Hiyerarşi Bağımlılığın Sonucudur
14 Şubat 2009
Büyüme Sorunu dizisinin bu ikinci makalesi, hiyerarşilere neyin sebep olduğunu ve onları neyin ayakta tuttuğunu saptamayı dener. İnsanlık uzun zaman boyunca hiyerarşinin belirtilerine maruz kaldığı bir döngüde sıkışıp kalmıştır—burada hiyerarşiyi doğrudan tahlil etmek için onun nedenini kavramaya çalışacağız.
Bu dizideki ilk bölüm hiyerarşik insan yapılarının neden büyümek zorunda olduklarını açıkladı: artı değer üretimi iktidara eşittir, ve tüm ölçeklerdeki varlıklar bu iktidar için rekabet etmek zorundalar—büyümek zorundalar—yoksa böyle yapanlar tarafından bir kenara itileceklerdir. Ancak insan yapılanmaları neden sadece kararlı, sürdürülebilir bir şekilde var olmazlar? Neden tek bir aile veya bir topluluk basitçe bu sistemden vazgeçmeye karar veremez? Cevap: çünkü temel gereksinimlerini karşılamak için diğerlerine bağımlılar, ve bu gereksinimleri gidermek için daha geniş, hiyerarşik sisteme katılmak zorundalar. Bağımlılık, o halde, hiyerarşinin ve büyümenin yaşam kaynağıdır.
Bağımlılık Pazar Koşullarına Katılmayı Gerektirir
Örneğin, modern Amerikalı bir banliyö sakinini ele alalım. Bağımlılıklar listesi âdeta bitmek tükenmek bilmez: yemek, ısınma için yakıt, taşımacılık için yakıt, elektrik, giyinme, tıbbi bakım, yalnızca birkaç tanesidir. Anlamlı bir kendi kendine yeterlilik seviyesine sahip değildir—hiyerarşiye katılmadan hayatta kalamayacaktır. Bu ilişki hiyerarşiktir çünkü daha geniş bir ekonomiye boyun eğer—hangi firma için hangi bedelde hangi işi uygulayacağı hususunda iktidar ile müzakere edebilir, ancak pazar ekonomisine katılım konusunda iktidar ile müzakere edemez. Temel gereksinimlerine erişebilmek için hiyerarşiye katılmak zorundadır—bağımlıdır (Ayrıca, Robert Anton Wilson’un “biyolojik hayatta kalma biletleri” olarak uygarlıktaki para kavramını da dikkate alın).
Bunu Pakistan, Lahore’deki bir ailenin, veya kırsal Kolombiya’daki bir çiftçinin temelde benzer durumuyla karşılaştıralım. Yüzeysel hayatları ve bir takım maddi mal varlıkları şaşırtıcı derecede farklı olabilirken, bu ortak bağımlılığı paylaşırlar. Kolombiyalı çiftçi bir tohum şirketine, ve traktörüne yakıt sağlamak, evini ısıtmak, ailesinin kendi yetiştirmediği günlük besininin %90′ını satın almak için mahsülünden elde ettiği gelire bağımlıdır. Lahore’deki aile yiyecek satın almak için kendi giyim dükkanlarındaki satışlara bağımlıdır—yoğun bir kent ortamındaki bir apartmanda yaşadıklarından kendileri için yiyecek yetiştiremezler. Hiyerarşiye katılmaya bağımlıdırlar—kendi koşullarına katılamazlar, kararlı ve acelesiz bir yaşamı seçemezler. Pazar, tüm seviyelerdeki varlıklar arasındaki rekabetin bir sonucu olarak, girdi maliyetlerini en aza indirmeye çalışır—eğer mısır, yeterli bir marj ile, Kolombiya’da yetişebildiğinden çok daha ucuza Amerika’da yetişebilir ve Kolombiya’ya gönderilebilirse, o halde bu er geç gerçekleşecektir. Bu, Kolombiyalı çiftçinin kendi mısırını mümkün olduğu kadar ucuz yapmak için rekabet etmesini gerektirir—örneğin mahsülünü çoğaltmak için uzun ve sıkı çalışmak. Kendi koşullarına katılıyorsa, haftada yalnızca 20 saat çalışmayı dileyebilirken, ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için rekabetçi bir şekilde fiyatlandırılmış mısır için yeterli parayı kazanmak için 50, 60 veya daha fazla saat çalışmak zorunda olabilir. Kendi çabalarının girdi maliyetini en aza indirmek için komşularıyla ve dünyadaki diğer rakip varlıklarla rekabet içerisindedir—kendisine zorlanan kötü bir tekliftir çünkü pazar koşullarına katılır; hepsi temel gereksinimlerini karşılamak için pazara bağımlılığının bir sonucudur. Pakistan’daki esnaf veya Amerika’daki banliyö sakini bilgi-işçisi ailelerinin durumu görünüşte farklı olabilse de esas olarak aynıdır.
