Arşiv » Uludağ

Uludağ Ziyareti

10 Eylül 2009

Yaklaşık 2 ay önce Uludağdaydık. Hayat verdiği ovaların bir çocuğu olarak ona karşı her zaman kendimi sorumlu hissetmişimdir. Bu gidişimiz de, minnet duygularımızı sunmak ve dertlerini dinlemek adına tekrarladığımız ziyaretlerden biriydi. Ve her seferinde farklı yönleriyle kendini tanıtan uludağın bu sefer bizlere anlatacak başka hikayeleri vardı.

Yağmurun ardından insanı çocukça heyecanlandıran mantarlara rastladık. Bizleri epey oyaladı. Ordan oraya koştuk. Bir çoğu da haftalar önce domuzların eşelediği topraklarda bitivermişler. Çok çeşitliydiler. Doru renkli şişkin mantar -Boletus Badius olduğunu sandığımız mantarları topladık. -Yine de boletus ailesi birbirine çok benziyor ve mantarları iyi tanımak deneyim gerektiriyor- Topladığımız bazı mantarların koparılınca rengi değişiyordu. Bütün mantarları limonlu suyla iyice yıkadık, rengini suya bıraktı. Sonra yemeğin içine katarak pişirdik. Gayet iyiydi.

Yazının devamı »

Eminim bir çoğumuz 96′sı ülke çapında nadir, 31′ i endemik, toplam 791 türden oluşan olağanüstü bir floraya sahip Uludağ hakkında biraz bilgiye sahibizdir(*): teleferiği, kayak merkezleri, otelleri, üniversitesi, gazozu, kaplıcaları(*)… Tüm bunları, uygarlığımızın bir avuç toprağı bile paraya dönüştürme kabiliyetinin sıradan bir kanıtı olarak görebilirsiniz…

Konunun sarsıcı olan yanı, Bursa ovasına “hayat veren” bu dağın markalaştırılıp, bir kazanç sahası haline getirilmesi bir yana, tüm bunlara karşılık olarak ona teşekkür etme biçimidir: Varlığı tehlike altında olan onlarca önemli bitki türü, otellerin kirlettiği dereler, hala bitmeyen yapılaşmanın neden olduğu tahribat… En kötüsü de yılda bir milyona yakın ziyaretçinin beraberinde getirdiği “uygarlık” ve onun yıkıcı etkisi…

Yazının devamı »