Tahakkümün Siberağı

20 Haziran 2008

Feral Faun

(Yazarın notu: Bu makale ideal olarak hoşuma gideceğinden daha spekülatiftir, çünkü modern toplumun tek bir bakış açısının doğasında olan yönelimlerinin, elbette, bu toplumun diğer bakış açılarıyla ilişkide olan yönelimlerinin izini sürmeyi deniyor. Bu makale, sibernetiğin neden potansiyel olarak bile özgürleştirmediğini, ve nihayetinde asi özgür ruhlar tarafından karşı çıkılacağını gösterme girişimi olarak okunmalıdır, bir tahmin yürütme olarak okunmamalıdır.)

“Aletin diktatörlüğü en kötü diktatörlük şeklidir.” – Alfredo M. Bonanno

Devam eden bir devrim var. Bireylerin otoriteye karşı ayaklanmasından, isyanından bahsetmiyorum (Bu devrim sonlarına doğru bazı anti-otoriter eğilimler kazanabilmiş olsa bile). Sosyal üretim tarzındaki çok büyük, niteliksel bir değişimi kastediyorum. Endüstriyel sermayenin bu süreçler üzerindeki egemenliği sibernetik sermayenin egemenliğiyle yer değiştiriliyor. Benzer şekildeki tüm devrimlerle birlikte, bu, rahat, kolay, sakin bir dönüşüm olmayacaktır. Eski yönetim düzeni ve yeni yönetim düzeni çatışma içerisindedir. Geçmiş birkaç sene boyunca Amerikan politikasındaki tepkisel unsurların kuvveti, eski düzenin egemenliğini sürdürmeye çalışmakta olduğunun kararlılığını gösterir. Ancak eski düzenin egemenliği giderek politik kalır, ve sibernetik yeni düzen ekonomiye hükmeder. Teknofilik anarşist arkadaşlarımdan bazıları bana, “sibernetik çağın gerçeklikleriyle yüzleşmem gerektiğini” söylemişti. Benim için, bu, sibernetik çağdaki tahakkümün doğasını incelemek ve amansızca saldırmak anlamına gelir. Gözlemlerim, sibernetik bilim ve teknolojinin bu tahakkümün önemli bakış açıları olduklarını gösterir.

Yazının devamı »

Feral Faun

New Orleans’da, Fransız Mahallesinin hemen dışında, bir tahta perdenin üzerine şablonla yazılmış bir duvar yazısında şöyle yazıyor: “Erkek Tecavüz Eder.” Neredeyse her gün bunun önünden geçerdim. Yazıyı ilk gördüğüm zaman beni kızdırmıştı çünkü duvar yazısı beni bir “erkek” olarak tanımlıyordu ve ben asla birine tecavüz etmek istememişimdir. Ne de penisli arkadaşlarım böyle bir şey istemiştir. Fakat, hergün bu dogma duvar yazısına rastladıkça, kızgınlığımın nedenleri değişti. Bu dogmayı kurban edim ideolojisinin – korku, bireysel zayıflık (ve sonradan ideolojik temelli destek gruplarına bağlılık ve otoriteden babacı korunma) ve kişinin kendisini bir kurban olarak görmesine riayet etmeyen deneyimin tüm gerçekliklerine ve yorumlarına karşı körlüğü destekleyen bir ideoloji – feminist versiyonunun bir tekrarı olarak tanımladım.

Kurban edim ideolojisinin arkasında bazı gerçeklikler olduğunu inkâr etmiyorum. Hiçbir ideoloji eğer gerçekte herhangi bir temeli yoksa etkili olamazdı. Bob Black’in dediği gibi, “Hepimiz ebeveynlerin yetişkin çocuklarıyız.” Hepimiz tüm hayatımızı arzularımızın, tutkularımızın ve bireyselliğimizin bastırılmasına ve sömürülmesine dayandırılan bir toplumda geçirdik, fakat kendimizi, kurban edilişimiz açısından tanımlayarak yenilgiyi kabul etmemiz tamamen anlamsızdır.

Yazının devamı »

Gösteri Olarak Tabiat

28 Ekim 2007

Feral Faun

Yabaniliğe Karşı El Değmemiş Doğa İmgesi

(Yazarın notu: Bu makaledeki tırnak işaretlerinin yaygın kullanımı tabiat ve el değmemiş doğanın gerçek varlıklar değil de, kavramlar olduğu fikrini pekiştirmek amacıyladır.)

Doğa her zaman varolmamıştır. Ormanın derinliklerinde, pumanın kalbinde veya pigmelerin şarkılarında bulunmaz; uygar insanın felsefelerinde ve hayal yapılarında bulunur. Görünüşte birbirinden ayrı uçlar hep birlikte bizleri evcilleştirmeye, yabanilik ifadelerimizi sindirmeye hizmet eden ideolojik bir yapı olarak doğayı yaratmak için biraraya getirilir.

Uygarlık bütüncüldür ve gözlemlenen herşeyi idrak etmenin uygar yolu da bütüncüldür. Etraftaki sayısız varlıklarla karşılaştırıldığında, uygar zihin anladığını hissetmek için onu kategorize etme ihtiyacı duyar (Gerçi, tüm anladığı şey, uygarlığa nasıl faydalı kılınacağıdır). Tabiat uygar kategorilerin en önemlilerinden biridir; bireylerin yabaniliklerini kontrol altına almada ve uygar, sosyal varlıklar olarak kendi özdeşimlererini yürürlüğe koymada en kullanışlılarından biridir.

