HES’lere karşı çıkmak ‘cinnet’ ise, Kurtuluş Savaşı’nda psikozdaydık!

Anadolu’nun irili ufaklı tüm akarsuları üzerinde yaklaşık 2 bin civarında hidroelektrik santral (HES) inşa edilmesi planlanıyor. HES inşaatlarının bir kısmı devam ederken tepkiler de yükseliyor. Kastamonu’nun Cide ilçesinde yer alan Loç Vadisi de bu projelerden muzdarip olan yerlerden sadece bir tanesi. Santral, 10 yıl önce milli park ilan edilen Küre Dağları Milli Parkı’nın hemen sınırında inşa ediliyor. Vadi ise eşsiz doğasıyla dünyada yalnızca bu bölgede yetişen 29 tür bitkiye ve çok sayıda hayvana ev sahipliği yapıyor. HES’in bölgenin doğasına ve kültürüne olumsuz etkileri olacağını söyleyen yöre halkı ise sarı yazmalarıyla renkli mücadelelerini sürdürüyor. Loç Vadisi sakinleri çok sayıda basın açıklaması ve protesto gerçekleştirdi, vadide çalışmaları engellemek için bir kamp kurdu ve bu röportajı yaparken Cide HES projesinin sahibi ORYA Enerji önünde bir oturma eylemi gerçekleştiriyordu. HES projeleri ekolojik, hukuki ve toplumsal açılardan tartışılsa da mücadele edenleri ve HES projelerini gerçekleştirenleri harekete geçiren duygular ve psikopatolojileri belki de hiç konuşulmamıştı. Loç Vadisi’ne destek olmak amacıyla Kasım ayı içerisinde vadide çalışma yapan bir iş makinesinin üzerine çıkarak inşaatı durduran Klinik Psikolog Sinem Demir ile HES’leri farklı bir şekilde konuştuk.

Yazının devamı »

[John Zerzan'ın Gelecekteki İlkel kitabından alıntıdır.]

Marcuse, uzunca bir zaman önce, 60′lardaki çalkantıların kesilmeyen, ama daha dolaylı ve daha gözden ırak bir doğrultuda seyretmek zorunda kalan değişimlerin hemen arifesinde, One-Dimensional Man (Tek Boyutlu İnsan) adlı eserinde, yontulmuş kişilikler, hoşnutluk ve doygunluk tarafından karakterize edilen bir halk tanımı yapmıştı. Her tarafı kasıp kavuran bugünkü ıstırap dikkate alındığında, kim böyle tanımlanabilir? Aslında çok önceden başlamış olması gereken derin bir tartışma bu.

Bireyselliğin son kalıntılarını da ortadan kaldıran bu erozyon üzerine pek çok teorik çalışma yapıldı; ancak eğer durum gerçekten böyleyse, yani toplum artık tamamen homojenleşmiş ve evcilleşmiş insanlardan oluşuyorsa, nasıl oluyor da hâlâ tahammül kapasitemizi zorlayacak boyutta acılar ve kayıplar yaşanıyor? Şahsen tanıdığım pek çok kişi teker teker çıldırdı. Artık genelleşmiş olan bu acı, duygusal hastalıklar bağlamında, her şey insanı afallatan bir noktaya doğru gidiyor.

Yazının devamı »