Fredy Perlman

Kabile üyelerinin gündelik pratik etkinlikleri o kabileyi yeniden üretir veya ebedileştirir. Bu yeniden-üretim yalnızca fiziksel değil aynı zamanda toplumsaldır da. Kabile üyeleri, gündelik etkinlikleri ile, yalnızca bir grup insani varlığı yeniden üretmezler; bir kabileyi, yani içinde bu insani varlıklar grubunun kendine özgü etkinliklerini kendi tarzında gerçekleştirdiği özel bir toplumsal formu yeniden-üretirler. Kabile üyelerinin kendilerine özgü etkinlikleri; onları gerçekleştiren insanların, bir arının bal üretmesinin arının “doğası”ndan kaynaklanıyor oluşu gibi, “doğal” karakteristiklerinin sonucu değildirler. Kabile üyesi tarafından günlük yaşamın kurallarının oluşturulması ve bunun ebedileştirilmesi, maddi ve tarihsel koşullara kendine özgü toplumsal bir karşılıktır.

Kölelerin gündelik etkinlikleri köleliği yeniden üretir. Günlük etkinlikleri yoluyla köleler yalnızca kendilerini ve efendilerini fiziksel olarak yeniden üretmezler; ayrıca efendilerinin kendilerini yeniden baskı altına almasına yarayacak enstrümanları ve efendilerinin otoritesine kendi boyun eğme alışkanlıklarını da yeniden üretirler. Köleci bir toplumda yaşayan insanlar için, efendi-köle ilişkisi doğal ve ebedi bir ilişki gibi görünür. Bununla birlikte insanlar efendi veya köle olarak doğmazlar. Kölelik kendine özgü toplumsal bir formdur, ve insanlar buna çok özel maddi ve tarihsel koşullar altında boyun eğerler.

Yazının devamı »

Üretmek ya da Üretmemek

24 Temmuz 2007

Kevin Tucker – Green Anarchy #18
Üretimin Yeniden Üretimi – Sınıf, Modernite ve Kimlik

Sınıf toplumsal bir ilişkidir. Temeline kadar inildiğinde, ekonomiyle alakalıdır. Üretici, dağıtıcı veya üretim araçları ve ürünün sahibi olmakla alakalıdır. Bir kişinin hangi kategoriye ait olduğunun önemi yok, sınıf kimlikle alakalıdır. Kimle özdeşleşirsin? Veya daha doğrusu, neyle özdeşleşirsin? Her birimiz herhangi bir sosyo-ekonomik kategori içersine konulabiliriz. Fakat mesele bu değil. İşiniz kimliğiniz mi? Ekonomik mevkiiniz mi?

Geri bir adım atalım. İktisat nedir? Benim sözlüğüm onu şu şekilde tanımlıyor : “üretim, dağıtım ve malların ve hizmetlerin tüketim bilimi.” Aşağı yukarı yeterli. Ekonomiler vardır. Yaşamın gerekliliklerine eşit olmayan bir erişimin olduğu, insanların bir diğerine (ve daha önemlisi, kurumlara) bağlı olduğu herhangi toplumda, ekonomi vardır. Devrimcilerin ve reformistlerin amacı hemen hemen her zaman ekonominin yeniden düzenlenmesidir. Zenginlik yeniden dağıtılmalıdır. Kapitalist, komünist, sosyalist, sendikalist, her ne varsa, hepsi ekonomiyle alakalıdır. Neden? Çünkü üretim doğallaştırılmıştır, bilim her zaman ekonomiye değer kazandırabilir ve çalışma yalnızca zorunlu bir kötülüktür.

Yazının devamı »

Daniel Quinn B’nin Öyküsü kitabından; B’nin halka açık konuşmalarından dördüncüsü.

Nüfus: Bir Sistemler Yaklaşımı

Burada sunacağım düşünceler insanlar için rahatsız edici olduğundan onlara temkinli, mesafeli -bu durumda ikiyüz bin yıl öncesi kadar mesafeli- yakalaşmayı öğrendim. İkiyüz bin yıl önce bu gezegende Homo sapien olarak adlandırılan yeni bir tür ilk kez ortaya çıkmıştı.

Her yeni türde olduğu gibi başlangıçta bu türün sayısı da çok fazla değildi. Konumuz nüfus olduğuna göre sanırım ne demek istediğimi netleştirmeliyim. Fosil kalıntıları sayesinde Homo sapien’lerin çıkışı ile ilgili yaklaşık bir tarihe sahibiz. Ve fosil kalıntılarına sahip olmamızın nedeni ise, bize bu kalıntıları sağlayacak yeterlilikte Homo sapien olmasından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle Homo sapien’lerden ikiyüz bin yıl önce ortaya çıktı derken, ilk iki veya ilk yüz Homo sapien’den söz etmiyorum. İlk milyon Homo sapien’den de söz etmiyorum.

Yazının devamı »