Yazı , , ,
1 Yorum

Doğanın Hakları Olsaydı

Serhat Elfun Demirkol

bol dumanlı yeniHarman‘ın Haziran sayısında yayınlanmıştır.

İncir sepeti hemen hemen dolmuştu. Dalın ucundaki incirleri de alabilmek için ağacın tepesinde küçücük boyumla uğraşıp duruyordum. Derken, elinde sepetiyle dedem belirdi. “Yeterince toplamadın mı?” “Şurada birkaç tane kaldı. Onları da alacağım.” dedim. Dedemin cevabı beni şaşırtmış ve uzun süre düşündürmüştü. “Bırak kuşlar da nasiplensin. Onların da hakkı var bu incirde.

Ekvador

Yaşım ilerledikçe her yemişin üçte birini toplamaya başladım. Üçte biri diğer canlıların. Kalan üçte biri ise toprağın ve yemişin kendisinindi. Bu, büyüklerimin adalet anlayışıydı. Hepsi insanın rızkı değildi, rızk hepimizindi. Yaşamın tümüne aitti.

Topluluklar, ulaşmak istedikleri ideallerini ortaya koymak ve gücün nasıl uygulanacağını düzenlemek için yazılı olsun ya da olmasın her zaman belirli yasalar kullanmıştır. Yasalar, bu anlamda topluluğun kendisine ait olan ve dünyanın nasıl işlediğine dair temel fikirlerini ortaya koyar. Büyüklerimden öğrendiğim de tam olarak bunu ortaya koyan yazılı olmayan bir kanunun küçük ve kalıntı bir parçasıydı. İnsanı, çok daha geniş bir topluluğun, yaşam topluluğun içerisinde görüyordu.

Günümüz modern yasaları ise doğayı ve canlıları bir mülk, sömürülecek doğal kaynaklar olarak görür. Doğa sahiplenilen bir mülkiyettir. Alınıp satılabilir. Eğer bir hidroelektrik santral şirketinin doğa üzerindeki yıkıcı faaliyetlerine karşı mücadele ediyorsanız, büyük bir olasılıkla başkalarının mülkiyet haklarını ihlal etmekle suçlanırsınız. Çünkü, şirketler kanunen yasal haklara sahip. Yaşamın bağlı olduğu doğal süreçlerin zarar görmesini engellemeye çalışan eylemleriniz sizleri yasalar karşısında suçlu duruma düşürebilir. Yine de kamu vicdanına dokunan eylemleriniz – başkalarının mülkiyet haklarını ihlal etmediği sürece – başarıya ulaşabilir. Yasalarımız, doğanın yok edilmesini engellemese de bir noktaya kadar mülk sahiplerine kısıtlamalar getirir. Çünkü süreç iyi yönetilmezse, insanın doğa üzerindeki yıkıcı faaliyetleri bir noktaya kadar düzenlenmezse ortaya çıkabilecek etkiler otorite üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Peki, mülk sahibinin sahiplendiği doğa üzerindeki otoritesini ortadan kaldırarak, doğanın kanunlar karşısında bir mülk olarak görülmesini engelleyip doğaya belirli haklar vermek mümkün olabilir mi? Eylül 2006’da Amerika Birleşik Devletleri’nin Pensilvanya eyaletindeki Tamaqua Kasabası, yeni bir kanalizasyon atık yönetmeliğini onayladı. Buna göre, kasaba içersindeki yerel topluluklar ve ekosistemler sivil haklara sahip olacaktı. Kasaba ya da herhangi bir kasaba sakini, kanalizasyon atıklarının neden olduğu hasarın iyileştirilmesi için bir ekosistem adına dava açabilecekti. Zararlar kasabaya ödenecek, ekosistem ve yerel toplulukların iyileştirilmesinde kullanılacaktı. Belediyecilik tarihinde bir ilk sayılan bu yönetmelik, doğaya belirli sivil haklar veren ilk yasal düzenlemelerden biri.

Bundan tam iki yıl sonra, nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı yerli olan Ekvador halkı ise doğaya yasal haklar veren ve bireylerin Doğa adına mahkemelere başvurabilmelerine imkan sağlayan dünyadaki ilk anayasayı kabul etti. Daha öncesinde, Ekvador, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından borçlarını kapatması için yağmur ormanlarını yabancı petrol şirketlerine açmayı zorlanmıştı. Chevron, önceden bilindiği adıyla Texaco, 1964 ile 1992 yılları arasında Ekvador Amazonlarının kuzey bölgesinde hemen hemen dört milyar litre petrol çıkardı. Sonunda, tahminlere göre 1 milyon hektar yağmur ormanı zarar gördü, 600 zehirli atık kuyusu oluştu ve yaklaşık 30 bin insanın yaşam kaynağı olan nehir ve dereleri kirletti. Ekvador halkı benzer felaketlerden sakınmak için doğanın haklarını tanıyan ilk devlet oldu. Böylece Ekvador sınırları içerisinde, doğa, insanların kendilerine mal ettikleri ve sömürdükleri bir nesne değil yasalara göre eşit davranılması gereken ve belirli sivil haklara sahip bir varlık haline geldi. Görünen o ki Ekvador’un peşinden başka ülkeler de bu konuda çalışmalar yapmaya başlamış durumda. Ekvador Anayasasının yazılmasında katkı sağlayan CELDF (Community Environment Legal Defense Fund), Güney Afrika, İtalya, Avusturalya ve kendi anayasasını oluşturmaya çalışan Nepal’den bu konuda çağrı aldığını açıkladı. Türkiye’de ise doğa hakkı kavramı oldukça yeni. Ocak 2010’da kurulun Türkiye Su Meclisi, “doğa hakkını anayasal güvence altına alarak; suyun kamu tarafından sahiplenilmesini sağlayan bir su politikasının oluşturulmasını ve suyla ilgili yanlış uygulamaların süratle ve kararlılıkla düzeltilmesini sağlamak” amacıyla çalışmalar yürütüyor.

