Son Gönderiler

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı

Fredy Perlman

Bu yazı 2006 yılında Kaos Yayınları tarafından yayınlanan ve Fredy Perlman’ın tarih boyunca uygarlık mega-makinesine karşı süren direnişlerin hikayesini anlattığı Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı kitabından alıntıdır.

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a KarşıSır meydanda. İnsanlar onları kafese koyana dek kuşlar özgürdür. Biyosfer, Tabiat Ana’nın kendisi, kendi kendini nemlendirdiğinde, güneşte uzandığında ve derisinden sürüngenlerle ve uçucuların kaynaştığı rengârenk tüyler püskürttüğünde özgürdür. Eşit büyüklükte başka bir küre ona çarpana ya da cesetvarî bir mahlûk derisini deşene, bağırsaklarını yırtana dek kendi doğası dışında hiçbir şey ya da oluş tarafından belirlenmez.

Ağaçlar, balıklar ve böcekler; her biri kendi potansiyelini, arzusunu keşfederek tohumdan olgunluğa erişinceye dek özgürdür, ta ki böceğin özgürlüğü kuş tarafından kısılana dek. Yenilen böcek, kendi özgürlüğünü kuşun özgürlüğüne hediye etmiştir. Kuş, sırası geldiğinde, böceğin en sevdiği tohumu toprağa düşürüp onu gübrelediğinde böceğin vârislerinin özgürlüğünü çoğaltacaktır.

Devamını okuyun

Ölüler Altın Takar Mı?

İnan Mayıs Aru

Aşağıdaki metin 1997’de anarşist süreli yayın Apolitika çevresi tarafından Bergama köylülerine dağıtılmıştı. Sevgili Tayfun (Gönül) başta olmak üzere pek çok anarşist arkadaş Bergamalıların mücadelesine aktif destek vermiştik. Tayfun bir süre için bölgeye yerleşip Kara Toprak adında anarşist bir ekoloji gazetesinin çıkarılmasına da önayak olmuştu.

Şimdi Çanakkale-İzmir yolunda yanından geçerken bile çorak bir sızıdır Bergama içimde. Neredeyse 20 yıl önce andığımız o 500 maden şimdi Efemçukuru’nda, Kazdağları’nda, Artvin’de, Fatsa’da, bu toprakların dört bir yanında ardı ardına faaliyete geçmeye devam ediyor ve o gün köylülere sorduğumuz sorular bugün de aynı yakıcılığıyla karşımızda duruyor. Bir yandan “altına hayır” derken bir yandan düğünlerde gelinlere, doğumlarda bebeklere altın takmaya devam edecek miyiz? Peki sonra o bebeklere yaşanabilir bir gelecek bırakabilecek miyiz?

Devamını okuyun

Ava Giden Avlanır

İnan Mayıs Aru

Kelebek ok yay almış
Ava şikare çıkmış
Tonuzları korkutur
Ayuları kaçmağa

Kaygusuz Abdal, 14. yy

Kızılçamların arasında yürüyorum. Gözüm yer yer kabarmış çam pürçeklerinde. Doğru yere bakmayı bilenler için kurumuş çam iğnelerinin altında ne hazineler gizli! Şu az ötedeki pırnalın altındaki sarı şey bir yumurta mantarı olabilir mi? Ama hayır daha vakit erken.

Lord Okkoto - Prenses Mononoke

Lord Okkoto – Prenses Mononoke

Sararmış bir yaprak sadece. Yarım saattir beyhude dolansam da, bir yerlerde mutlaka mantarla patlamış olmalı. Hava müsait; yağmurlar döktü, gün hanım gösterdi yüzünü, önceki geceki fırtına gökgürültüleri içinde geceyi yararak zihinlerimizi de ilkel kıvılcımlarla bir anlığına aydınlatan yıldırımlarını sundu bize. Mantarlar da pek seviyor yıldırımları. Havadaki elektrik yükünün bu anlık boşalmaları, mantarların toprağın yüzüne çıkıp meyvelerini vermelerini tetikliyor.

Devamını okuyun

Neden Umut?

