Editör: İnan Mayıs Aru

İlkel Gerilla Savaşı – bir taktik olarak göçebe avcı toplayıcılık

Kevin Tucker

Gelecekte bizi nelerin beklediğini kimse bilmiyor. Ama işlerin şimdiki gidişatına bakacak olursak pek de umut verici olduğu söylenemez. Her halükârda en kötü duruma hazırlıklı olmanın kimseye zararı dokunmaz. Uygarlığın sonu yaklaşıyor ve ben inanıyorum ki bizim ömrümüz bunu görmeye vefa edecek. Nasıl sona ereceğini söylemem mümkün değil ama işler yoluna girmeden önce kesinlikle çok daha kötüye gidecek.

Şu an iktidarı elinde bulunduranlar savaşmadan düşmeyecekler. Şebekeyi çökertmek onları sahneden uzak tutmanın pratik bir yolu olabilir ne de olsa bugün makineler olmazsa onların dünyası da imkânsız hale gelir. Ama yarın tüm enerji kesilse dahi askeriye ve polisin kendi kaçınılmaz sonlarının farkına varmasının bir hayli vakitlerini alacağından şüpheniz olmasın. Uygarlığın hayat karşısındaki savaşı hızla açıklık kazanacaktır. Bizim buna karşılığımız da hiç aşağı kalır olmamalı. Tamam psikolojik, ekolojik, toplumsal ve manevi aklıselim bakımından göçebe avcı/toplayıcı hayat tarzından çok fazla bahsediyor olabilirim ama iş o kadarla kalmıyor: bu aynı zamanda en kötü durum senaryolarına uyum sağlamak için de son derece elverişli bir yol. Burada sözünü ettiğim şey gerilla savaşı.

Gerilla savaşçılarının daima yiyecek temin etme sıkıntısı olmuştur. Che, gerillalar ve onlara yiyecek ve destek sağlayan köy ahalisi arasındaki ilişkiyi hayatta kalmanın olmazsa olmazı olarak görüyordu. Ve haklıydı da. Pek çok diğer Latin Amerika direniş hareketi sırf yerel halkla ilişki kuramadığı için başarısızlığa uğradı. Bunlardan kimileri bütünüyle reddedilirken (Che’nin son direnişi de dâhil) kimileri de halkı büsbütün terörize etmiştir. Pek çok açık nedenden ötürü bu her iki durumun da başarıya ulaşma şansı yoktur.

Tamam kabul, destek önemli bir etmen ama benim derdim uygarlığı yok etmek, onu nihai olarak yürürlükten kaldırmak üzere ele geçirmek değil ki. Yani bu da özgürleştirilmesi düşünülen nüfustan gelecek olan gıda ve maddi desteğe bağımlılık demek oluyor. Bu daima büyük bir risk olagelmiştir ve bugün içinde yaşadığımız her şeyden haberdar teknolojik gözlere ve kulaklara sahip devletlerin dünyasında bu riski almaya hiç değmez. Toplamayı ve avlanmayı öğrenmekse size bir üstünlük sağlayacaktır: gerektiğinde ihtiyaçlarınızı tamamen kendiniz karşılayabilirsiniz. Bütün dünyayla bağlarınız ne kadar az olursa başarma şansınız da o kadar yüksek olur.

Göçebeliğe bağlı kendine yeterlilik sizi hareket halinde tutar ve yeni koşullara uyum sağlama yeteneğinizi de alabildiğine arttırır. Askerî hayatta kalma planları en kötü durum senaryosuna yöneliktir. Düşman bazı temel vasıflara sahip olabilir ama avcı/toplayıcı yaşam tarzı tamamen bambaşka bir dünyadır. Çevrenizdeki dünya sizin için aşina ve mukaddes bir yer haline gelirken bihaber ve alakasız kimseler için meçhul arazi olarak kalır. Şehirlere göze çarpmadan ve şüphe çekmeden girip çıkmanızı sağlayacak akış ve hareketler hakkında dersler edinirsiniz.

Avcılık bir dizi nedenden ötürü önemlidir. Bunların en aşikâr olanı hedefi tam isabetle vurma teknik beceri ve kabiliyetidir. Bu da her mesafeden zarar verebilecek aletler yapabilmek demektir. Dart, yay, atlatl, mızrak, bıçak ve tuzakların hepsi de sessizdir ve kolayca üretilebilirler. Ateşli silahlar ve patlayıcılar zarar verme kapasitesi bakımından oldukça farklı sayılsalar da teknik ve beceri bakımından pek de bir farkları yoktur. Pratik önemlidir ama şartlara uyum sağlama yeteneği hayati değerdedir. Diğer aletlerin yardımıyla ateşli silahlara, cephaneye ve patlayıcılara ulaşmanın oldukça kolaylaşacağını belirtmeye ise gerek bile yok.

