Zulmü Görüntüle

21 Kasım 2010

Yeryüzünde en çok zulüm gören canlılardan biridir hayvanlar. Ama yine de pek kimse duymaz hergün öldürülen milyonlarcasının sesini. Nedendir bilinmez hayvan deneyleri güvenlikli binaların içerisinde yapılır. Tavukların onlarcası çok uzakta bir çiftlikteki kafeste sıkış tepiş saklanır. Yüreği kan ağlayan filin çığlığını sirkten yükselen kahkahalar bastırır. Açık denizlerde troller balık sürülerini süpürürken ufkun ardına saklanır.

Bugünlerde ise bir kampanya başladı. Duvarların arkasına gizlenen zulmü görüntülemek için bir grup yaptıkları çağrıyla yola çıktı. Zulmü sadece birkaç insanın zalimliği olarak görmüyorlar. Sorumlu, insan-merkezci endüstriyel kapitalist uygarlık ve onun kurumları – üniversiteler, tıp ve veteriner fakülteleri, laboratuvarlar, şirketler, endüstriyel çiftlikler, su parkları, sirkler, kürk çiftlikleri, tavuk çiftlikleri, hayvanat bahçeleri, evcil hayvan dükkanları, barınaklar, denizler, ormanlar, sokaklar ve hayvanların zulme uğradığı her neresi varsa. Meraklandık, sorduk. Anlattılar.

Yazının devamı »

Çocuğunuz mu köpeğiniz mi?

Gary L. Francione

İletişim Yayınları, İstanbul Mart 2008,

Önde gelen hayvan hakları kuramcılarından biri olan Gary L. Francione, “radikal” fikirleri ile diğer kuramcılardan ayrılıyor. Bu kitapta, hayvanları koruma kanunlarında temel alınacak kadar yaygınlaşan “insanca muamele” ilkesinin pratikte hiçbir hükmünün olmadığını savunuyor. Ona göre, hayvanlar insanların malı olduğu sürece, hayvanların acısını azaltmaya yönelik hukuksal düzenlemeler bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü mal sahibinin çıkarları, her zaman malının çıkarlarından öncelikli olacak ve bu gibi durumlarda hayvanların payına yine zulüm düşecektir. Francione, hayvanlarla ilgili görülen davalardan örnekler vererek, hayvanlara yönelik bariz işkencelerin bile mevcut hukuk sistemlerinde nasıl meşrulaştırıldığını gösteriyor. Ona göre, kölelik sorunu nasıl ki kölelerin durumlarını düzelterek çözülemediyse, hayvanların kurtuluşu da ancak hayvanların mal statüsüne son verilmesi ile mümkündür. Peki, bu konuda umut var mı? Yerleşik kanılarımızı sarsacak bu kitaba önsözüyle katkıda bulunan bir başka önemli hayvan hakları savunucusu Alan Watson şöyle söylüyor: “İnsan-hayvan ilişkileri etrafındaki tartışmaların uzun bir geçmişi var, ama ufukta herhangi bir çözüm görünmüyor. Yine de bence bu konudaki bakış açısı değişmek üzere. Francione’nin bu cesur ve ufuk açıcı kitabının, biz insanların hayvanlara yönelik bakışımızda ve bu bakışın onlara karşı davranışlarımıza yansıma biçiminde bir dönüm noktası yaratacağına inanıyorum.”

Yazının devamı »

ÖfkeÖfke – Michael Tobias

Acıyı hissetmek için kurban olmak gerekmez… “Parlak bir anlatım, gerçek bir sayfa çevirtici. Michael Tobias işe, acıyı hissetmek için illa kurban olmanın gerekmediğini anlatarak koyuluyor. Ayrıntılar, duygular, heyecan, hırs ve yakıcı intikam ateşi. Evet, intikam… bedel ödetme… Hayvan tacizcilerinin 1984’ü…” Keith Mann, ALF (Hayvan Özgürlüğü Cephesi) eylemcisi. Halen, “terörist” eylemlerde bulunmak suçuyla hapistedir.

Geleneksel toplumların insan ve doğa arasında kurmayı başardığı uyum, aydınlanma sonrasında insanın egemen olduğu ve diğer bütün canlıların onun için varolduğu inancıyla bütünleşen büyük ve karmaşık bir hiyerarşi zinciri yarattı. Geleneksel toplum üyeleri doğaya müdahaleyi en aza indirgeyip, bütün canlı türleri ile akraba olduğu varsayımdan yola çıkarak, hem kendini hem de doğanın bütün görünüşlerini yüceltmeye uğraşıp, büyülü bir dünya yaratma telaşına girerken, modern insan, doğanın büyüsünü bozup, kendi dışındaki her şeyi işlevsel ve akılcı bir bakış açısının yarattığı korkunç bir ideoloji ile bütünleştirdi. Bu ideolojinin merkezinde insan vardı ve o insan doğanın hakimi, kendi dışındaki tüm türlerin efendisi, yaratan ve yok eden kötü ruhlu bir tanrıydı. Aslında doğanın denetim altına alınması aynı zamanda insanın da denetim altına alınması anlamına geliyordu ki; bugünkü insan trajedisinin kökeninde de aynı ideolojinin izlerinin bulunduğunu görmek için fazla çaba harcamaya gerek yoktu. Bu nedenle çağdaş devrimci akımlar, siyasetçiler ve benzerleri önemsemese de, doğanın zincirlerinden kurtulması, insanın özgürleştirilmesi mücadelesinin de bir bileşeni olduğu artık kuşku götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktaydı.

Yazının devamı »