John Zerzan

Tahakküm ve baskıya karşı tam bir zafer şansını açıkça gözardı etmek, umut kavramını küçüksemek anarşistler arasında epeyce modadır. Desert (2011) kapağında bu bakış açısıyla övünür: “Kalplerimizde hepimiz dünyanın ‘kurtarılamayacağını‘ biliyoruz” ve ilk açılış sayfalarında bu açıklamayı iki kez tekrarlıyor. Uygarlık sürecek. “Şimdi kazanılamayacak mücadeleleri bırakmanın zamanı.” Bu şekilde duygusal tükenmişliğin ve hayal kırıklığının ıstırabından sakınacağız ve hepimiz daha mutlu olacağız(!) Meksikalı Unabomber tipi bir grup olan Individualidades teniendo a lo salvaje (ITS) (Yabanıla Meyleden Bireyler) de kazanan olmayacağını kararlı bir şekilde savunuyor. Tekrar tekrar “Bunun mümkün olduğuna inanmıyoruz,” beyanında bulunuyorlar.

Devamını okuyun

Mekânda Hareketin Özgür Kılınması

Feral Faun

Zaman bir ölçü sistemidir yani bir kural koyan, bir otoritedir. Pek çok ayaklanma sırasında saatlerin parçalanması ve takvimlerin yakılması boş yere değildir. Ayaklanmacılar bu aletlerin de krallar, başkanlar, polisler ve askerler gibi isyan ettikleri otoriteyi temsil ettiğinin yarı-bilinçli de olsa farkındadır. Ama yeni saatler ve takvimlerin yapılması çok uzun sürmemiştir çünkü zaman mefhumu ayaklanmacıların zihnine hâlâ hükmetmektedir.

Zaman, kontrol etmek ve sosyal bir bağlama tabi kılmak için mekân boyu hareketi ölçmeye yarayan sosyal bir yapıdır. İster güneşin, ayın, yıldızların ve gökteki gezegenlerin hareketi olsun, ister dolaştıkları yerlerdeki bireylerin hareketi olsun isterse de günler, haftalar, aylar ve yıllar diye bildiğimiz düzenlerin etrafında gelişen olayların hareketi olsun zaman bu devinimlerin sosyal çıkara tabi kılınmasının aracıdır. Bireylerin sosyal bağlamdan özgürleşmeleri, kendi yaşamlarının bilinçli, özerk yaratıcıları olabilmeleri için zamanın yıkımı zorunludur.

Devamını okuyun

Doğadışı Yazın

Gary Snyder

Bu makale Squaw (“Brodiaea Hasatçıları”) Vadisi’nde 1992 Temmuz’unda düzenlenen “Yaban Sanatı” başlıklı doğa yazını konferans dizilerinin ilkinde Gary Snyder’ın yaptığı sunumdan alınmıştır.

gary-snyder

Gary Synder

Son yıllarda “doğa yazını” giderek artan bir edebî ilgi odağı haline geldi. Odaktaki özne olan “doğa” ve ona (ve onun içerisinde yer alan biz insanlara) yönelik bir kaygı sanatçılar ve yazarlar tarafından – memnuniyet verici bir biçimde – paylaşılmaya başlandı. Bu ilgi pekâlâ postmodernizmin yeni bir aşaması da olabilir, zira modernist avangartlar akıllara durgunluk verecek kadar kent-merkezliydi. Yazarlığa özenen pek çok kişi – illâ kişisel bir kazanç ya da edebî itibar da beklemeksizin – meraklı, saygılı ve kaygılı bir biçimde bu topraklara doğru ilerliyor. Bunu aşkla ve de tutkulu bir ekoloji cengâverliğiyle yapıyorlar, para için değil. (Doğa yazınının ne olması gerektiğine dair halen pek çok farklı görüş ve anlayış mevcut. Büyük ölçüde orta sınıf, orta kültürlü, Avrupalı-Amerikalı bir insan perspektifinden yazılmış yazı ve denemelerde görülebilecek daha eski bir doğa yazınından söz edilebilir. Bu yazın, güzellik, uyum ve ulviyet retoriğine dayanır. John Muir’in yazılarında zaman zaman bizi rahatsız eden şey de zaten bunun aşırıya kaçması. Şimdi isimleri pek hatırlanmasa da, Muir’in daha beter çağdaşları da vardı.)

