuşu için etkili bir aygıt olarak tüm dış engellerden kurtuldu. Gerçi sermaye hâlâ iç engellere sahipti: Sermayenin muhtelif parçaları, Vanderbiltler, Gouldlar ve Morganlar, sürekli olarak silahlarını birbirlerine karşı çevirdiler ve içerden tüm yapıyı devirmeyle tehdit ettiler. Rockefeller ve Morgan şirketlerin birleşmesine öncülük ettiler, muhtelif parçalarının birleşimi sonuncunda zengin yatırımcılar paralarını birbirlerinin yatırımları boyunca dağıttılar; müdürler birbirlerinin masasına oturdular; ve herbiri ve hepsi tüm aygıtın her biriminin bağlayıcı olmayan sınırında bir pay kazandı. Kişisel ve aile hakimiyetlerini nadiren devam edenlerin istisnasıyla birlikte, yatırımlar işçilerin geri kalanından sadece aylıklarının büyüklüğüyle ayrılmış önemsiz uşaklarca idare edildi. Müdürlerin görevi tüm engellerin üzerine gitmekti, insan ve doğa, yalnızca tek bir “sınırlama” tanıyorlardı: kolektif olarak Sermaye’yi meydana getiren diğer yatırımların etkin yönetimi.

40 yıl önce, Sermaye idaresindeki fizik ve kimya bilimlerinin araştırmaları, toprağın üzerindeki ve altındaki madenlerin yalnızca kâr için sömürülebilen maddeler olmadığının keşfine yol açtı. Belirli maddelerin “serbest bırakılan” çekirdeğinin Sermaye tarafından ziyadesiyle sömürülebilir olduğu ortaya çıktı. Maddenin atomik seviyede yıkımı, önce insanlar tarafından bu zamana kadar incelikle işlenmiş en iğrenç silah olarak kullanılmış en yeni eşya oldu. Bu zamana kadar çiftçilerin pay ücretleri, nakliye ücretleri ve teçhizat alımları, uzun zaman önce yok olmuş ağaçlar ve hayvanlar kadar, önemli kâr kaynakları olarak dikkate değer olmaktan çıkmıştı. Uranyum ve petrol tekelleriyle birbirine bağlanmış enerji şirketleri, kendilerine sorun çözücüler olarak hizmet etmiş devletlerin herhangi birinden çok daha güçlü imparatorluklar oldular. Bu imparatorlukların bilgisayarlarının içersinde, “kabul edilebilir” sayıdaki bilgi, çiftlik ve şehir sakinlerinin yaşamları ve sağlığı, kârın “kabul edilebilir” kazancı veya kaybıyla eşitlendi. Bu tarz hesaplamalara karşı potansiyel popüler tepkiler ise yavan sözler, vaadler ve polisin bileşimi tarafından oluşan iktidar mekanizmalarınca kontrol edildi.

***

* Faaliyetlerinin önemli kısmını dış memleketlerden gelebilecek nükleer saldırıya karşı “korunmaya tahsis etmiş bir sistem tarafından Doğu Pennsylvani’daki insanların kansere sebep olan radyasyonla zehirlenmesi.

* Kıtanın kalan sakinleri tarafından tüketilmiş olması gereken yiyeceğin kirletilmesi, ve yaşamlarını hürmetkar bir şekilde yarım yüzyıl önce sona ermiş bir safhada olan Sermeyenin ilgisini çeken ticari ürünleri yetiştirmeye adamış çiftçilerin ümitlerinin yok edilişi.

* Bir zamanlar hayattaki hedefi havayı, güneşi, ağaçları, hayvanları ve birbirlerini sevmek olan insanlarca doldurulmuş bir kıtanın, emsali olmayan şekilde ölümcül zehirler ve patlayıcılar kullanarak, kelimesi kelimesine mayın tarlasına dönüştürülmesi.

* Gazap dolu cehenneme benzer yerlerle kaplanmış bir kıtanın ümidi, kaydedilmiş mesajlarını yanıp kül olmuş dünyaya okuyan hoparlörler: “Abartmanın gereği yok; durum dengeli; herşey liderlerin kontrolü altında.”

Bunların hiçbiri kaza değil. Teknolojinin ilerlemesinin, Mary Wollstonecraft Shelley tarafından Frankenstein olarak adlandırılmış, fabrika sistemine, uysallaşmaya direnmiş “devrimci” işçileri kontrol altına almak için yanıp tutuşan, “öngörülü” idarecilerce “yansız” ilan edilmiş, nam-ı diğer Sermayenin şimdiki evresidir. İki yüzyıl içinde Sermaye doğayı yok ederek, insanları yok ederek ve uzaklaştırarak gelişti. Sermaye şimdi kendi hizmetçilerine cepheden taarruza başlamıştır; Sermayenin bilgisayarları, kendilerini herkes için fayda üreten kişiler olarak düşünmeye alıştırılmış olanların harcanabilirliğini hesaplamaya başlamıştır.

Eğer ölülerin ruhları canlılar arasında yeniden doğabilseydi. Ottawa ve Chippewa ve Potawatomi savaşçıları, Sioux, Dakota ve Nez Perce, Yana ve Modec ve dilleri artık konuşulmayan sayısız kabilelerce büyütülen mücadeleyi iki yüzyıl önce bıraktıkları yerden alabilirlerdi. Böyle bir güç başka türlü herhangi bir mahkemeden daha yüksek bir makam tarafından yargılanamayacak olan suçluları toparlayabilirdi. Ancak o zaman, yani onlar etkisizleştirilebildiklerinde, Sermayenin sayısız temsilcileri yavan sözler, vaadler ve polis ile birbirlerine işkence ederek, imha edilmiş ve sökülmüş santraller içersinde, plütonyum kapılar arkasında çalış-biriktir-yatırım yap-sat rutinlerini uygulamaya devam edebilirlerdi.

Çeviri : Serhat Elfun Demirkol

Bir Cevap Yazın