John Zerzan

Dijital dünyaya olan bağımlılığımız bir materyal pahasına  ortaya çıkıyor.

Her defasında Apple yeni bir iPhone ya da iPad halka sunduğunda dünya çıldırıyor. Fakat ne fark eder? Neden ‘smartphone’ (Akıllı Telefon) ve tabletler bu kadar önemli oldular?

CNN’de Şubat’ın sonlarında, Andrew Keen, Cep Telefonu Dünya Kongresinde (Mobile World Congress) rapor verirken, raporun “Cep Telefonlarımız Nasıl Frankenstein’in Canavarı Oldu”  isimli bir bölümünü “cep telefonlarına olan bağımlılığımızda bir artış” olarak andı.
SecureEnvoy, bir İngiliz güvenlik firması, cep telefonu yokluğu korkusu ya da cep telefonu kaybetme korkusu olarak adlandırılan yaygın bir durumu açıkladı. SecureEnvoy tarafından yapılan ankete katılanların üçte ikisi cep telefonlarını kaybetmekten çok korktuklarını – bu korku 4 sene önce %53’ten yükseldi – belirterek bu korkunun titreme, terleme ve mide bulantısı gibi belirtileri olduğunu kaydettiler.

Yazının devamı »

Gerçeğin Çölü

24 Nisan 2011

Tunus, Lübnan, Mısır, Libya… Arap dünyası isyanlarla sallanıyor. Tüm dünyanın gözü ve kulağı bu bölgede. İsyanlara demokrasiye doğru atılan olumlu bir adım olarak bakanlar yanında farklı düşünenler de var. Bunlardan biri ise Dilaver Demirağ. Kendisi “illa bir toplum kendi hukukunu tayin ederken batının toplum sözleşmesi denilen modelini birebir taklit etmek zorunda mı?[1]” diye soruyor ve demokrasinin emperyalist bir öge olduğunu ileri sürüyor. Dilaver’e göre batı, kendi demokrasisini tüm dünyaya ihraç ederken bir ülkenin demokratik olup olmamasına karar veren ve bunun standartlarını belirleyen de kendisi. Nitekim, Paris’de bir araya gelen demokrasi temsilcisi ülkelerden bazıları bu yazıyı kaleme alırken Libya’ya hava operasyonu başlattılar.

Tüm bu süreçte sosyal medyanın isyanlardaki yeri de çokça konuşuldu. Sosyal medya ve ağlar Arap dünyasındaki bu dönüşümle birlikte özgürlükçü ve eşitlikçi araçlar olarak alkışlandı. Öyle ki sohbet ettiğim kimi insanlardan bu teknolojinin dünyaya eşitlik getireceğine dair inançlarını dinliyorum. Peki sosyal medya ve ağlarla gerçekten de özgürlükçü ve eşitlikçi yapılar sağlanabilir mi? Yoksa buralar yeni savaş alanları mı?

Yazının devamı »

Zaman: Saatli Bomba

24 Ağustos 2010

Mesud Ata

“Akrep ile yelkovanın hareketleri ya da dijital saatlerimizdeki köşeli rakamların değişmesi.”  Zaman denilince zihnimizde canlanan tablo bu oluyor. Bu, yaşam ruhunun rakamlar ve ölçülerle gaspının resmidir…  Bu gaspı bir tuhaflık olarak görmüyoruz artık. Yıllar, aylar, haftalar, günler, gündüz, gece, saat, dakika, saniye, salise, nanosaniye… Tüm bunların dünyanın güneş etrafındaki dönüşü, iki madde arasındaki gidiş-geliş ve hareketin ölçümü vs. ile ilgili olduğunu dolayısıyla bir gariplik olmadığını düşünüyoruz. Ruh halimize, bulunduğumuz duruma göre uzunluğunun değiştiğini gördüğümüzde ya da bilimsel olarak zamanın göreliliğinden bahsedildiğinde bir ayrım yapmaya çalışıyoruz.

Zaman, soyut bir şey olmaktan çıkıp, mekansal, fiziksel bir şeye dönüşmüş, “şey”leşmiştir artık. Zamanın “şey”leşmesi de onun kontrol edilebilir hale gelmesidir. Kontrol altına almaya çalıştığımız her şey gibi zaman da bize kesici bir bumerang gibi geri dönüyor. Aydınlanma ile beraber kendisiyle baş başa kalan insan, kendi iç sarkacını kaybetmiş ve yerine bir dış-zaman yarattı. Bu dış-zaman, bugün onun bedenini ve yaşamın her alanını istila etti. Çalışmak, uyumak, eğlenmek; her şey ölçülmüş-zamanın katı kurallarıyla mümkün.

