Kilit Altındaki Besin

21 Haziran 2009

Besin, yani yemek, tüm ihtiyaçların temelini oluşturmaktadır – tabiki su ve hava ile birlikte. Bu yüzden pek çok sosyal konuyla ilişkilidir (Bkz. Kültürün Yemeği). Besinin kontrolü her şeyin kontrolünü elinde tutacaktır. Daniel Quinn‘in ortaya koyduğu en önemli gözlemlerden biri ise uygarlığın besini kilit altına aldığıdır. Besinin kilit altına alınması, uygarlığın insanlık üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü en güç yollardan biridir.

Peki besin nasıl kilit altına alınır? Mem – genin kültürel karşılığı olarak… Yemek memleri tüm bu süreci kolayca işleme koyarlar. Bu memler, Kültürün Yemeği yazısında bahsettiğim şekliyle besini yemek-olan ve yemek-olmayan olarak tanımlarlar. Bu tanımlamalar kültürden kültüre çeşitlilik gösterse de, uygarlık bunu çok daha kuvvetli ve etkili bir şekilde sürdürür.

“Yemek yalnızca insanın yetiştirdikleridir.” Bu ifade ile doğrudan karşılaşmıyor olabiliriz. Ancak hayatımızın belli alanlarında – özellikle beslenme ile ilgili – bunun etkisi ve kısıtlamalarını hissetmekteyiz. Her şeyin besin olduğunu bilsek de, neyin yenebilir veya yenilmez olduğunun bilgisi bizi pek çok yerde kısıtlar. Öyleyse uygarlığın besini kilit altına almak için kullandığı yöntem bu bilgiyi bizim ellerimizden almak ve bu bilgiyi belirli bir kesimin kontrolüne vermektir. Uygarlık bu şekilde besini kilit altına alarak bizi besin elde etmek için kendi süreçlerine katılmaya, bunları sürdürmeye ve yaymaya zorlar. Böylece dünyaya rastgele dağılmış olan besini serbestçe elde etmek yerine, tarlada ya da başka işlerde uzun saatlerce çalışmak veya besini/yemeği satın almak zorunda bırakılırız.

Bu bilgi – neyin yenebilir olduğunun veya olmadığının bilgisi – besinin kilitlerini kırmak için önemlidir. Etrafımız mevcut kültürümüzün “yemek-olan” olarak tanımlamadığı ancak yenebilen besinlerle doludur. Eğer bu bilgiye yeniden ulaşırsak belki de kilitlerimizi kırmaya başlayabilir ve yemek-olanı tekrardan tanımlayabiliriz. Bir sonraki öğüne kadar bunu bir düşünün.

Serhat Elfun Demirkol

Mutfaktaki Yaban

9 Mayıs 2009

Mutfaktaki Yaban tüm YKY mağazalarında Mayıs ayının kitabı! Anadolu’nun Yenen Otları

Tijen İnaltong, bitkilerin dilinden aktardığı öykülerle bu güzel kitabı kaleme almış. Anadolu’dan 89 bitki bu çalışma içerisinde yer alıyor.

Doğa bize mevsimine, yerine göre farklı güzellikler sunar. Biberiye ve defne yıl boyu yeşil kalırken semizotu sadece yaz aylarında çıkar, ısırgan yazı değil kışı sever, su teresi, su kazayağı gibi otlar sulak yerlerde yetişmek ister, ebegümeci, labada, kuşyüreği, kuş ekmeği hemen her yerde yetişir, özel ilgi beklemez. Kekik, adaçayı, nane, tarhun, fesleğen, kişniş, maydanoz, dereotu, roka, tere tohumunu ekip gerektiği gibi suladığınızda, yıllarca yemeklerinize, salatalarınıza renk ve sağlık katar. Üstelik hepsinin seyretmeye doyulmayan, irili ufaklı, allı morlu, sarılı pembeli zarif çiçekleri vardır.

Mutfaktaki Yaban’da her otun ayrıntılı tanıtımından, nasıl yetiştirilebileceği ve kullanılabileceği konusunda ipuçları veren metinlerden önce hikâyelerini okuyacaksınız. Bu hikâyeler, etrafımızda gördüğümüz, çoğu zaman farkına bile varmadığımız otların, yetiştirdiğimiz veya doğadan topladığımız aromatik bitkilerin birilerinin, bizlerin hayatında nasıl bir önem taşıdığını anlatıyor. Otlar yalnızca çevremizi güzelleştiren, bahçemizi dolduran, soframıza gelen, demliğimize veya ecza dolabımıza giren bitkiler değil, yaşamımızın vazgeçilmez iğne oyaları, sanat eserleri, destanları, öyküleri, şiirleri aynı zamanda.

Kültürün Yemeği

18 Nisan 2008

İki gün önce bahçede güllerin dibindeki otları temizleyip, toprağı çapalamak ile uğraşıyordum – Evet farkındayım, hiç de doğal değil. Ama iş annemin gülleri olunca, kendisine toprağın işlenmesinden bahsetmek pek sağlıklı sayılmaz. Toprak o kadar kalabalıktı ki, çapayı her vuruşumda içerisinden solucanlar, örümcekler, larvalar, karıncalar vs. fışkırıyordu. Toprağın üzerindeki otları yolarken hepsi toprağın içerisinden çıkıp bir tarafa doğru kaçışıyorlardı. Bu arada yemek vakti yakın…

Yabani pırasa, kaz ayağı, taze nane, ve defne yaprağı ile pişirilmiş bir gün önce tutulan balıklardan oluşan yemeğimden önce, aparatif olarak bir kaç solucan atıştırdım. Nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız, bana tereyağlı makarna gibi geldi. Tereyağlı, soğuk, çubuk makarna gibi midenize doğru kayar…

Yazının devamı »