Ancak avcılık beraberinde iz sürmeyi ve avına sessizce sokulmayı da getirir. Hiçbir makine duyuları tamamen açık birinin sinsiliğini taklit edemez. Ne arayacağınızı ve ardınızda ne bırakacağınızı çabucak öğrenirsiniz. Nasıl etrafınızdaki dünyanın bir parçası olacağınızı öğrenirsiniz: manen ve bedenen. Farkındalık savunmada kalmaktan çıkıp hücuma geçmenizi mümkün kılar.

Göçebe yaşam tarzı son derece formda kalmanızı sağlar. Sırtta tam yükle her gün kilometrelerce yol tepmek hem beden hem de zihin için mucizeler yaratır. Bu bedenlerimizin evrimsel gelişimine denk düşen bir hayattır. Sadece “kazanacak” kadar hayatta kalmaya şartlanmış düşmanımız asla kendini rahat hissedemez ve alacakları hiçbir eğitim onları kökleşmiş bir insanın serpilip gelişebileceği bir yere taşıyamaz.

Göçebe halklar savaş halinde daima bir üstünlüğe sahip olmuşlardır. Fetih ve yayılma savaşları, anında başarıyla sonuçlanmaktan ziyade daima uzun sürmüştür ve tipik olarak ancak zorunlu ikametle tamamlanabilir. Kuzey ve Güney Amerika’da yerleşik imparatorluklar askeri fethe açıktılar. Saldırılacak bir merkezleri ve hükmedilecek bir iktidar konumları vardı. Oysa göçebe avcı/toplayıcılar, kendi menfaatlerine, bunlardan tamamen yoksundur.

Kökleşmiş halkların köksüz düşmanlarını anlayabilme eksikliği hep bir dezavantaj olmuştur. İmha, fetih ve savaşın kökleri hep evcilleşmiş halkların yayılmacı yerleşimlerinde yatar. Bir uygarlığın içinde büyümüş olmak bunu anlayamaz hale gelmemize yol açmakla kalmıyor aynı zamanda bunda bir sorun da göremiyoruz. İnsanları psikolojik olarak boğuşması imkânsız bir biçimde etkileyen bir teknolojiye sahibiz. İmhanın ve makine gibi düşünmenin ilk elden bilgisi maalesef ki bizler için çok aşina. Ama şu durumda, en derin yaramız göçebe bir hayat tarzıyla beraber en büyük üstünlüğümüz haline de gelebilir.

Bırakın sağlığımıza kavuşmamızın öfkesi ve düşmanımızın bilgisi bize en kötü durumda rehberlik etsin ve vahşi bir dünyanın içine dalmamızı mümkün kılsın: evcilleşmenin olmadığı bir dünyada yeniden su yüzüne çıkmak üzere.

Çeviren: İnan Mayıs Aru

Ekoloji – Yuvanın İrfanı

İnan Mayıs Aru

Ekoloji - Yuvanın İrfanı

Yaşadığım yerde ufuk bir çizgi değil, güneşin huzmeleriyle yeşilin bin bir tonuna bürünen örtüsüyle inişli çıkışlı, art arda sıralanan tepeler ve dağlardan oluşan bir dalga. Mavi gökte parça parça ak bulutların gölgeleri koşuyor bu dalgaların üzerinde. Hızlarına yetişemeyeceğimi bilseler de her gün beni de onlarla birlikte o dağlarda dolanmaya çağırıyorlar. Çağrılarına uymamak elde değil.

Akdeniz’in alâmetifarikası kızılçamlar altındaki mersinler, tespih ağaçları, böğürtlenler, saparnalar ve yer yer de pırnal meşeleriyle çevrili patikalarda yürüyerek ormanın içine dalıyorum. Görünüşte orman huzur dolu, kendimi burada yuvada hissediyorum. İki atmaca tepemde dönerek bana eşlik ediyor, dağın sırtını aşarken. Bir süre sonra çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor sanki ileride karşılaşacağım bir tehlikeye karşı beni uyarıyorlar.

