Jeff Vail – Büyüme Sorunu

Beş bölümlük “Büyüme Sorunu” serisinin ilki olan bu yazı, hiyerarşik insan sistemlerini gözden geçirir ve bu yapıların özünde neden devamlı büyüme talep ettiklerini açıklar. İkinci bölüm hiyerarşiye neyin neden olduğunu ve devam ettirdiğini araştıracaktır. Üçüncü, dördünce ve beşinci bölümler, sadece hiyerarşinin belirtilerine değil nedenine de hitap eden bir alternatifle birlikte, hem kişisel hem de toplumsal seviyelerde bu alternatifi uygulamaya yönelik açık ve kesin öneriler sunacaktır.

Neden hiyerarşi devamlı büyümek ve kuvvetlenmek zorundadır? İnsan uygarlığındaki hiyerarşi bağlamında, büyümeye zorlayan üç ayrı baskı kategorisi olduğu görünür. Uygarlığın gelişiminde (kabaca) ortaya çıktıkları sırayla bu baskılara değineceğim:

İnsan Psikolojisi Büyümeye Götürür

İnsanlar belirsizlikten korkarlar, ve bu belirsizlik büyümeye götürür. Nüfus artışı yaşlanan ebeveynlerle ilgilenmek için yeteri kadar çocuğun hayatta kalmasını sağlama alma arzusunun bir sonucudur. Korku da güvenlik karşılığında insanları ödünleşimleri kabul etmeye mecbur bırakır.

Hiyerarşinin nedenlerinden biri, kötü zamanlarda—hasat kıtlığı, kuraklık,vs.—insanlara yardım etmek için bir yeniden dağıtım şebekesine katılma arzusudur. New Mexico’daki Chaco Kanyonu, bu etkinin başlıca antropolojik örneğidir. Çoğu antropolog, Chaco Kanyonu sakinlerinin, besinin çevre yerleşimler arasında yeniden dağıtım sisteminin merkezi görevini gördüklerinde hem fikirdir. Bu çevre yerleşimler—çoğunlukla fasulye ve mısır yetiştiren köyler—üretim fazlası besini Chaco’ya teslim edecektir. Kuraklık belirli zamanlarda ya Kuzey Chaco ya da Güney Chaco bölgesini tahrip etmiş, fakat nadiren eş zamanlı olarak her ikisine de zarar vermiştir. Merkezdeki yerleşim yeri artı değeri toplayacak ve depo edecektir, ve, gerekli olduğunda, bunu kuraklığın sonucu olarak hasat kıtlığı çeken çevre yerleşkelere dağıtacaktır. Bu sistemin sonucu olarak, çevre yerleşim birimlerindeki nüfuslar, sel suları altında kalmış küçük arazilerinin güvenilir surette ayakta tutacağının ötesinde büyüyebilirdi. Periyodik kuraklıklar, yeniden dağıtım sistemine üyelikten dolayı artık nüfusu kontrol altına alamadı. Çevre köyler bu güvenlik için fahiş bir fiyat ödediler—artı değerinin çoğunluğu yeniden dağıtılmadı, onun yerine Chaco Kanyon’undaki aristokrat bir rahip sınıfını besledi—yalnızca insanın güvenlik korkusu ve arzusu bu ödünleşimi mümkün kıldı.

Bugün hâlâ, belirsizlik korkumuz, istikrar ve güvenlik arzumuz büyüme için bir zorunluluk yaratır. Bu, yaşlılık bakımlarını garanti altına almak için yedi çocuk sahibi olan Yerli köylüler için de ponzi tipi emeklilik sistemlerini devam ettirmek için çiftlere çocuk sahibi olmaları için mükâfatlandıran zengin Batı Avrupalı uluslar için de aynı derecede doğrudur. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar kendilerinden fazla üreyen rakip veya komşu aileler, kabileler veya etnik gruplar tarafından yok edilmekten endişe duydukça, korku, aile ve ırksal kimlik duygularına yayılır. Bu olgu, rakip etnik grupların nüfus seviyesinde rekabet etme ihtiyacını hisseden Afrika’nın kabile toplumlarında olduğu kadar, beyaz Amerikalılar arasında nüfus artış oranlarının İspanyol kökenli Amerikalılarda daha yüksek olduğuna dair gizli bir korkunun bulunduğu Amerika’da da aynı derecede görülmektedir.

