Yazı , , ,
Bir yorum yaz

Armağan Ekolojisi

Gary Snyder

Ecology, Literature and the New World Disorder’dan
Çeviren: İnan Mayıs Aru

tlingit people

Tlingit İnsanları

Bir keresinde Alaska’da Koyuko Kızılderilisi genç bir üniversite öğrencisi bana şunu sormuştu: “Biz hayvanları yiyerek, onlara şarkılar söyleyerek, onları resmederek ve onların rüyalarını görerek onlardan güzelce faydalanıyorken onlar bunun karşılığında bizden ne alıyorlar?” Bu bence mükemmel bir soruydu; görgü ve adabımuaşeret meselesine parmak basıyor ve bunu hayvanların açısından dile getiriyordu.

Ona şöyle dedim: “Ainu halkı geyik, somon ve ayıların müziğimizden hoşlandığını ve dilimizden büyülendiğini söyler. Bu yüzden balıklara ya da av hayvanlarına şarkı söyler, onlarla konuşur, şükranlarımızı sunarız. Törenler ve ritüeller düzenleriz. Derin dünyanın armağan ekonomisinde nakit performanstır.” Tabii ki “derin dünya” dediğimiz her biri kendi payına düşeni yerine getiren binlerce milyon yaşındaki kayalar, toprak, su, hava ve tüm canlı varlıkların dünyasıdır. “Nakit” borçlarımızı ödediğimiz araçtır. Hepimiz soluduğumuz havadan yediğimiz gıdalara dek her gün Derin Dünya’nın armağanlarını alırız. Peki, bu armağanların karşılığı nasıl ödenecek? Performansla. “Akşam yemeğinize karşılık bir şarkı.”

Sonra ona, insan-dışı doğanın insanlığa son derece düşkün olduğunu ve aslında tek dileklerinin modern insanların bu kadar kana susamış değil de daha karşılıklı bir ilişki içerisinde olmaları olduğunu hissettiğimi söyledim. Hayvanlar bize doğru çekilir, bizi iyi müzisyenler olarak görür, kulağımızın keskin olduğunu düşünür. İnsanların gezegen ekolojisine katkısı bizim eğlendirici tuhaflığımız, müzisyenlik ve icracılık yeteneğimiz, ayinler ve kutsal törenler düzenlerken sergilediğimiz hayranlık uyandırıcı ağırbaşlılığımız olabilir – zira dışarıdan izleyen yaban dünya bundan hoşlanıyor gibi görünüyor.

Armağan ekonomisi mi, o da nesi? Bu bize ekolojinin anlamına dair başka bir perspektif verebilir. Tabiri caizse hepimizin davetli konuklar olduğu kocaman bir potlaç şöleninin ortasındayız ve nihai olarak hepimiz bu sofrada besiniz. Hokkaido adasında yaşayan Ainular sofrada geyik eti olduğunda önce etrafta bu performansı bekleyen geyik ruhlarına yüksek sesle şarkılar söyler. Geyikler bu şarkıları duyabilmek için insanları ziyaret eder. Budist manevi ekolojide vazgeçilecek ilk şey egomuzdur. Kadim Vedik filozoflar tanrıların kurbanı sevdiğini ama tüm kurbanlar arasında en çok egonuzu kurban etmenizi takdir ettiklerini söyler. Bu ufak kritik nokta yogik ve Budist askesis’in[1] temelini oluşturur. Zen filozofu Dogen’in meşhur sözündeki gibi: “Benliği unutmak için benliği çalışırız. Benliği unuttuğunuzda on bin türle bir olursunuz.” (Egodan daha büyük sayılabilecek tek bir kurban vardır, o da “aydınlanma”nın kendisini kurban etmektir.)

Aydınlanmasından vazgeçmeye razı canlıya bodhisattva[2] adı verilir. Bazı Polinezya toplumlarında Esas Kişi, köyün en saygı duyulan ve nüfuzlu kişisi hiçbir şeyi olmayan kişidir – ona ne hediye geldiyse hemen başkasına vermiştir. İşte armağan ekonomisinin, dünyayı tüketmek yerine koruyacak bir ekonominin özü budur. (Gandi bir keresinde, “Hırsa tüm doğa bile yetmez,” demişti) Sanat dünyadan hiçbir şey almaz; o bir armağan ve takastır. Dünyayı besler.

Şiirler, romanlar, oyunlar muazzam derin anlatı zihinleriyle Merhamet Yüreğini uyandırır. İşte böylece ekonomik piyasaları bozguna uğratır, imparatorlukların sinirini bozar ve fiilen mevcut insan ve insan-dışı dünyaya açılmamızı sağlar. Performans hareket halindeki sanattır; anın içinde; hem sunum hem vücut bulma. Doğa da tam olarak böyledir.

Deniz köpüğünün hemen üstünde süzülen
bitimsiz dalgaların rüzgârını süren
albatros, orada, yollarca
uzakta, bambaşka bir çığlık
semada.


[1] Eski Yunanca’da talim ya da terbiye kökünden gelir; katı öz-disiplin çalışması, çilecilik.
[2] Nirvana’ya ulaşma aşamasına geldiği halde tüm canlıların aydınlanması uğruna dünyada kalarak kendi aydınlanmasından vazgeçen kişi.

Bir Cevap Yazın