Devamını okuyun

Doğal Tarımın Yolu

İnan Mayıs Aru

“Tarımın nihai hedefi ekin yetiştirmek değil, insanların yetiştirilip mükemmelleşmesidir,” diyor Masanobu Fukuoka. Bu söz aslında Doğal Tarım Yolu’nun gerçekte ne olduğunun çok açık bir ifadesi. Bu bir yoldur (Dao ya da tarik). Artık meşrebinize göre hangisini seçerseniz seçin; insan-ı kâmile, Buddha’ya, Aydınlanmış kişiye giden bir yol. Çiftçilik ise bu yolun gündelik yaşam içerisindeki en yalın ve pratik ifade biçimidir çünkü doğayla kurulan ilişkinin temelinde romantik bir ideal değil kişinin gündelik ihtiyaçlarını dolaysız bir biçimde karşılayabilmesi yatar.

Devamını okuyun

END:CIV

end-civ-2011END:CIV; kültürümüzün sistematik şiddete ve çevresel sömürüye olan bağımlılığını inceliyor ve sonuçta zehirlenen tabiatı ve savaş bunalımındaki ulusları derinlemesine araştırıyor. Derrick Jensen‘in Endgame (Oyun Sonu) adlı kitabına dayanan END:CIV izleyiciye şu soruyu soruyor: “Yaşadığınız topraklar, ormanları kesen, suyu ve havayı kirleten ve besin kaynaklarınızı zehirleyen yaratıklar tarafından işgal edilseydi, direnir miydiniz?”…

Devamını okuyun

Gerçeğin Çölü

Serhat Elfun Demirkol 

yeniHarman Nisan 2011 sayısında yayınlandı.

Tunus, Lübnan, Mısır, Libya… Arap dünyası isyanlarla sallanıyor. Tüm dünyanın gözü ve kulağı bu bölgede. İsyanlara demokrasiye doğru atılan olumlu bir adım olarak bakanlar yanında farklı düşünenler de var. Bunlardan biri ise Dilaver Demirağ. Kendisi “illa bir toplum kendi hukukunu tayin ederken batının toplum sözleşmesi denilen modelini birebir taklit etmek zorunda mı?[1]” diye soruyor ve demokrasinin emperyalist bir öge olduğunu ileri sürüyor. Dilaver’e göre batı, kendi demokrasisini tüm dünyaya ihraç ederken bir ülkenin demokratik olup olmamasına karar veren ve bunun standartlarını belirleyen de kendisi. Nitekim, Paris’de bir araya gelen demokrasi temsilcisi ülkelerden bazıları bu yazıyı kaleme alırken Libya’ya hava operasyonu başlattılar.

Devamını okuyun

Örgütlenmenin Matematiği

Serhat Elfun Demirkol

“Hayatında hiç MHP’ye oy vermemiş ilk okuldaki beş arkadaşını bulacaksın, orta öğretimden beş arkadaşını bulacaksın, asker arkadaşından beş tanesini bulacaksın, mahalle arkadaşından beş tanesini bulacaksın, sokaktan da 4 arkadaş, hepsini topla 24. 49 milyon bölü 24. Ortaya çıkan rakam ülkücülerin oy temin etmesi gereken hane sayısı . O hane sayısı 24 oy getirirse 19 milyon oy ile iktidar olursunuz.” – Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı

Devlet Bahçeli gibi bir ekonomist olmadığımdan kaynaklı olsa gerek bu hesabın içerisinden çıkmam epey vakit aldı. Bahçeli’nin tek başına iktidara göz koyduğu hesaplamanın bir benzerini iktidara göz koymayan aksine sağlıklı ve eşitlikçi sosyal yapıların hakim olduğu bir dünya özlemi içerisinde olan biri olarak yapmaya çalışacağım.

İngiliz antropolog Robin Dunbar’a göre kararlı ilişkiler kurup bu ilişkileri sürdürebileceğimiz kişi sayısı 150’dir. Bu sayı, insan beyninin neokorteks büyüklüğünün bir fonksiyonudur. Dunbar’ın primatlarla yaptığı gözlemler sonucu geliştirdiği bu formüle göre esasen insanlar için 147,8 olan bu sayı, elbette sabit bir değer değil. 100 ile 230 arasında değişebiliyor.

Devamını okuyun