İnsan Toplum Yapısı Büyümeyi Seçer

Büyümeye olan psikolojik dürtü, insan tarihindeki en büyük büyüme-yaratıcı mekanizma olarak gördüğüm şeyle sonuçlanır: eşdüzey yönetim sistemi. Bu olgu ölçekten bağımsızdır ve avcı-toplayıcı kabileler ilk kez tarımsal “koca adam” gruplarına dönüştüklerinde olduğu gibi bugün de doğru olarak kalır. Antropolojik olarak, koca-adam grupları çoğu kez hiyerarşik örgütlenmeye doğru atılan ilk adım olarak düşünülür. Bir çiftçi komşularından daha fazla ürün yetiştirebildiğinde, dağıtmak için artı değere sahip olacaktır, ve bu hediyeler sosyal yükümlülükler yaratacaktır. Çiftçiler en çok ürün fazlasını yetiştirmek için rekabet edeceklerdir, çünkü bu artı değer sosyal statü, kadın eş, ve iktidar ile eşit tutuldu. Günümüzde kalan avcı-toplayıcı toplumlar arasında yapılan etnolojik mukayeselerin çoğunda oldukça bol olduğu görülen boş zaman, daha büyük artı değerler üretmek adına çalışma tarafından yok edildi. Daha büyük artı değerin sonucu, daha büyük bir nüfusu desteklemek için daha fazla besin olmasıdır ve daha büyük nüfusun emek güçleri sırasıyla daha fazla artı değer üretecektir. Artı değer üretiminin iktidar ile eşit sayılması gerçeği, tüm ölçeklerde, hiyerarşideki büyümenin tek azami dürtüsüdür.

Pek çok ayrı grubun birbirini etkilediği bir eşdüzey yönetim sisteminde, daha fazla artı değer üretme rekabetinden çekilmek mümkün değildir. Artı değer üretmeyen—ve böylece büyümeyen—gruplar artı değer üreten ve böylece büyüyen gruplar tarafından rekabet dışına atılacaktı. Artı değer, nüfus, toprak işgali ve kullanma yeteneği, ve askeri güce eşit oldu. Daha büyük, daha kuvvetli gruplar, artı değer için sonu gelmeyen rekabette başarısız olmuş grupların toprağına, nüfusuna, ve kaynaklarına el koyacaktı. Eşdüzey yönetim sistemi içerisinde, artı değer üreten ve en etkin olarak büyüyen bu grupların lehine bir çeşit doğal seçilim vardır. Bu süreç büyümeyi seçer—bilhassa, büyümenin kurumsallaştırılmasını seçer. Sonuç, büyüme zorunluluğudur.

