Steve Thomas

Çöküşe doğru ilerlediğimiz büyük ölçüde tartışmasızdır. Çöküşün sayesinde meydana gelebilecek faktörlerin burada detaylı bir sorgulanmasını vermek gereksizdir. Amacım bunun yerine bunun iki mislidir:

1. Çöküşün alacağı biçimi keşfetmek; bu küresel endüstriyel uygarlığın ufalandıkça gerçekten neyi yaşayacağımız üzerine tahminlerde bulunmaktır, ve daha önemlisi:

2. Bir uygarlıksal çöküş durumunda eşitlikçiliği nasıl yaratmayı ve sürdürmeyi umut edebileceğimizi keşfetmektir.

Neyi Beklemeliyiz?

Çöküşün geldiğini hemen nasıl bileceğiz?
Uyarıcı işaretler evvelden beri mevcuttur. Bizler petrol alt yapısının çöküşünü yada Katrina ve Rita kasırgaları hakkında daha önce de yazmıştık. Belki de bu kış haklı olup olmadığımızı öğreneceğiz.

Bununla birlikte, “Evet, uygarlık çöküyor” diyebileceğimiz bir noktanın olacağı da olanaklı olmayabilir. Bu toplumun tüm politik ve ekonomik altyapısının ani bir parçalanma olabileceği de olanaklı olmayabilir. Bir olasılık göreceğimiz şey, savunulamaz olana kadar savaş ve baskının bugünkü miktarının bir sonraki dönemde artışıdır.

Bu; bizler petrol için tüm kürede her yerde savaşmaya devam edeceğiz, ta ki ordularımız için kullandığımız, Orta Doğu’dan, Hazar Denizinden, Güney Amerika’dan vs. getirdiğimiz petrolümüz azalana kadar. Bizler, polis arabaları, kontrol noktaları, GPS sistemleri, bilgisayarlar vs. için güç kaynağı olan petrol kalmayana dek takip altında olma, yasa baskısı ve ayrılığın azaltılması biçimindeki artan politik baskıya maruz kalmaya devam edeceğiz. Ve Amerikan ekonomisi daha çok insanı yoksulluğa, borca ve işsizliğe mecbur bırakarak çökmeye devam edecektir. Bir çöküşe benzemeden önce geri çekilme olarak görünecektir, daha sonra da bir depresyon.

Yazının devamı »

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Netvibes
  • del.icio.us
  • StumbleUpon

“Herhangi sonlu bir kaynağın, üretim başlangıcına, üretim doruğuna ve üretim sonuna sahip olacağı, ve bazı noktalarda maksimum üretim seviyesine ulaşacağı” noktasından ilerleyerek ortaya atılmış bir kavramdır; Petrol Doruğu; daha doğrusu “Peak Oil”. Kısaca; Petrol Doruğu, küresel hidrokarbon üretimin medyanıdır. Ayrıca, Hubbert Doruğu olarak da adlandırlır. Shell jeologu Dr. Marion King Hubbert.

Petrol üretiminde böyle bir doruk, jeologlar, fizikçiler ve yatırım bankerleri tarafından bilimsel bir sonuç olarak aktarılıyor.

Peki neden; petrolün sonundan ziyade petrolün doruğu konuşulmakta ve göz önünde tutulmaktadır?

Yazının devamı »

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Netvibes
  • del.icio.us
  • StumbleUpon

Yanlış Bir Öykü

4 Aralık 2005

İnsanın doğadan kopuş süreci bir merdivenin basamakları gibi her çağda yeni bir destek ile güçlendirilmiştir. Ve ulaştığı nokta, sadece kendini ondan ayrı tutmak değil, ona hükmetmek halini almıştır. Yani olan şey bir bakış açısının “yitimi” ile durdurulamaz hale gelen bir “insan türü” iktidarının büyümesidir. Bu kaybedilen perspektif, insanın doğanın bir parçası olduğu, ona hükmetmek yerine onun içinde, onun bütünlüğüyle yaşaması düşüncesidir.

Böylesi bir kibirin ilk olarak tarım ile başladığı kabul edilebilir, yani toprağa hükmetmek ile…Doğanın sundukları ile yetinmek istemeyen insan; ondan istediği zaman, istediği miktarda, istediği çeşidi elde etmek için onu eğitme ve sömürme yoluna gitmiştir. Bu kaçınılmaz olarak, nüfus ve daha çok toprak anlamına gelir ki, sonucu yeryüzünde insanın işlemediği bir hektar kalmayıncaya dek, onun insanın hizmetine mecbur kılınmasıdır. Tarım için ormanlar yok edilir, su akışı değiştirilir, insan dışındaki diğer canlıların yaşam alanları tahrip edilir, kimyasallar ile zehirlenir toprak. Ve tüm bunlar sadece insanın aç kalmaması için değil, istediğinde istediği besine ulaşması lüksü için yapılmıştır. Sonuç olara tarım insan türünün ihtiyacı değil, doğaya hükmetme fantezisi ve üstünlük hissinin verdiği şımarıklığın bir sonucudur.

