Kitap

Çöl

Çöl, AnonimÖnümüzdeki iklim savaşları pek çok anarşisti silip süpürebilir ama daha önceki yerel kıyametlerde pek çok taraftarı kıyımdan geçirilse de varlığını sürdürmeyi başarmış bir politik düşünce olan Anarşizmin bitirilmesi pek olası değil. Son 200 yılın tüm dehşetlerine rağmen New York Times’ta da söylendiği üzere Anarşizm “toprağa gömülemeyecek bir itikat”. Bu cesaret veriyor ama sonuçta ideolojik makineler değiliz. Sırf bir “idealin” değil, bizzat anarşistlerin kendilerinin de –yani senin, benim, ailelerimizin ve henüz tanışmadığımız dostlarımızın da– hayatta kalması önemli. En azından benim için önemli! Farklı yerelliklerin kendine has koşullarını da göz önünde bulundurursak bu kırılmalar için aşağı yukarı yirmi yılımız (belki biraz daha fazlası) var; bunu hâlihazırda uğraştığımız diğer şeylerin yerine bir alternatif olarak değil, uzun vadeli ve çok yönlü bir stratejinin ayrılmaz bir parçası olarak öneriyorum. Kimilerimiz için bu bir yandan da ölüm kalım meselesi olacak.

Devamını okuyun

Kıyamet Koparken: İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey

Kıyamet Koparken: İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey
Derrick Jensen, Stephanie McMillan

Kapitalist politikacısından çevreci aktivistine dünyayı elbirliğiyle yağmalayan uygar insanı, ve onun doğayı ve tüm canlıları yok eden yıkıcı zihniyetini hicveden bir çizgi roman.

Büyük bir keyifle çevirdiğim ve Kaos Yayınları tarafından basılan Kıyamet Koparken kitabını sevgili Yeşim Özbirinci Gaia Dergi’de tanıtmış, teşekkürler.

 

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı

Fredy Perlman

Bu yazı 2006 yılında Kaos Yayınları tarafından yayınlanan ve Fredy Perlman’ın tarih boyunca uygarlık mega-makinesine karşı süren direnişlerin hikayesini anlattığı Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı kitabından alıntıdır.

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a KarşıSır meydanda. İnsanlar onları kafese koyana dek kuşlar özgürdür. Biyosfer, Tabiat Ana’nın kendisi, kendi kendini nemlendirdiğinde, güneşte uzandığında ve derisinden sürüngenlerle ve uçucuların kaynaştığı rengârenk tüyler püskürttüğünde özgürdür. Eşit büyüklükte başka bir küre ona çarpana ya da cesetvarî bir mahlûk derisini deşene, bağırsaklarını yırtana dek kendi doğası dışında hiçbir şey ya da oluş tarafından belirlenmez.

Ağaçlar, balıklar ve böcekler; her biri kendi potansiyelini, arzusunu keşfederek tohumdan olgunluğa erişinceye dek özgürdür, ta ki böceğin özgürlüğü kuş tarafından kısılana dek. Yenilen böcek, kendi özgürlüğünü kuşun özgürlüğüne hediye etmiştir. Kuş, sırası geldiğinde, böceğin en sevdiği tohumu toprağa düşürüp onu gübrelediğinde böceğin vârislerinin özgürlüğünü çoğaltacaktır.

Devamını okuyun

Mutfaktaki Yaban

mutfaktaki-yabanMutfaktaki Yaban
Anadolu’nun Yenen Otları – Tijen İnaltong

Doğa bize mevsimine, yerine göre farklı güzellikler sunar. Biberiye ve defne yıl boyu yeşil kalırken semizotu sadece yaz aylarında çıkar, ısırgan yazı değil kışı sever, su teresi, su kazayağı gibi otlar sulak yerlerde yetişmek ister, ebegümeci, labada, kuşyüreği, kuş ekmeği hemen her yerde yetişir, özel ilgi beklemez. Kekik, adaçayı, nane, tarhun, fesleğen, kişniş, maydanoz, dereotu, roka, tere tohumunu ekip gerektiği gibi suladığınızda, yıllarca yemeklerinize, salatalarınıza renk ve sağlık katar. Üstelik hepsinin seyretmeye doyulmayan, irili ufaklı, allı morlu, sarılı pembeli zarif çiçekleri vardır…

Tijen İnaltong, bitkilerin dilinden aktardığı öykülerle bu güzel kitabı kaleme almış. Anadolu’dan 89 bitki bu çalışma içerisinde yer alıyor.

Devamını okuyun

Dünyaya Orman Denir

Dünyaya Orman Denir“Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum, yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield’in ve Dement’in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. Oyun oynamak istemiyordu. Ahlak dersi vermek istiyordu. Ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değildir. Madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirm bir tek: Don Davidson olmak Raj Lyubov olmaktan daha da acı vericidir.” (Arka kapaktan)

Ursula K. Le Guin

Devamını okuyun

B’nin Hikayesi

b-nin-oykusuİsmail’in yazarı Daniel Quinn‘den, bir başka sosyal-antropoloji başyapıtı: B’nin Öyküsü,