Devamını okuyun

Çöl

Çöl, AnonimÖnümüzdeki iklim savaşları pek çok anarşisti silip süpürebilir ama daha önceki yerel kıyametlerde pek çok taraftarı kıyımdan geçirilse de varlığını sürdürmeyi başarmış bir politik düşünce olan Anarşizmin bitirilmesi pek olası değil. Son 200 yılın tüm dehşetlerine rağmen New York Times’ta da söylendiği üzere Anarşizm “toprağa gömülemeyecek bir itikat”. Bu cesaret veriyor ama sonuçta ideolojik makineler değiliz. Sırf bir “idealin” değil, bizzat anarşistlerin kendilerinin de –yani senin, benim, ailelerimizin ve henüz tanışmadığımız dostlarımızın da– hayatta kalması önemli. En azından benim için önemli! Farklı yerelliklerin kendine has koşullarını da göz önünde bulundurursak bu kırılmalar için aşağı yukarı yirmi yılımız (belki biraz daha fazlası) var; bunu hâlihazırda uğraştığımız diğer şeylerin yerine bir alternatif olarak değil, uzun vadeli ve çok yönlü bir stratejinin ayrılmaz bir parçası olarak öneriyorum. Kimilerimiz için bu bir yandan da ölüm kalım meselesi olacak.

Devamını okuyun

Öldüğümü Duyan Herkes Bir Ağaç Diksin

Bill Mollison 1928 - 2016

Bill Mollison 1928 – 2016

İnan Mayıs Aru

Permakültürün kâşifi Bill Dede göçmüş bu dünyadan.

Doğayı ve döngülerini anlamaya, onca farklı iklim ve coğrafyada yaşayan halkların doğayla uyumlu yollarını keşfedip onları sistematik bir bütünsellikle kavramsallaştırarak şu içinde bulunduğumuz yıkım çağında yeniden doğayla uyumlu yaşamlar yaratmaya adanmış 88 dolu dolu yıl.

İyi ki gelmiş, görmüş ve aktarmış gördüklerini.

2010 yılında PDC eğitimi için geldiğinde tanışma şansım olmuştu benim de. Bill Dede sabahları eğlenceli çocukluk hikâyelerini, gençlik maceralarını birer permakültür masalı kıvamında anlatırken öğleden sonra Geoff (Lawton) daha somut, elle tutulur bilgiler veriyordu bize.

Devamını okuyun

Kıyamet Koparken: İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey

Kıyamet Koparken: İnkâr İçinde Kalmanızı Sağlayacak 50 Basit Şey
Derrick Jensen, Stephanie McMillan

Kapitalist politikacısından çevreci aktivistine dünyayı elbirliğiyle yağmalayan uygar insanı, ve onun doğayı ve tüm canlıları yok eden yıkıcı zihniyetini hicveden bir çizgi roman.

Büyük bir keyifle çevirdiğim ve Kaos Yayınları tarafından basılan Kıyamet Koparken kitabını sevgili Yeşim Özbirinci Gaia Dergi’de tanıtmış, teşekkürler.

 

Armağan Ekolojisi

Gary Snyder

Ecology, Literature and the New World Disorder’dan
Çeviren: İnan Mayıs Aru

tlingit people

Tlingit İnsanları

Bir keresinde Alaska’da Koyuko Kızılderilisi genç bir üniversite öğrencisi bana şunu sormuştu: “Biz hayvanları yiyerek, onlara şarkılar söyleyerek, onları resmederek ve onların rüyalarını görerek onlardan güzelce faydalanıyorken onlar bunun karşılığında bizden ne alıyorlar?” Bu bence mükemmel bir soruydu; görgü ve adabımuaşeret meselesine parmak basıyor ve bunu hayvanların açısından dile getiriyordu.

Devamını okuyun

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı

Fredy Perlman

Bu yazı 2006 yılında Kaos Yayınları tarafından yayınlanan ve Fredy Perlman’ın tarih boyunca uygarlık mega-makinesine karşı süren direnişlerin hikayesini anlattığı Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a Karşı kitabından alıntıdır.

Er-Tarihe Karşı, Leviathan’a KarşıSır meydanda. İnsanlar onları kafese koyana dek kuşlar özgürdür. Biyosfer, Tabiat Ana’nın kendisi, kendi kendini nemlendirdiğinde, güneşte uzandığında ve derisinden sürüngenlerle ve uçucuların kaynaştığı rengârenk tüyler püskürttüğünde özgürdür. Eşit büyüklükte başka bir küre ona çarpana ya da cesetvarî bir mahlûk derisini deşene, bağırsaklarını yırtana dek kendi doğası dışında hiçbir şey ya da oluş tarafından belirlenmez.

