Devlete Karşı Toplum – Pierre Clastres
18 Ağustos 2007
İlkel toplumlar devletsiz toplumlardır: Bir olguya işaret eden ve kendi başına düşünüldüğünde doğru olan bu yargı, aslında siyasal antropolojinin kesin bir bilim olarak oluşmasını güçleştiren bir görüşü, bir değer yargısını gizliyor. Gerçekte burada söylenmek istenen, ilkel toplumların belli bir şeyden -devletten- yoksun oldukları ve bunun diğer bütün toplumlar -örneğin bizim toplumumuz- gibi, onlar için de vazgeçilmez olduğudur. Demek ki bu toplumlar gelişmelerini tamamlamamış toplumlardır. Gerçek anlamda -yani uygarlaşmış- toplumlar değillerdir; hatta kapatmaya çalıştıkları halde hiçbir zaman kapatamadıkları bir eksikliğin -devlet eksikliğinin- acısını şiddetle hissederler. Gezginlerin kroniklerinden ya da araştırmacıların çalışmalarından da aşağı yukarı böyle bir sonuç çıkıyor: Devletsiz toplum düşünülemez, yani devlet bütün toplumların yazgısıdır. Bu yaklaşımdaki etnosantrist eğilim öylesine yer etmiştir ki, çoğu zaman bunun farkına bile varılmaz. Hiç düşünmeden en yakında olanı örnek göstermek, hakkında en çok bilgi sahibi olunan değilse de en çok başvurulan yoldur. Aslında nasıl inanç mümin kişinin içine işlemişse, toplum devlet içindir yargısı da bizim içimize işlemiştir. Bu durumda ilkel toplumları, dünya tarihinin bir kenara attığı safralar gibi olmasa da, dünyanın her yerinde çoktan aşılmış bir evrenin anakronik kalıntıları olarak tasarlamaktan başka çaremiz kalmıyor. Burada etnosantrizmin öbür yüzünü, yani tarihin tek yönlü olduğu, hiçbir toplumun bu tarihe yönelmekten ve bu tarihin vahşilikten uygarlığa uzanan evrelerini katetmekten kaçamayacağı inancını görmek mümkün. Raynal, “Bütün uygarlaşmış toplumlar bir zamanlar vahşiydiler” der. Oysa ortada kesin bir evrimin olması, uygarlığı keyfi bir biçimde devletin uygarlığına bağlayan ve devleti bütün toplumların kaçınılmaz olarak ulaşacağı nokta sayan bir öğretiyi kesinlikle haklı göstermez. Bu durumda, bugün de vahşi olan son toplumların nasıl ayakta kaldıklarını sorabiliriz.