Arşiv » Anadolu

Mucizeler Kesiti – 2

9 Nisan 2009

Anadolu! Lime lime ederlerken etini kemiğini, sahte raporlar yazıp satarlarken kuş cennetlerini, sesim yine yetişmiyor, yine senden uzaktayım. Senin bu eşsiz güzelliğini bilmesem, böylesine sevebilir miydim hiç seni? Gerçekten sevebilmek için, bilmek ve asla unutmamak gerekiyor. Öyleyse yetişin ermiş alıç ağaçları, yetişin bilge Hikmet’ler imdadıma. Ateşli bir sohbete dalıp, gerçekten daha gerçek bir hayal yaşatın bana.

- Karadeniz’in ardında uzanan dağların güney yüzüne ulaştığımda, ormanlar çok daha kuru ve seyrekti. Önce etrafta kayınlar olsa da kısa sürede hepten seyrelip kayboldular. Onların yerini meşeler, karaçamlar ve sarıçamlar almaya başladı. Sizin, dağın başında tek başınıza kalmadan önce yaşadığınız ormanlara benziyordu yani bunlar. Ancak daha sonra hiç anlayamadığım bir şey daha oldu.

- Nedir o?

Yazının devamı »

Mucizeler Kesiti – 1

21 Aralık 2008

Gurbet acısını yaşamayan bilmez. Öyle birkaç haftalığına evden uzakta kalmaya benzemez, dönüşü bilinmeyen gurbet. An gelir, kemiklerine işler adamın bu acı. Sırf dokunabilmek için Anadolu’nun bir karış toprağına ve el etek sürebilmek için ana ocağına, bütün dünyayı yakabileceğini düşünmeye başlarsın. Ağacından kuşuna, insanından şehrine, tarlasından ormanına kadar etrafındaki her şeyin yabancı geldiği o çıkmaz anda, içindeki acı saklanamaz olur artık. Ben buralı değilim demek istersin gördüğün her şeye. Ben oralıyım, ben Anadoluluyum, burası gurbettir bana.

İşte böyle çıkmaz anlarda, sadık dostlarım Hikmet Birand ve alıç ağacı yetişir imdadıma. Anadolu doğası hakkında ateşli bir sohbete dalıp, gerçekten daha gerçek bir hayal yaşatırlar bana.

Yazının devamı »