Ağaçlar, balıklar ve böcekler; her biri kendi potansiyelini, arzusunu keşfederek tohumdan olgunluğa erişinceye dek özgürdür, ta ki böceğin özgürlüğü kuş tarafından kısılana dek. Yenilen böcek, kendi özgürlüğünü kuşun özgürlüğüne hediye etmiştir. Kuş, sırası geldiğinde, böceğin en sevdiği tohumu toprağa düşürüp onu gübrelediğinde böceğin vârislerinin özgürlüğünü çoğaltacaktır.

Devamını okuyun

Ölüler Altın Takar Mı?

İnan Mayıs Aru

Aşağıdaki metin 1997’de anarşist süreli yayın Apolitika çevresi tarafından Bergama köylülerine dağıtılmıştı. Sevgili Tayfun (Gönül) başta olmak üzere pek çok anarşist arkadaş Bergamalıların mücadelesine aktif destek vermiştik. Tayfun bir süre için bölgeye yerleşip Kara Toprak adında anarşist bir ekoloji gazetesinin çıkarılmasına da önayak olmuştu.

Şimdi Çanakkale-İzmir yolunda yanından geçerken bile çorak bir sızıdır Bergama içimde. Neredeyse 20 yıl önce andığımız o 500 maden şimdi Efemçukuru’nda, Kazdağları’nda, Artvin’de, Fatsa’da, bu toprakların dört bir yanında ardı ardına faaliyete geçmeye devam ediyor ve o gün köylülere sorduğumuz sorular bugün de aynı yakıcılığıyla karşımızda duruyor. Bir yandan “altına hayır” derken bir yandan düğünlerde gelinlere, doğumlarda bebeklere altın takmaya devam edecek miyiz? Peki sonra o bebeklere yaşanabilir bir gelecek bırakabilecek miyiz?

Devamını okuyun

Ava Giden Avlanır

İnan Mayıs Aru

Kelebek ok yay almış
Ava şikare çıkmış
Tonuzları korkutur
Ayuları kaçmağa

Kaygusuz Abdal, 14. yy

Kızılçamların arasında yürüyorum. Gözüm yer yer kabarmış çam pürçeklerinde. Doğru yere bakmayı bilenler için kurumuş çam iğnelerinin altında ne hazineler gizli! Şu az ötedeki pırnalın altındaki sarı şey bir yumurta mantarı olabilir mi? Ama hayır daha vakit erken.

Lord Okkoto - Prenses Mononoke

Lord Okkoto – Prenses Mononoke

Sararmış bir yaprak sadece. Yarım saattir beyhude dolansam da, bir yerlerde mutlaka mantarla patlamış olmalı. Hava müsait; yağmurlar döktü, gün hanım gösterdi yüzünü, önceki geceki fırtına gökgürültüleri içinde geceyi yararak zihinlerimizi de ilkel kıvılcımlarla bir anlığına aydınlatan yıldırımlarını sundu bize. Mantarlar da pek seviyor yıldırımları. Havadaki elektrik yükünün bu anlık boşalmaları, mantarların toprağın yüzüne çıkıp meyvelerini vermelerini tetikliyor.

Devamını okuyun

Mekânda Hareketin Özgür Kılınması

Feral Faun

Zaman bir ölçü sistemidir yani bir kural koyan, bir otoritedir. Pek çok ayaklanma sırasında saatlerin parçalanması ve takvimlerin yakılması boş yere değildir. Ayaklanmacılar bu aletlerin de krallar, başkanlar, polisler ve askerler gibi isyan ettikleri otoriteyi temsil ettiğinin yarı-bilinçli de olsa farkındadır. Ama yeni saatler ve takvimlerin yapılması çok uzun sürmemiştir çünkü zaman mefhumu ayaklanmacıların zihnine hâlâ hükmetmektedir.

Zaman, kontrol etmek ve sosyal bir bağlama tabi kılmak için mekân boyu hareketi ölçmeye yarayan sosyal bir yapıdır. İster güneşin, ayın, yıldızların ve gökteki gezegenlerin hareketi olsun, ister dolaştıkları yerlerdeki bireylerin hareketi olsun isterse de günler, haftalar, aylar ve yıllar diye bildiğimiz düzenlerin etrafında gelişen olayların hareketi olsun zaman bu devinimlerin sosyal çıkara tabi kılınmasının aracıdır. Bireylerin sosyal bağlamdan özgürleşmeleri, kendi yaşamlarının bilinçli, özerk yaratıcıları olabilmeleri için zamanın yıkımı zorunludur.

Devamını okuyun