Kitap ,
1 Yorum

Dünyaya Orman Denir

Dünyaya Orman Denir“Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum, yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield’in ve Dement’in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. Oyun oynamak istemiyordu. Ahlak dersi vermek istiyordu. Ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değildir. Madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirm bir tek: Don Davidson olmak Raj Lyubov olmaktan daha da acı vericidir.” (Arka kapaktan)

Ursula K. Le Guin

Ursula Le Guin bu romanında, meşe ve huş ağaçlarının köklerinde, mükemmel bir uyum ve ritim içinde yaşayan Athshelilerin milyonlarca ışık yılı uzaktan kereste için gelen Arzlılarla olan sessiz ve kanlı savaşını konu almış. Diğer bir deyişle, ormanın kuru toprakla, ağacın keresteyle savaşı…

Athsheliler düşgörenlerdir. Orman onlara düşlerinde geleceği söyler; onlar da düşlerinin gittiği yolda yürürler. Bu küçük, yeşil tüylü insanlar hiç uyumazlar, sadece zaman zaman kestirirler. Yani düşleri de bizimkilere benzemez; onların düşleri gerçektir. Düş orman halkının dilinde ‘kök’ demektir.

Arzlılar, taştan şehirlerde yaşayan devadamlar, kuru gezegenlerinden kereste için geldiklerinde ormanda çok şeyi değiştirdiler. Orman Arzlılar için anlamsız bir karmaşaydı. Çoğu bir korudan daha büyük bir ağaç topluluğu görmemişti bile. Athsheliler saatlerce uyuyan, uyandığında bütün düşlerini unutan, sonra da düşgörmek için zehirler alan bu insanları kendi ırklarının temsilcisi olarak gördüler. Ama devadamlar onlara ‘yaratıkçık’ dedi. Orman halkını esir ettiler, ağaç kesim kamplarında çalıştırıp kendi evlerini kendi elleriyle yok ettirdiler, ayaklarının altına aldılar, ruhsuzlaştırdılar ve öldürdüler. Hatta insandan saymadıkları bu ‘yaratıkçık’lara tecavüz ettiler.

Selver’de onlardan biriydi; Arzlıların sadık hizmetkarı. Ama karısı bir Arzlı tarafından tecavüz edilip öldürülünce Selver devadamların getirdikleri kötü düşü gördü:

“Düşte devler yürüdü, ağır ve uğursuz. Kuru pullarla kaplı uzuvları kumaşla sarılmıştı, gözleri küçük ve teneke boncuklar gibi parlaktı. Arkalarında cilalanmış, demirden yapılmış devasa şeyler sürünüyordu. Ağaçlar onların önünde devrildi.”

Selverin kötü düşü ormanda rüzgarla savrulan polenler gibi yayıldı. Köklerinden kopmuş, düşgörmeyi bile bilmeyen, ormana boyun eğdiren devadamların ünü kulaktan kulağa anlatılan masallarla bütün ormanda duyuldu. Selver, ölümü Arzlılardan öğrenmişti. Ölümün bilgisi bütün orman halkını düşlerinden değiştirecekti; yani ‘kök’lerinden.

“Korkunun meyvesi olgunlaşıyor. Senin bunu topladığını görüyorum. Hasatçı sensin. Bizim bilmekten korktuğumuz her şeyi gördün, bildin: sürgün, utanç, acı, dünyanın düşen çatısı ve duvarları, ıstırap içinde ölmüş anne, eğitilmemiş, bağra basılmamış çocuklar. Dünya için kötü bir zaman: sen bunların hepsini çektin. En ileriye kadar gittin. Orada, kara yolun sonunda ağaç büyüyor; meyve orada olgunlaşıyor. Şimdi uzan Selver, şimdi topla onu. Kökleri ormandan daha derinde olan o ağacın meyvesini elinde tuttuğun zaman dünyada tamamen değişir. İnsanlar anlayacaklar, seni bilecekler, bizim bildiğimiz gibi.”

Ormanlılar, hiçbir tanrıya benzemeyen bu yeni tanrılarını tanıdılar ve düşünün peşinden gittiler: iyi düşü geri getirecek kötü düş. Şimdi ne dünya-zamanda ne de düş-zamanda ölüm nedir bilmeyen, dillerinde ağaçsız kuru çöllere karşılık gelen hiçbir kelime olmayan yaratıkçıklar, yeni tanrılarının önderliğinde, çok uzaklardan gelen bu yokoluşun karanlık silahını devadamların çirkin yüzlerine çevirerek bütün insanlığa ispat edecekti: Dünyaya Orman Denir!

1 Yorum

Bir Cevap Yazın