(Arka kapaktan)”…Uzanıp işaret parmağıyla böceklerin izlerini gösterdi. “Şirin’in izi,” dedi, “Böcek ve fare gibi ben de bir zamanlar buradaydım. Ve bu izleri incelemek için biri gelirse, üçü de farklı zamanlarda, hepsi Tanrı’nın eliyle buradaydılar ve hala Tanrı’nın elindeler, ancak artık burada değiller, diyecek.. Her iz Tanrı’nın elinde başlar ve biter ve her iz bir ömür sürer. Karşılaştıklarında avcı ve av kendi izlerinde durur, nasılsa Tanrı’nın elinin ötesinde iz yoktur. Tüm izler sonsuzca örülmüş ağ gibi birlikte durur. Ve seninki ya da benimki, böcek veya farenin izinden üstün değildir. Hepsi bir arada durur. “Yolculuğumuzu başkalarının eşliğinde yaparız. Geyik, tavşan, bizon ve bıldırcın önümüzden gider ve aslan, kartal, kurt, akbaba ve sırtlan arkamızdan gelir. Hepimizin izleri Tanrı’nın elinde bir aradadır ve hiçbiri istisna değildir. Ayağının altından geçen bir solucan da senin kadar Tanrı’nın elindeki yolculuğunu gerçekleştirmektedir. “İzlerinin Tanrı’nın elindeki ağın bir ilmeği olduğunu unutma. Tarladaki fare, dağdaki kartal, kabuğundaki yengeç, kayadaki kertekele ile bağlısın. Binlerce kilometre ötede toprağa düşen bir yaprak, senin hayatına dokunur. Yapraktaki ayak izin, binlerce nesil boyunca hissedilir.”

İlerlemenin Kısa Tarihi

Ronald WrightA Short History of Progress

Yeryüzündeki çölleri süsleyen devasa kalıntıların çoğu ilerleme tuzaklarının heykelleridir. Onlar kendi başarılarının kurbanı olmuş uygarlıkların mezar taşlarıdır. Bir zamanlar güçlü, karmaşık ve gösterişli olan bu toplumların yazgısı bizim için ders alınır niteliktedir. Onların ilerlemenin-kisa-tarihikalıntıları ilerlemenin izini gösteren batıklardır. Daha modern bir benzerlik kurmak gerekirse, kara kutularında neyin ters gittiğini bulabileceğimiz yere çakılmış uçaklardır. Bu kitapta, geçmişteki hataları tekrarlamanın önüne geçebileceğimiz umuduyla bu kutulardan bazılarını (Sümerler, Mayalar, Mezopotamya, Roma İmparatorluğu, Mısır, Çin) açıp, uçakların uçuş planlarını, mürettebat seçimlerini ve tasarımlarını gözden geçirmek istiyorum. Şüphesiz bizim uygarlığımızın özellikleri geçmişteki uygarlıklardan farklıdır. Ancak bu farklılık bizim sandığımız kadar büyük değildir. Bir kere, geçmişte ya da günümüzde yaşaması fark etmez, bütün uygarlıklar dinamiktir. En yavaş hareket edenler bile uzun vadede ilerleme kaydetmiştir. Her uygarlığın durumu birbirinden farklı olsa da, modeller endişe ve cesaret verici biçimde benzerlik taşımaktadır. Hatalarımızın tahmin edilebilir oluşu bizi alarma geçirmeli, ancak bugün neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak için bu hataları kullanabilme şansımız bize cesaret vermelidir.

Devamını okuyun

Ekin Sapı Devrimi

masanobu fukuokaHaftalar önce gezinirken küçük bir bahçe ile karşılaşmıştım. Toprak güzelce bellenmiş, yabani otlarından ayıklanmış, ve düz bir hat boyunca ıspanak ekiliydi. Gözüm bahçenin etrafını çevreleyen tellerin hemen yanına takıldı. Hemen hemen bahçe kadar bir alanı yoğun bir şekilde kaplayan emegümeci vardı, hemen yakınlarındaki böğürtlenlere kadar uzanıyor ve aralarından labada ve kuzukulağı seçiliyordu. Hiçbir şey yapmadan, Doğa Ana’nın cömertliğinde ortaya çıkan çeşitlere karşılık, zahmet ve müdahale ile yetiştirilen tek bir ürün. Üzerine düşündüm… Ve bir çırpıda okuduğum bu kitapla karşılaştım…

Devamını okuyun

Göğü Delen Adam

göğü delen adamPapalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir.
Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.

Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık bir yeşil klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, ‘ozon deliğinin’ içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğiniyse zaman gösterecek. (arka kapak)

Devamını okuyun

İsmail

İsmail, Daniel QuinnHapsedildikleri yerlerde hayvanlar, vahşi doğadaki kuzenlerinden her zaman daha düşüncelidirler. Bunun nedeni; içlerinde en sığ olanın bile bu hayat tarzında çok yanlış bir şeyin olduğunu sezmeden edememesidir. Daha düşüncelidirler derken muhakeme gücüne sahip olduklarını kastetmiyorum. Fakat yine de kafesinde çılgınca gezinen kaplan bir insanın kesinlikle bir düşünce olarak tanımlayacağı bir şeyle meşguldür. Ve bu düşünce bir sorudur: Neden? neden, neden, neden, neden, neden? Kaplan kafesinin parmaklıkları arkasında sonu hiç gelmeyen yolunu yürürken her saat, her gün, her yıl bu soruyu kendisine sorar. Soruyu analiz edip üzerinde durarak ayrıntılara inemez. Eğer bir şekilde ‘ne neden?’ diye sorabilseydin, sana yanıt veremezdi. Buna karşın bu soru, beyninde söndürülemez bir alev gibi, iç dağlayan bir acı vererek yanar ve bu durum hayvanat bahçesi bakıcılarının ‘geri dönüşü olmayan biçimde yaşamı inkar etme’ olarak tanımladıkları nihai uyuşukluk haline girinceye kadar da yok olmaz. Ve tabii ki bu sorgulama, hiçbir kaplanın doğal ortamında yaptığı bir şey değildir.”

Devamını okuyun