İnsanın yalnızca bir bileşeni olduğu bağımsız bir sistem içerisinde, yani doğada, herhangi bir dengesizliğe yol açmadan sadece insanlara hak tanımak mümkün değil. Doğa gibi hak da bir bütün ve parçalanamaz. İnsan haklarının garanti altına alınması ve doğa ile uyumun yeniden sağlanması doğanın bir bütün olarak haklarını sağlamakla olabilir. İşte bu nedenle Bolivya, Koçabamba’da bir araya gelen yaklaşık 30 bin kişi, 22 Nisan’daki İklim Değişikliği ve Doğa Ana Hakları Dünya Halkları Konferansı’nda tüm dünyaya Doğa Ana Hakları Evrensel Beyannamesinin kabul edilmesini önerdi ve bir taslak sundu. Buna göre Doğa;

-Yaşama ve var olma hakkı;
-Saygı duyulma hakkı;
-Yaşamsal döngülerini ve süreçlerini insan tarafından bozulmadan devam ettirme ve biyolojik kapasitesini yeniden oluşturma hakkı;
-Kendi kimliklerini ve bütünlüklerini ayrı, öz-düzenlemeli ve birbiriyle ilişkili varlıklar olarak sürdürme hakkı;
-Yaşam kaynağı olarak su hakkı;
-Temiz hava hakkı;
-Kapsamlı sağlık hakkı;
-Kirlenmeden, zehirli ve radyoaktif atıklardan muaf olma hakkı;
-Bütünlüğünü ya da yaşamsal ve sağlıklı işleyişini tehdit edecek şekilde genetik yapısındaki bozulma ve değişikliklerden muaf olma hakkı;
-Bu Beyannamede kabul edilmiş hakların insan faaliyetleri nedeniyle ihlal edilmesi durumunda bunların gecikmeden ve tam olarak iyileştirilmesi hakkına sahip olmalı.

Yasalarımız tüm varlıkların ve doğal döngülerin haklarını garantine alacak şekilde yeniden düzenlendiğinde insan faaliyetlerinin yaşamın unsurlarına yönelik sorumlulukları düzenlenmiş olacak. Doğanın hakları olduğunda, doğa ile olan ilişkimizin bir zaman sonra değişeceği ve yeniden tanımlanmış olacağı aşikar. Ancak bekleyip görmektense, dünyanın dört bir yanında mücadele eden doğa hakkı savunucularına destek olmalıyız.

EKVADOR ANAYASASI

BÖLÜM 7 – Doğa Hakkı

Md. 71.

Yaşamı yeniden üreten ve gerçekleştiren Doğa yahut Pacha Mama, var olma, hayati döngüsü, yapısı, fonksiyonları ve evrimsel süreçlerini sürdürme, koruma ve yenileme hakkına sahiptir.

Her birey, topluluk, halk yahut milliyetten insan doğa hakkının yerine getirilmesini kamu kurumlarından talep edebilir. Bu hakların uygulanması ve değerlendirilmesi Anayasada belirlenen prensiplere uygun olarak yerine getirilecektir.

Devlet, toplulukları, tüzel ve yerli insanları doğanın korunması için teşvik edecek ve bir ekosistemi oluşturan tüm unsurlara saygı duyulmasına ön ayak olacaktır.

Md.72.

Doğa, iyileşme hakkına sahiptir. Bu iyileşme, Devlet ve tüzel yahut yerli insanların sahip olduğu, etki altındaki doğal sistemlere bağımlı olan bireyler ve toplulukların zararlarını ödeme yükümlülüklerinden bağımsızdır.

Yenilenemeyen doğal kaynakların sömürülmesi sonucu da oluşabilen, ciddi yahut kalıcı çevresel etki durumunda, Devlet, iyileşmenin sağlanması için en etkili mekanizmaları kuracak ve zararlı çevresel etkileri gidermek yahut azaltmak için en uygun önlemleri benimseyecektir.

Md. 73.

Devlet, türlerin nesillerinin tükenmesine, ekosistemlerin yok olmasına yahut doğal döngülerin kalıcı değişimine neden olabilen tüm etkinlikler için tedbir ve kısıtlama önlemleri uygulayacaktır.

Milli genetik mirasta belirli bir şekilde değişiklik yapabilen organizmaların, organik yahut inorganik maddelerin ülkeye girişi yasaklanmıştır.

Md. 74.

Bireyler, topluluklar, halklar ve milliyetler, kendilerine iyi bir yaşam olanağı sunan doğal zenginliklerden ve çevreden yararlanma hakkına sahip olacaklardır.

Çevre hizmetleri özelleştirilemez, bu hizmetlerin üretimi, sağlanması, kullanımı ve işletilmeleri Devlet tarafından düzenlenecektir.

Bir Cevap Yazın