Yazının devamı »

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Netvibes
  • del.icio.us
  • StumbleUpon

Geç Kalınan Bir An

3 Aralık 2005

[Bu hikayedeki tüm kişiler, olaylar ve mekanlar hayal ürünüdür. Ancak bunların hayal ürünü olmaları, hiçbir zaman bunların olmayacağı anlamına gelmez.]

Yolda gelirken topladığım kuşburnu meyvelerinden yaptığım çayı yudumluyorum. Vücudumdaki soğuktan kaynaklanan titremeyi alsa da, sinirlerimi yatıştırmıyor. Açım, çünkü balık yok! Daha önceleri de balık yakalayamadığımı hatırlıyorum, ama bu sefer işler biraz daha farklı. Açım, çünkü gerçekten balık yok! Küçük göllerin her ikisi de çamur içinde, pislikten geçilmiyor. Yağmur yağmamasına rağmen yoğun bir yüzey suyu akışı var. Bir yerden göle su karışıyor, ama nereden? Suyun sarımsı kahverengiye çalan yoğun rengi… Ve yeniden çalışmaya başlayan motorlu testerenin uzaktan gelen sesi.. Rrrrrr… Bir kez daha lanet olsun! Bölünerek mi çoğalıyorsunuz?!

Yo, hayır. Hikaye ne orada başlıyor, ne de orada bitiyor. Herşey egzost dumanından, aşırı kalabalıktan, stresten, politik oyunlardan, yapay ortamlardan, ve beni kısıtlayan herşeyden kaçmak için tekrardan o yere gitmemle başladı. Birkaç saat yürümek hiçbir şeydi benim için, ki önümde yürünmesi gereken daha 2 saatlik yol daha vardı. En çok bu bölümü seviyordum. Deniz kenarından, ormanın içi boyunca… Türlü türlü yemişler ve kuşlar.. Ara sıra karşılaşabileceğiniz bir kaç sürüngen daha.. Ve onlarca boş kovan.. Sinir katsayısı üzeri iki…

Yazının devamı »

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Netvibes
  • del.icio.us
  • StumbleUpon

Kontrol, uygarlığın merkezi bir bileşenidir. Her ne kadar kontrol üzerine bir yaşam sürüyor olsak da, zaman zaman Tabiat bizlere bunun asla böyle olmadığını anımsatıyor. Depremler, kasırgalar, salgın hastalıklar…

Yaşam bir ağdır ve tüm canlılar bu ağ içersinde birbirleri ile etkileşim halindedir. İnsanlar da, mikroorganizmalar da bu ağın bir parçası oldukları için, sürekli olarak birbirlerine etki içersindeler. Hastalık yapıcı mikroorganizmalar ile insanların bu etkileşimleri özellikle tarım toplumuna geçiş ve evcilleştirmeyle birlikte çok daha vahim sonuçları doğuracak şekilde gelişmeye devam etmektedir. Ancak konuyu buradan başlatmadan önce, bu hastalık mikroplarının kafalarında olup bitenleri ve mikropların yaşam ağındaki önemini ve yerini iyice idrak etmemiz gerekir. Bu yüzden isterseniz, bir süre mikrop gibi düşünelim – Jared Diamond’ın Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabından alıntılarla devam edelim.

Mikroplar da bizler gibi evrimleşir. Seçilim, her zaman yavrulamakta ve yavrularının yaşayabilecekleri uygun yerlere dağılmasına yardım etmekte en başarılı olan tekler lehine işler. Mikrop için dağılma tahmin edebileceğiniz üzere kişiden kişiye bulaşmadır. Kısacası, bir mikrop ne kadar iyi yayılırsa o kadar çok ürer ve doğal seçilim onun lehine işler. Bu anlamda bütün mikroplar kendilerine özel yayılma stratejileri geliştirirler. Kimileri ev sahibinin ölmesini ve bir başkası tarafından yenmesini bekler; kimileri ev sahibinin ölümünü beklemez ve ev sahibini ısıran böceklerle yeni bir ev sahibine kadar yolculuk eder; ve tabiki genellikle kendi işini kendileri gören mikroplar.

Yazının devamı »

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Netvibes
  • del.icio.us
  • StumbleUpon