Türkiye yenilenebilir enerji potansiyelini 2023 yılına kadar kullanmak istiyor. Bunun için yatırımlar hızlandı ve tabi tepkiler de… Nehir tipi hidroelektrik santrallerine karşı Türkiye’de büyük örgütlenmeler ve etkili mücadeleler sürüyor. Hidroelektrik santrallere karşı alternatifler sunuluyor. Doğaya daha duyarlı ve gerçek temiz enerji sayılan rüzgâr ve güneş enerjilerine yönelinmesi konusunda sesler çoğalıyor.

Türkiye’de en büyük rüzgâr yatırımları Ege bölgesinde yoğunlaşıyor. Amanos dağları da rüzgâr potansiyeli açısından yatırımların odak noktası. Projeler birer birer hayata geçirilmeye çalışılıyor. Amanos dağlarındaki Samandağ’da kurulması planlanan 875 rüzgâr türbinine karşı çıkan yaklaşık bin 500 kişi Haziran ayında sert bir şekilde tepkilerini ortaya koymuştu. İzmir, Karaburun’da planlanan rüzgâr türbinlerinin inşası Genelkurmay’ın radar sistemlerine olası etkilerinin araştırılmasına bağlı olarak durdurulmuştu.
Yazının devamı »

Foto. Rüzgâr Türbinleri. (Rüzgâr türbinlerini göremediniz mi? İyi bakın. 3 mW’lık bir rüzgâr türbini için gerekli olan 2 ton neodim metali fotoğraftaki maden ocağından çıkarılıyor.)

bol dumanlı yeniHarman‘ın Eylül sayısında yayınlanmıştır.

Temmuz ayı başında gazetede bir haberle karşılaştım. Dört bakan ve büyük petrol şirketleri bir araya gelmiş boğazı çevre yönünden koruyacak bir çözüm üzerine kafa yormuş. Ama merak etmeyin; tanker geçişi devam edecek. Nitekim boğazdan şu an bir tanker geçiyor. Bu tanker bir yıl boyunca boğazdan geçen 55 bin gemiden biri. Bir yıl boyunca geçen 100 milyon ton petrolden bir kısmını taşıyor. Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısının ardından çevreci bakanımız Veysel Eroğlu dahil, bakan olmayan pek çok çevrecinin de kabuslarından biri. Ah şu kazalar olmasa ne güzel bir yer olacak dünya.

Yazının devamı »

Sanayi Toplumu ve Geleceği

20 Haziran 2007

Unabomber Manifesto

Giriş.

1. Sanayi Devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. Bu sonuçlar, “gelişmiş” ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun denge­sini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara (Üçüncü Dünya’da fiziksel acılara da) yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zararlara uğrattı. Teknolojik ilerleyişin devamı durumu daha da kötüleştirecek; insanları daha büyük aşağılamalara maruz bırakıp, doğal yaşamda daha fazla zarara sebep olacak; büyük olasılıkla daha fazla sosyal bozulmaya ve psikolojik acılara yol açacak; belki de “gelişmiş” ülkelerde bile fiziksel acıların artmasına neden olacak.

2. Endüstriyel-teknolojik sistem devam edebilir veya yıkılabilir. Eğer devam ederse, so­nunda psikolojik ve fiziksel acılar daha düşük seviyelere inebilir; ancak uzun ve acı dolu bir alışma döneminden sonra ve insanlarla diğer pek çok yaşayan organizmayı işlenmiş birer ürün ve çark dişlilerine indirgemek pahasına. Üstelik, sistem devam ederse, so­nuçları kaçınılmaz olacak. Sistemi, insanların saygınlığını ve bağımsızlığını elinden al­mayacak bir şekilde yenilemenin veya değiştirmenin bir yolu yok.

3. Eğer sistem çökerse, sonuçları yine çok acı verici olacak. Ancak, sistem büyüdükçe çökmesinin sonuçları da daha dehşetli olacağından eğer çökecekse en kısa zamanda çökmesinde fayda var.

Yazının devamı »

Ted Kaczynski

1. Bu Makalenin Amacı

Bu makalenin amacı, insan çatışmasının çok basit bir ilkesine, tekno-endüstriyel sistemin düşmanlarının dikkate almaz göründükleri bir ilkeye dikkat çekmektir. Söz konusu ilke, herhangi bir çatışma biçiminde, eğer kazanmak istiyorsanız, düşmanınızın yaralanacağı yerine vurmanız gerektiğidir.

“Yaralanacağı yerden vurmak”tan bahsettiğimde illaki fiziksel darbelere ya da fiziksel şiddetin başka herhangi bir biçimine gönderme yapıyor olmadığımı açıklamak zorundayım. Örneğin sözlü tartışmada “yaralanacağı yerden vurmak”, iddialarınızı rakibinizin pozisyonunun en zayıf olduğu noktaya yöneltmeniz anlamına gelir. Başkanlık seçiminde, “yaralanacağı yerden vurmak”, seçimle ilgili hayati olayları barındıran durumları rakibinizden kazanmanız anlamına gelir. Ben yine de, bu tartışmayı yürütürken fiziksel çarpışmayla benzerlikler kuracağım, çünkü bu daha etkili ve açık bir yol.

Birisi size yumruk attığında, kendiniz onun yumruğuna vurarak savunamazsınız, çünkü onu bu yolla yaralayamazsınız. Kavgayı kazanmak için yaralanacağı yerden vurmanız gerekir. Bu da demektir ki, yumruğun ardına geçmeli ve o kişinin bedeninin duyarlı ve zayıf yerlerine vurmalısınız.

Yazının devamı »

Endüstriyel Toplum Zihni ve Çevreyi Yok Eder!

Lütfen dikkat: Makale paragraf formundan öte kısa cümlelerle yazılmıştır çünkü öznel deyim / duygu / düşüncenin indirgemesi hakkındadır.

Konu : Hızlı bir toplumda yavaş duygular sönmüş bir hal alır.
Konu : Düşünen bir zihin hissedemez.
Konu : Bilimsel/Endüstriyel/Finanssal düşünüş gezegeni yok eder.
Konu : Doğa şehirler var olduğu sürece asla kurtarılamaz.

Duygu, düşünüşlerimizdeki boşluklar sırasında deneyimlediğimiz şeydir.

Eğer boşluk yoksa duygu yoktur.

Bugün insanlar tüm zaman boyunca düşünüyorlar ve duygu için düşünceyi yanlış anlıyorlar.

Toplum fiziksel çalışmadan (tarım) zihinsel çalışmaya (bilimsel/endüstriyel/finansal/ hızlı görseller/hızlı sözcükler) tümüyle değiştiğinde, düşünmenin hızı hızlanmayı sürdürür ve düşünüşler arasındaki boşluklar azalmaya devam eder.

Hemen hemen hiçbir boşluğun olmadığı bir zaman geliyor.
Daha fazla…
İnsanlar boşlukları deneyimleyemez/tahammül edemez hale geliyor.

Duygu bitiyor.

İnsan makine oluyor.

Zihnen hızlanan bir toplum her zihinselin yavaşlayışını depresyon/kaygı bozukluğu olarak deneyimler.

Fiziksel olarak hızlanan bir (seyahat eden) toplum her fizikselin yavaşlayışını depresyon/kaygı bozukluğu olarak deneyimler.
Günlük olarak kendini eğlendiren bir toplum eğlendirici olmayan her anı depresyon/kaygı bozukluğu olarak deneyimler.

Yazının devamı »