Sinope
25 Nisan 2006
Dün gece burada, bu iskelede, mutluluk içersinde denize atlayıp eğlenen insanlar görüyordum. Deniz o kadar berraktı ki; dipte dolanan balıklar dahi görünüyordu. Rüzgar ise denizin kokusunu burnunuza kadar nazikçe taşıyıp bırakıyordu. Sahne beni çok etkilemişti. Ben de tüm coşkumla kendimi iskeleden aşağıya suya bırakmak istiyordum. Ama denizin nasıl böyle temiz olabildiğine takılıp kalmıştım.
Sabah uyanır uyanmaz, ilk işim buraya gelmek oldu. Sahne o kadar gerçekti ki emin olmak istiyordum. Şuan gördüğüm tek bir insan yok, su hâlâ sanki balçık gibi. Rüzgarın burnuma taşıdığı şey “ilerleme”nin denize akıttığı zehrin keskin bayat kokusu. Gerçekten çok ağır bir koku… Dün gece ortalıkta gözükmeyen büyük bacalar karşı kıyıda yeniden belirmiş. Sanki araba egzost dumanları yetmiyormuş gibi yoğun bir duman salıyorlar gökyüzüne. Acaba hangisi rüya, hangisi gerçek? Dün gece gördüklerim hoş bir rüya mıydı, yoksa şuanda gördüklerim berbat bir kâbus mu?