İhtiyaçların ve İsteklerin Bulandırılması
Neden yalnızca sistemi terk etmiyoruz? Meşe palamudu toplayarak, küçük bir orman arazisinde patates yetiştirerek, veya pazara olan bu bağımlılıktan kişinin kendisini uzaklaştıracağı diğer araçlar ile, bir münzevi olarak yaşam sürdürmek o kadar da zor değil. Öncelikle, “terk etmek” ve kendi kendine yeterli olmak sanıldığı kadar kolay değildir, ve de en önemlisi, eğer nüfusun önemli bir bölümü bu yolu seçmezse bu neredeyse imkansız olacaktır. Ancak esas olarak insanlar pazara katılımlarını terk etmek istemezler çünkü yalnızca bu tarz bir katılım yoluyla elde edilebilir olan—veya en azından “Amerika” denilen çok uzaklardaki vaadedilmiş toprakta var olan (pek çok “Amerikalının” bile aklındaki bir fantezi)—gelişmiş tüketimi arzularlar. Kurtçuk ve meşe palamudu yemek ve çalılıklarda uyumak mümkün olabilir, ancak bu, haftada 40 saatin üzerinde çalışmaya sürüklenmekten çok daha kabul edilemez olacaktır. Pek çok kişi, uygulamayı bir kenara bırakın, sisteme katılmadan kabul edilir bir “yaşam standardını” sürdüren bir sistemi hayal bile edemez, ve çok şanslı veya cesur azınlığın hepsi bu sisteme bağımlı olmadan sisteme nasıl katılacaklarını bilemez.
Bu bağımlılık içerisinde kuşkusuz “ihtiyaçların” ve “isteklerin” bulandırılması vardır. İnsanlar hayatta kalmak için çok fazla şeye “ihtiyaç” duymazlar, fakat belirli bir miktarda keyfi tüketim insanın etkinliğini arttırma eğilimindedir. Pazar açısından bakıldığında, arzu edilen şey budur, ancak aynı zamanda bu, mümkün mertebe azaltılmak zorunda olan bir girdi maliyetidir. Kendi koşullarında pazara, ekonomiye, sisteme katılmanın temel problemidir: birey, yalnızca daha yüksek bir örgütsel seviyedeki varlıklar arasındaki rekabette mümkün olduğu kadar azaltılması gereken bir girdi maliyeti olur. John Robb yakın zamanda bu konuyu yerel topluluk açısından araştırdı—içerimleri oldukça benzer.
Küreselleşme, arttırılmış iletişim bağlanabilirliği, ve (artan enerji maliyetlerine karşın) giderek artan küresel ticaret ağı çağında, bu marjinalleşme çok hızlı bir şekilde ivmeleniyor. İşiniz Hindistan’dan çevrimiçi olarak yapılabilecek bir şey mi? Peki ya yasadışı bir göçmen çalıştırmak? Çünkü eğer bilgi sektöründeyseniz sizin kazandığınızın dörtte biri için çalışmaya istekli doktora sahibi insanlar, ve hemen yanı başınızda saatte 5$ veya daha azı için (veya yurt dışında günde 2$ için) sıkı çalışmaya istekli, insanın beynini uyuşturan yıpratıcı çalışma için yüksek toleransa sahip insanlar var. Eğer bu sizi pek ilgilendirmiyorsa, şanslı birkaç kişiden birisiniz (belki kendinizi tam da böyle bir pozisyona seçtirmek için çalışıyor olmalısınız). Belki de, henüz yaptığınız işi nasıl taşerona vereceklerini bilmiyorlar, fakat bana güvenin, birileri bunun üzerinde çalışıyor. Kendi koşullarında pazara katılım, pazarın işinizi daha ucuz yapmak için bir yol bulmayı denemesi anlamına gelir.
