Tarım
3 Nisan 2007
[John Zerzan'ın Gelecekteki İlkel kitabından alıntıdır.]
Uygarlığın vazgeçilmez temeli olan tarım, köken olarak tıpkı zaman, dil, sayı ve sanat gibi bir kazanım olarak değerlendirilmişti. Yabancılaşmanın cisimleşmiş anlamına gelen tarım, parçalanmanın zaferi olduğu kadar, gerek doğa ile kültür arasında gerekse de bizzatihi insanlar arasındaki kesin bölünmeyi ifade eder.
Sahip olduğu temel nitelikleriyle hem yaşamı hem de bilinci deforme eden tarım, üretimin doğuşunu temsil eder. Tarıma geçişle birlikte toprak, üretimin basit bir aracına dönüştürülürken, gezegendeki türler bu üretimin birer nesnesi haline gelir. Vahşi ya da evcil, yabani ot ya da ekin, doğa ile birlik içinde geçen o uzun ve muhteşem dönemin yerine, görece kısa bir süre içinde, ifadesini uygarlıkta bulan despotizmi, savaşları ve esareti geçiren ve böylece birer canlı varlık olarak sahip olduğumuz ruhu bozan o temel dualizmi temsil eder. Adorno’nun “tarihin başlangıcındaki irrasyonel felâketin azameti” olarak değerlendirdiği, Freud’un “direnen bir çoğunluğa dayatılan bir olgu” olarak gördüğü ve Stanley Diamond’un “gönüllülüğe değil, yalnızca zorunlu askerliğe dayanan” bir serüven olarak tanımladığı uygarlığın o zorunlu yürüyülü tarım tarafından dayatılmıştır. Hakeza tarımın ortaya çıkışının, modern aklın, kapsamını kavrayamayacağı “büyük altüst oluşlara ve ruhsal çöküntülere yol açtığını” savunan Mircea Eliade haksız değildir.