Geyik Kulakları

23 Nisan 2009

Geyiklerin işitme duyuları çok keskindir. Ortamdaki en zayıf sesleri duyabilirler. Kuşların şarkıları ya da rüzgarın ağaç dallarını sallarken çıkardığı seslere ilgisiz görünürler, ancak farklı bir çıtırtı ya da kuşların tehlikeyi haber veren bağırışlarını duyduklarında hemen kafalarını kaldırır ve kulaklarını oynatmaya başlarlar. Yüksek bir farkındalığa sahiptirler. Doğada herkesin bir sesi vardır ve her ses etrafta olup bitenleri anlatır. Geyiğin kulakları kadar keskin duyamasak da onlar kadar farkındalığa sahip olabiliriz.

Sessizce oturun… Gözlerinizi kapatmak yardımcı olacaktır. Etrafınızdaki tüm sesleri aynı anda duyun. Sesleri tek tek birbirinden ayırın. Ve her sesi kendi içerisinde ayırın. Ritmler… En küçük sesler… Duyduğunuz en küçük sesin farkına varın. Sesleri tanıyın; herkesin ritmini, müziğini dinleyin… Seslerdeki değişikliklerin farkına varın. Seslerin anlattığı hikayeleri izleyin… Herkesin bir sesi vadır… Dinleyin… En çok kaç farklı sesi duyabilirsiniz…

Not: Uyugulama sırasında duyularınız zihninizin önüne geçmeye başladıkça, çevre algınız değişebilir. Bir rüya hali gibi… Çünkü zihin, duygulardan, mantıksal olarak algıladığınız dünya ile uyuşmayan gerçek deneyimleri önemsememesini ister.

Baykuş Gözleri

2 Nisan 2009

Çocukluğumda kuzenlerimle oynadığım oyunları hatırlarım. Bir çeşit şekil değiştirme. Her türlü hayvan rolüne ve her türlü kurguya açıktık. Ve eminim ki herkes bu tarz bir dönemi hatırlar. Büyüyünce ise, genelde bunların hiçbirinden eser kalmaz. Ama kuzenlerimden bir tanesiyle hiç de böyle olmadı. 20′li yaşların ortalarında bile, deniz kıyısındaki martı sürüleriyle birlikte kanat çırpar, köpeklerle birlikte uluruz. Bir anda paleolitik bir avcıya ya da gelecekteki bir ilkele dönüşebiliriz. Kuşlarla birlikte gök yüzünde süzülür, arılarla dans ederiz… Dağlarla birlikte hiç kıpırdamadan sabit kalır, rüzgarlarla birlikte eseriz… Köklerimiz dere yatağında, çınar ağaçlarıyla birlikte nefes alırız… Çocukça mı? Evet; yeniden çocuk, yeniden yabanıl oluruz.

Kaybettiğimiz yabanıllığı yeniden kazanabilmek için, bedensel ve zihinsel yeteneklerimizi geri kazanmak önemli ve oyunlar bunun için oldukça etkilidir. Kendiniz bir oyuna çevirebileceğiniz bazı pratik çalışmalardan bahsedeceğim. Önce duyular. Baykuş gözleri…

Not: Uyugulama sırasında duyularınız zihninizin önüne geçmeye başladıkça, çevre algınız değişebilir. Bir rüya hali gibi… Çünkü zihin, duygulardan, mantıksal olarak algıladığınız dünya ile uyuşmayan gerçek deneyimleri önemsememesini ister.

Görüşünüzü uzak bir noktaya odaklayın. Bu noktaya odaklandığınızda, gözlerinizi hareket ettirmeden sadece dikkatinizi vererek, görüşünüzün sınırlarını fark edin – sağa sola, aşağı yukarı… Tüm görüş alanınız içerisindeki her şeyi gözlerinizi hareket ettirmeden görmeyi deneyin. Bunu başardığınızda, detaylara inmeyi deneyin. Renkleri ve şekilleri, ışık ve gölgeleri, ve tüm hareketi görün. Ne kadar çalışırsanız, farkındalığınız o kadar gelişir ve tamamen refleks olarak bilinçsizce bu şekilde görmeye başlarsınız.

Serhat Elfun Demirkol

Bir İktidar Teorisi – Bölüm 8

İlk kez Bölüm 3′te sorulan soruyu hatırlayalım: temel teşkil eden genetik ve memetik iktidar-ilişkilerimizin farkındalığını elde edersek, bireyselliğimiz ne olacaktır? Yalnızca iktidar-bileşiklerinin taşıyıcılığını mı yaparız? Özgür iradeye ve bireysel özdeşliğe sahip miyiz, ya da genlerimiz ve memlerimizin çoğalmak için bizleri kullandıkları bir yapıdan başka bir şey değil miyiz? Rasyonalite ve ego arasındaki çatışmayı ortadan kaldırabilir miyiz?

Susan Blackmore, The Meme Machine kitabında, kültürümüzün tebaası olarak kaderimizi kabul etmeyi savunur. Fakat önceden de söz edildiği gibi, denetimsiz kalmış kültürümüz eninde sonunda ya insanlığın ya da çevrenin sınırlamalarını ihlal edecektir. İnsanlığın sonuna, Dünya’daki yaşamın sonuna, ya da her ikisine birden götüren bu tarz bir yaklaşımı reddetmeliyiz. Teknoloji de insanlığın mutlak özünü tehdit eder. Genetik mühendisliği ve nanoteknoloji bireyin mutlak özünü yok ederek, bilinci bireyden gruba kaydırabilir. Francis Fukuyama tam da böyle bir olasığın uyarısında bulunur, fakat “ilerleme insanlığın son bulmasına hizmet etmediği sürece kendimizi kaçınılmaz teknolojik ilerlemenin köleleri olarak kabul etmemeliyiz.” ifadesini kullanır. İleriye doğru bir yol vardır; birbirimizle, Dünya ile ve iktidar ile mantıklı, tatmin edici bir ilişkiye götürecek bir yol. Böyle bir yol iki öncelikli kavramı iyice anlamamızı gerektirir – biz kimiz, ve hangi vizyon için çalışmak istiyoruz.

Yazının devamı »