Yazının devamı »

Büyüme Sorunu

1 Şubat 2009

Jeff Vail

“Büyüme Sorunu”nu, insanlığın yüzleştiği ciddi bir problem olarak görüyorum: uygarlığımızın yapısı, tabiatında var olan büyüme gereksinimi (ve böylece sürdürülemezliği) ve sorunun gerçekçi bir şekilde nasıl çözülebileceği. Öne sürdüğüm çözüm, özünde oldukça radikal, çünkü modern teknolojinin geçerli problem çözme mekanizmasını reddeder: gerçekte öncelikli sorunu tanımlayan ve o soruna hitap eden zor (ancak, tartışacağım gibi, gerekli) bir adım atmaktansa, sürekli olarak sorunun belirtilerini yatıştırmak için teknolojiyi kullanabiliriz.

Elbette, öncelikli sorunun tüm bu belirtileri her ortaya çıktığında, sürekli olarak daha iyi ve daha fazla yüksek teknolojiler geliştirerek sorunu “çözmek” kesinlikle mümkündür. Bu, Star Trek’in yaratıcısı Gene Roddenberry‘nin ardından, “Roddenberry” çözümü olarak adlandırdığım şeydir. Çoğu kez nedenlerin çözümüne değiniyor olduğunu iddia etse de, sorunun belirtilerine yüksek teknoloji çözümler ile müdahale etmeyi kapsar – gerçekte, ne öncelikle asıl nedeni tanımlamakta ne de en temel şekilde öncelikli nedeni ele almakta başarılı olur.

Yazının devamı »

John Zerzan

Yığınlarca deneysel çalışma ve bir ya da iki yüzyıllık sosyal teori, modernliğin giderek yüzeysel ve aletler aracılığıyla kurulan ilişkiler ürettiğini eleştirmişti. Yüz yüze ilişkiye dayanan karşılıklı olma bağlarının bir zamanlar bulunduğu yerde, şimdi derinlik bulunmayan, manevileştirilmiş bir teknokültürün içerisinde var olma eğilimindeyiz. Bu, endüstriyel kitle toplumunun yörüngesidir, kendisini teknolojinin üstüne çıkarmıyor, fakat onun yerine her zamankinden daha etraflıca gerçekleştirilmiş oluyor.

Bu bağlamda, “sanal”ın özgün kullanımının “erdem”in sıfat formu olduğuna işaret etmesi akla geliyor. Sanal gerçeklik yalnızca narsist bir alt kültürün yaratılışı değildir; daha kapsalı bir kimlik ve gerçeklik kaybını ifade eder. Başlıca amacı insan ve makinenin kusursuz yakınlığıdır, bilgisayar temelli ve bizzat gerçekleştirilen etkileşim arasındaki ayrımın yok edilmesidir.

Yazının devamı »

Bir İktidar Teorisi – Bölüm 7

Eskilerin “bilgi güçtür” deyimi pek çok kişinin düşündüğünden çok daha doğru görünür. Teknoloji tam olarak tekniklerin ve süreçlerin bilgisine indirgenebilir. İyi veya kötünün antropomorfik niteliklerine sahip olmadan, bilginin kendisini canlı olarak düşünmemeliyiz. Fakat teknolojinin uygulanması, canlandırılması kullanıcıları için dahili ve harici iktidar-ilişkileri yaratır. Tarımı tekrar ele alırsak, bu teknoloji; çoğu kez gözetilmemiş ve gönülsüz olan kullanıcılarından talepte bulunan net bir iktidar-ilişkileri örneğidir. Tarımcılar, tarımın tenik-bilgisinin istihdamlarında belirli sembolik yapılar, bütünüyle yeni iktidar-ilişkileri kullanmak zorundadırlar. Bu yeni iktidar-ilişkileri teknolojinin gizli taleplerini ifade eder. Tarım, üretim yapılarını yaratmak ve savunmak için mülkiyete, yerleşik nüfuslara, hiyerarşik devlete ve sosyal katmanlaşmaya gerek duydu. Tarım tehlikeli biçimde kendisinin devam etmesine gerek duyan nüfus yoğunluklarını destekledi. Birçok çevre koşulunda yaşayan insanlar tarımı terkedemezlerdi. Çoğu ekosistem, eğer nüfus avcı-toplayıcı üretim tarzına geri dönerse yalnızca daha düşük nüfus yoğunluklarını destekleyebilirdi. Bu yüzden, tarım teknolojisini özünde “kötü” olarak tanımlamamalıyız. Fakat tüm teknolojier gibi o da kullanıcıları üzerinde güçlü, beklenmedik ve çoğu kez geri döndürülemez etkilere sahip olmuştur.

Yazının devamı »