Tarım

3 Nisan 2007

[John Zerzan'ın Gelecekteki İlkel kitabından alıntıdır.]

Uygarlığın vazgeçilmez temeli olan tarım, köken olarak tıpkı zaman, dil, sayı ve sanat gibi bir kazanım olarak değerlendirilmişti. Yabancılaşmanın cisimleşmiş anlamına gelen tarım, parçalanmanın zaferi olduğu kadar, gerek doğa ile kültür arasında gerekse de bizzatihi insanlar arasındaki kesin bölünmeyi ifade eder.

Sahip olduğu temel nitelikleriyle hem yaşamı hem de bilinci deforme eden tarım, üretimin doğuşunu temsil eder. Tarıma geçişle birlikte toprak, üretimin basit bir aracına dönüştürülürken, gezegendeki türler bu üretimin birer nesnesi haline gelir. Vahşi ya da evcil, yabani ot ya da ekin, doğa ile birlik içinde geçen o uzun ve muhteşem dönemin yerine, görece kısa bir süre içinde, ifadesini uygarlıkta bulan despotizmi, savaşları ve esareti geçiren ve böylece birer canlı varlık olarak sahip olduğumuz ruhu bozan o temel dualizmi temsil eder. Adorno’nun “tarihin başlangıcındaki irrasyonel felâketin azameti” olarak değerlendirdiği, Freud’un “direnen bir çoğunluğa dayatılan bir olgu” olarak gördüğü ve Stanley Diamond’un “gönüllülüğe değil, yalnızca zorunlu askerliğe dayanan” bir serüven olarak tanımladığı uygarlığın o zorunlu yürüyülü tarım tarafından dayatılmıştır. Hakeza tarımın ortaya çıkışının, modern aklın, kapsamını kavrayamayacağı “büyük altüst oluşlara ve ruhsal çöküntülere yol açtığını” savunan Mircea Eliade haksız değildir.

Yazının devamı »

Kaynayan Kurbağa

26 Haziran 2006

Daniel Quinn’in B’nin Öyküsü kitabından, B’nin halka açık konuşmalarından ikincisi.

Kaynayan Kurbağa

Sistemlerin düşünürleri bize kaynayan kurbağa fenomeninde belirli insan davranışları üzerinde yararlı metaforlar sağlamıştır. Fenomen şudur: Kurbağa bir tencere kaynar suya attığınızda elbette dışarı çıkmak için çaba harcayacaktır. Ama kurbağayı ılık bir tencere suya koyup suyu kaynatmaya başlarsanız orada sakin bir şekilde yüzmeye devam edecektir. Su zamanla ısındığında, kurbağa sanki sıcak bir banyoda gibi kısa sürede yüzünde bir gülümsemeyle kendini, kaynayarak ölüme bırakacaktır.

Hepimiz kaynayan suya atılan kurbağaların hikayesini biliriz. Buna uygun düşen kültürel örnekler de mevcuttur. Yaklaşık altı bin yıl önce Eski Avrupa’nın tanrıçaya tapan toplumları, Marija Gimbutas’ın “Höyük Dalgası” olarak adlandırdığı kaynayan kültürümüze atılmış, çıkmaya çalışmış ancak zamanla batmış toplumlardır. Kuzey Amerika Yerlileri 1870’lerde kaynayan kültürümüze atılarak farklı bir örnek oluşturmuş, yirmi yıl boyunca sudan çıkmaya çalışmış, ama sonunda onlar da batmışlardır

“Gülümseyerek kaynayan kurbağa” fenomenine zıt bir örnek kültürümüzce yaratılmıştır. Kazsana girdiğimizde su harika bir sıcaklıktaydı, bana kimse bunun ne zaman olduğunu söyleyebilir mi?

Boş yüzler.

Yazının devamı »