Modern Ekonomi & Finans Gelişimi Büyümeyi Gerektirir

Bu uygarlıksal büyüme seçimi kendini pek çok şekilde gösterir, mesela yakın geçmişte modern finans sisteminin doğuşu. Politik varlıklar bu büyüme zorunluluğunun, ve diğer varlıklar ile olan rekabetlerinin daha da farkında oldukça, bilinçli olarak büyüme yeteneklerini arttıran kurumlar inşa etmeye başladılar. En eski, ve en az derecede maksatlı örnek, ekonomik uzmanlaşma ve merkezileştirme örneğidir. Adam Smith tarafından bu prensiplerin açık biçimde ifade edilmesi öncesinden beri, uzmanlaşmanın—büyüme açısından ölçüldüğünde—artezyen zanaatçılıktan çok daha verimli olduğu, ve yerden daha fazla tasarruf eden merkezi üretimin, büyümeyi dağınık üretimin yaptığından çok daha kolaylaştırdığı anlaşılmıştı. “Bir parça” uzmanlaşmak sadece yeterli değildi, çünkü mukayese standardı kendiliğinden büyüme değil, rakiplerin büyümesine oranla büyümeydi. Hayatta kalmak için rakip kurumsal yapılardan çok daha fazla uzmanlaşma ve merkezileşme kaçınılmazdı. Önceki büyüme sistemlerinde olduğu gibi, tarımsal ve endüstriyel devrimler, uluslar sahaya çıkarabildiği piyade ordularının büyüklüğüne, üretebildikleri savaş gemileri ve toplar için ellerinde bulunan çeliğin miktarına, vs. dayanarak rekabet ederlerken kendi kendilerini güçlendiriyorlardı. Bu gidişatı tersine çevirmek mümkün değildi—Örneğin, İngiltere’nin toprak ile uğraşan bölgesinin, nüfusunu merkezi veya merkezi olmayan tarım ile desteklemesi mümkün olabilirken, ihraç malı ve askeri malzeme üretmek, ve silahlı kuvvetlere hizmet etmek için yeteri kadar büyük miktarda nüfusu sadece merkezi tarım besler.

Benzer bir şekilde, kredi açılımı büyüme oranını hızlandırdır—önce ev kredisi, daha sonra taşıt kredisi, daha sonra tüketici kredi kartları giderek daha da yaygınlaştıkça, artık önce para bitiktirmek sonra satın almak gereklilik olmaktan çıktı. Şu ana kadar en hızlı oranlardaki tüm hızlanma karmaşık kredi türevlerinin becerisi sonucudur. Bu, yine kendi kendini destekleyen bir döngüydü: şimdi satın al-sonra öde sisteminden, biriktir-sonra satın al sistemine dönmek kuramsal olarak mümkünken, geçiş dönemi çokça azaltılmış önemli bir harcama dönemi olmak zorundadır—bugünün oldukça etkili ekonomilerini parçalayacak bir şey. Sadece mevcut kredi yapımızı sürdürmek önemli değildir, ayrıca şimdi tüket ve sonra öde yeteneğimizi devamlı geliştirmek gereklidir—tıpkı taş devri kabileleri arasındaki eşdüzey yönetim çatışmalarındaki gibi, kredi sağlayıcıları pazar payı rekabeti için daha az paraya daha çok tüketim sağlamak, ve hissedar kazanmak için yarışırlar. Rönesans Venedik’i kadar eskilerde de varolan tüzel kişiler, büyüme yönündeki yapısal eğilimin bir başka örneğidirler: Şirket finans işleri, münferit büyüme hedefine doğru yapısal bir dürtüyle sonuçlanan, hissedar riski için rakip şirketlerden daha büyük bir karşılık vadederek cazip yatırıma dayandırılır. Ve modern üç aylık raporlama ve 24 saat haber döngü sistemleri sadece bu tarz bir girişimciliğin halihazırdaki kısa dönem risk ufkunu kötüleştirir.

Bu Neden Önemli

Bu, hiyerarşi içerisindeki büyümeye karşı olan yapısal eğilimin bir burgaç etkisi olmuştur,  ayrıca, zorunlu olarak, üstünkörü bir analiz olmuştur. Kitaplar, tüm kütüphaneler, bu konunun analiziyle doldurulabilirdi. Fakat bu konunun kapsamına rağmen, böyle basit bir kavramın büyüme gereksiniminin temelini oluşturduğu dikkate değer: hiyerarşi içerisinde, artı değer üretimi, rekabet etmek, hayatta kalmak ve başarılı olmak amacıyla çok daha fazla artı değer üretmek için—büyümek için—tüm ölçeklerde rekabette bulunan varlıklara gerek duyan iktidar ile eşit tutulur. Bu, hiç abartısız, Dünyayı sarsan dallanmalara sahiptir.