Yazının devamı »

Feral Faun

“Mutlak sevgi kusursuz bir güzelliktir; içerisinde nefret ya da sahip olma yoktur…. Bu yüzden sevgiyi bulabileceğiniz her yerde kabul edin: Sevgiyi fark etmek zordur çünkü asla soru sormaz.” - Austin Osman Spare

Cinsel sevgi, erotik zevk, tükenmeyen coşkunluğun kaynağı bedenlerimizin mutlak tanrısallığının ifadesidir. Kozmosun yaratıcı enerjisinin ta kendisidir. Bu enerji serbest bir şekilde içimizde aktığı zaman, aşka, tüm kozmos ile erotik zevki paylaşmayı arzulamaya ulaşırız. Fakat yalnızca çok nadir olarak bu sınırsız enerjiyi deneyimleyebiliriz. Meta kültürünün sınırları içerisinde, aşk da bir metadır. Aşktan tasarruf geliştirilmiştir, ve bu tasarruf, hazzın özgürce akışını yok eder.

Aşktan tasarruf yalnızca aşk kıtlığı yaratıldığı için var olabilir. Küçük çocuklar olarak, bizler, kendimize ve tüm diğer varlıklara sevgi besleyen vahşi, tanrısal aşıklarız. Fakat ebeveynlerimiz bunu bizden çaldılar. Yetişkinler çocuk sevgilerinin cinsel doğasını inkâr ederler ve sevgi ifadelerini kabul edilebilir davranışlarla değiştirirler. Kötü olarak tabir ettikleri kaba cinsel davranışlarımız için bizleri cezalandırır veya azarlarlar. Bizi yargılarlar ve böylece kendimizi yargılamayı öğretirler. Kendimizi sevmek yerine, kendimizi kanıtlamaya mecbur bırakılmış hissederiz – asla kendimizden emin hissedemeyiz. Aşk kozmosun bir hediyesi olmaktan çıkar ve uğruna rekabet etmek zorunda olduğumuz oldukça nadir, yüksek fiyatlı bir meta haline gelir.

Yazının devamı »

Feral Faun

Ekonomi -yaşamın üzerinde hayatta kalmanın tahakküm altına alınması- tüm diğer tahakküm biçimlerinin sürdürülmesi için esastır. Kıtlık tehdidi olmadan, insanları gündelik çalışma ve maaş rutinine itaat etmeye mecbur etmek zor olurdu. Bizler ekonomikleştirilmiş bir dünyada doğduk. Mülkiyetin sosyal kurumu kıtlığı gündelik bir tehdit haline getirdi. İster özel isterse komünal olsun mülkiyet, birinin istediği veya ihtiyaç duyduğu şeyi basitçe almak yerine, genel olarak sadece ekonomik değişim biçiminde kabul edilmiş olan bir izin istemesinin beklendiği bir durumu yaratarak bireyi dünyadan uzaklaştırır. Bu şekilde, yoksulluğun farklı seviyeleri zengin için de dâhil herkes için garanti edilmiş olur, çünkü sosyal mülkiyet kuralı altında birinin sahip olmaya müsaade edilmediği şey birinin sahip olmaya müsaade edildiği şeyin ötesine geçer. Yaşam üzerinde hayatta kalmanın tahakkümü sürdürülür.

Yazının devamı »

Futurist Saldırı

18 Haziran 2007

Feral Faun

-Teknoloji ve Uygarlık Karşıtı Çılgınlar- Manifestosu

Fütürist Saldırı, halen bir çok benin ironik ve samimi örgütsüz şizofrenik dalgalanmalarıdır. Fütürist’ler gibi, bizler de geçmişe karşı saldırıya geçiyoruz fakat onların saldırılarının sınırlarının farkında olarak, ama kısıtlı saldırılarının ironik maskaralığında ve ayrıca kendimizi hayal edilemeyen yeni yaşam galaksilerinin yaratıcıları haline gelmek için uğraşmak yerine geçmişin hayal edilemeyen altın çağına dönme hasretini çeken nostaljik primitivist teknoloji ve uygarlık karşıtı çılgınların sisli gözlerinden ayırt etmek için, adlarını onları şereflendirmek için çalmıyoruz. Onlar da geçmişten gelen ölü birer ağırlıktırlar ve her zaman öyleydiler. Fütüristler geçmişi retlerinde başarısız olmuşlardır çünkü onlar bugünü ve geleceği kucaklamaktadırlar. Fakat gerçek olmayan bugünde bizler geçmişin saf bir şekilde en yüksek noktasını –tüm olmuş olanların toplamını- deneyimliyoruz. Teknoloji de sadece geçmiştir ve gayretleri bize musallat olur ve köleleştirir. Uygarlık mı? Ağzının suyu akan pürtüklü suratı olan dermansız bunaklık, bizi tiksindirir. Teknolojinin fütürist yüceltisi tüm yaşamın üzerinde geçmişin saltanatının yüceltilmesidir. Ve gelecek sadece bugünün ve geçmişin genişletilmesi olarak var olduğundan beri, yok edilmek zorundadır. Fütürist Saldırı fütürizme her biçimiyle saldırır. Bizler zamana ve onun tüm projelerine ve ürünlerine saldırırız. Bizler zamansızlığın yaratımına başladık; kökenleri sevindirici bir şekilde unutulmuş olan abide olmayan ama toz içinde oynanabilen oyuncakların harabesinin yaratımına başladık; kendi kendini yaratan yaşamla birlikte bereketli ormanların ortasında ufalanan bir taş, paslanan bir metal ve her birimizin yaşamlarının her anı bilinçli bir şekilde ve tutkuyla hiç bir geçmiş, bugün veya gelecek düşüncesiyle –ki bu doğru olarak hakikidir—yaratılamayan geçmişin/bugünün/geleceğin kalanı olan bir dünyanın yaratımına başladık.

Yazının devamı »