Değerlerin Çöküşü

8 Temmuz 2006

Daniel Quinn’in B’nin Öyküsü kitabından, B’nin halka açık konuşmalarından üçüncüsü…

Değerlerin Çöküşü

19 Mayıs Tiyatro Binası, Radenau Bizim çağımız öncesi kültürümüzde on bin yıl boyunca tehlike korosunda oluşan sesler dokuz sesten ibaretti: Savaş, suç, ahlaki kirlenme, ayaklanma, kıtlık, veba, kölelik, soykırım ve ekonomik çöküş. 1960 başlarında çağımız, koroya eklenecek onuncu sesi yarattı, daha önce hiç duyulmayan bir ses ve bu da kültürel felaketin sesi – vizyon kaybına neden olan, amaçların başarısızlığı ve değerlerin çöküşü.

Her kültürün olaylar arasında belirleyici bir yeri, evrene uyan bir vizyonu vardır. İnsanların bu vizyonu dile getirmelerine ihtiyaç yoktur (örneğin çocuklarına bu vizyonu açıklamaları gerekmez) çünkü bu yaşamlarında – tarihlerinde, efsanelerinde, törelerinde, yasalarında, ayinlerinde, sanatlarında, danslarında, öykülerinde ve şarkılarında – dile gelir. Gerçekte onlardan bu vizyonu açıklamalarını isteseniz nereden başlayacaklarını bilemeyecekleri gibi, belki sorunuzu bile anlamayacaklardır. onlara bunun doğdukları günden itibaren kulaklarına fısıldanan bir şarkı olup uzun süredir dinledikleri için bilinçli olarak duymadıklarını söyleyebilirsiniz. Biliyorum ki çoğunuz bu şarkıyı ana kültürün seslendirdiğini söyleyen ve şarkının kendisini bir mitoloji olarak adlandıran arkadaşım İsmail’i duydunuz.

Yazının devamı »

Kaynayan Kurbağa

26 Haziran 2006

Daniel Quinn’in B’nin Öyküsü kitabından, B’nin halka açık konuşmalarından ikincisi.

Kaynayan Kurbağa

Sistemlerin düşünürleri bize kaynayan kurbağa fenomeninde belirli insan davranışları üzerinde yararlı metaforlar sağlamıştır. Fenomen şudur: Kurbağa bir tencere kaynar suya attığınızda elbette dışarı çıkmak için çaba harcayacaktır. Ama kurbağayı ılık bir tencere suya koyup suyu kaynatmaya başlarsanız orada sakin bir şekilde yüzmeye devam edecektir. Su zamanla ısındığında, kurbağa sanki sıcak bir banyoda gibi kısa sürede yüzünde bir gülümsemeyle kendini, kaynayarak ölüme bırakacaktır.

Hepimiz kaynayan suya atılan kurbağaların hikayesini biliriz. Buna uygun düşen kültürel örnekler de mevcuttur. Yaklaşık altı bin yıl önce Eski Avrupa’nın tanrıçaya tapan toplumları, Marija Gimbutas’ın “Höyük Dalgası” olarak adlandırdığı kaynayan kültürümüze atılmış, çıkmaya çalışmış ancak zamanla batmış toplumlardır. Kuzey Amerika Yerlileri 1870’lerde kaynayan kültürümüze atılarak farklı bir örnek oluşturmuş, yirmi yıl boyunca sudan çıkmaya çalışmış, ama sonunda onlar da batmışlardır

“Gülümseyerek kaynayan kurbağa” fenomenine zıt bir örnek kültürümüzce yaratılmıştır. Kazsana girdiğimizde su harika bir sıcaklıktaydı, bana kimse bunun ne zaman olduğunu söyleyebilir mi?

Boş yüzler.

Yazının devamı »

Büyük Unutuş

24 Mayıs 2006

Daniel Quinn’in B’nin Öyküsü kitabından, B’nin halka açık konuşmalarından ilki.

Büyük Unutuş

Her dinleyici kitlesi ve her bir dinleyiciye ailelerimizden aldığımız ve çocuklarımıza devrettiğimiz kültürel bilincin kesin olarak uygarlığımızın oluştuğu bin yılda, kültürümüzde Büyük Unutuş üzerine kurulu olduğunu göstererek başlamalıyım. Uygarlığımızın oluştuğu bu bin yılda neler oldu? Olan, neolitik çiftçi toplulukların köylere, köylerin kentlere, kentlerin büyük krallıklara dönüşmesiydi. Bu olayları, işçi sınıfının gelişmesi, bölgesel ve bölgeler arası ticaret sisteminin oluşması ve ticaretin ayrı bir iş olarak kurulması izledi. Tüm bunlar olurken unutulan şey, bunların hiç olmadığı bir zamanın yaşandığı gerçekliği idi. Bu zamanda insan yaşamı, hayvan üretimi ve tarım yerine, avlanma ve toplama ile sürüyor, köy, kasaba ve krallıklar düşünce ötesinde kalıyor, kimse çömlek ya da sepet yapıcı veya metal işçisi olarak çalışmıyor, ticaret resmi olmayan ve sıradan bir şey olarak görülüp bir yaşam tarzı olarak algılanmıyordu.

Yazının devamı »