Hiyerarşik sisteme katılımdaki bu bağımlılık hiyerarşinin büyümesine yakıt sağlar. Sert bir ekonomik durgunluk veya çöküş olsa bile, hiyerarşi talep kırılmasını atlatacaktır çünkü ihtiyaçlarını kendi başlarına üretmeyen ve üretemeyen insanlar için ihtiyaçları üretmek ve yeniden dağıtmak gereklidir. Daha küçük veya daha az karmaşık olabilir, fakat insanlar temel ihtiyaçlara erişim kazanmak için dış bir sisteme katılıma bağımlı oldukları sürece—bu ister yerel güçlü bir adam olsun isterse de uluslararası ticaret borsası—o sistem örgütlenmesi hiyerarşik olacaktır. Ve, bir hiyerarşi olarak, o sistem artı ürün elde etmek, büyümek, ve insan girdi maliyetlerini en aza çekmek için diğer hiyerarşiler ile rekabet edecektir.
Bir Güvenlik Sağlayıcısına Bağımlılık
İnsanların hiyerarşik sistemde bağımlı oldukları en önemli alanlardan biri güvenliklerini sağlamaktır. Özellikle kararsızlık ve değişim zamanlarında bunun doğru olduğu görünür. Tam olarak kendi kendine yeten bir çiftlik veya komün kurmak ve kişinin temel ihtiyaçlarını sağlamak mümkünken, yine de bu yeterlilik korunmak zorundadır. Eğer kendiniz için ürettiğiniz ihtiyaçlara herkesin erişimi yoksa, o halde çatışma potansiyeli vardır. Bu, su veya yiyecek kaynaklarına erişmek için şiddet kullanmayı arzulayan insanlardan kendi vergi sistemlerine ve ideolojik mücadelelerine katılım bekleyen hükümetlere ve yerel güçlü-adamlara kadar değişebilir. Eninde sonunda, hiyerarşiye bağımlılık, sağladığı güvenlik örtüsüne bağımlılıktır. Bu güvenlik, güvenlik sağlayıcısının kendisinden korunma karşılığında “katılım” şeklini alsa bile, ne kadar zorlayıcı veya rahatsız edici olabileceği önemli değildir.
Bu Neden Önemli
Esas itibariyle herkes temel ihtiyaçlarını karşılamak için şu veya bu şekilde hiyerarşik sistemlere katılmaya bağımlıdır. Bu bağımlılık katılıma zorlar, ve hiyerarşinin sürekli büyümesine—ve böylece nihai sürdürülemezliğe—götürür. Eğer büyüme sorun ise, o halde sorunun ana nedenini tanımlamak gereklidir, ki sadece belirtileri değil sorunun kendisini iyileştirelim. Çözümlememizde, Bölüm 1′de hiyerarşilerin büyümek zorunda olduğunu görmüştük, ve şimdi bu bölümde insan bağımlılığının bu hiyerarşileri sürdüren şey olduğunu gördük. O halde bağımlılık, büyüme sorununun ana nedenidir. Bir sonraki bölümde, yaşam standardını sürdürürken veya geliştirirken aynı zamanda bağımlılığı—ve böylece büyüme zorunluluğunu—ortadan kaldıran bir kuram geliştireceğiz.
Çeviren: Elfun K.
14 Şubat, 2009 - 18:32
[...] 1: Hiyerarşi büyümek zorundadır; bu yüzden sürdürülemez Bölüm 2: Hiyerarşi bağımlılığın sonucudur Bölüm 3: Hiyerarşiye alternatif yaratmak: Kökgövde (Rizom) Bölüm 4: Kökgövdeyi Kişisel [...]