Sınırlı bir gezegende yaşıyoruz, ve Dünya’nın devam eden büyümeyi destekleme yeteneğinin sınırlarına yaklaşıyor olduğumuz olası görünüyor. Bu sınır hâlâ onlarca veya yüzlerce yıl uzakta olsa bile, problemi yalnızca çocuklarımızın veya torunlarımızın üzerine yıktığından sınırlı bir gezegende büyümenin devam etmesinde ciddi bir ahlaki tehlike vardır. Sınırlı bir gezegende büyüme sonsuz bir şekilde devam edemez. Bu pek çok insana apaçık görünmelidir, yine de bu konuya dikkat çekiyorum çünkü konunun önemini gözden kaçırmak ve yok saymak eğilimindeyiz: uygarlığımızın temeli esasen sürdürülebilir değildir.

Uygarlığımız, sınırları zorlama, büyümeyi sürdürülebilir bir seviyenin ötesine taşıyacak geçici önlem tedbirleri bulma konusunda ustalığa sahip görünüyor. Bu da sorunludur çünkü bu balonu süresiz olarak sürdürülebilir olduğu bir seviyesinin ötesinde ne kadar şişirirsek, nihayetinde sürdürülebilir bir dünyaya o kadar geri dönmeye koyulmak zorundayız. Bu, Uygarlığın batmış maliyetidir: gezegenimizin 6 milyardan fazla insanı uzun süre taşıyamayacağı üzerine ciddi kuşkular var, ancak “sürdürülebilir bir seviyeye geri dönmek için milyonlarca hatta milyarlarca insanın ölümüyle sonuçlanacak bir çözüme” kesinlikle müsaade edilemez diyerek, sadece eninde sonunda birbiri ardına ölmek zorunda kalacak insanların sayısını arttırıyoruz. Bundan başka, gezegenimiz üzerindeki diğer etkiler kadar, aşamalı ve çarpıcı olmayan (örn. birbiri ardına ölümlerin yaşanmadığı) bir şekilde nüfusu azaltmak da teorik olarak mümkünken, bu yolu seçme şansımız elimizden kaçıyor. Ne kadar hızlı bilmiyoruz—ancak bu belirsizlik, bunu, tam olarak 10, 100, veya 1000 yılımız olduğunu bilmekten çok daha zor bir risk yönetim problemi (ve politik iradeye meydan okuma) haline getiriyor.

Bu bizim nihai sorunumuz: büyüme sorununu çöz ya da sonuçlarıyla yüzleş. Büyüme yeni bir teknoloji ile çözülebilecek bir sorun değildir—tüm yaptığı sınırlı bir dünyanın sınırlarına sahip kaçınılmaz sonu ertelemektir. Füzyon, biyoyakıtlar, süper-verimli güneş panelleri, genetik mühendislik, nanoteknoloji—bunlar, doğaları gereği, sorunu çözemezler. Büyüme yalnızca bir nüfus problemi değildir, ve hiçbir mükemmel doğum kontrol planı onu düzeltemez, çünkü eşdüzey yönetimler tüketici, üretim ve kontrol üzerindeki tüm yetkisini büyüterek rekabet etmeye devam edebilirse yalnızca nüfusu (onlardan fazla üreyenler tarafından yok edilmeden) azaltmada başarılı olacaktır. Tüm bu “çözümlerin” yapabileceği şey, Büyüme Sorununu ertelemek ve daha kötü bir duruma sokmaktır. Büyüme olası bir sorun değildir—henüz bilmediğimiz, garantili bir krizdir.

Büyüme Sorununun çözümü var mıdır? Küresel yönetim bir hafifletme veya büyümeyi etkin bir şekilde yönetme anlaşmasına varabilir mi? Kuramsal olarak mümkündür, ancak bunu herkesi savaşmamak için anlaştırarak savaşı çözmek kadar olası görüyorum. Ayrıca, Ulus-Devletin anayasal geçerliliği ve etkili iktidarı azaldıkça, Ulus-Devletler büyümeyi azaltmak için anlaşmayı becerseler bile, başarısız olacaklar çünkü bu rekabete dayalı zayıflığı daha egemen bir konuma yerleşmek—büyümeye devam etmek—için yalnızca bir araç olarak kullanacak devlet-olmayan gruplar ile çok gerçek bir eşdüzey yönetim rekabetiyle meşguller. Diğerleri, çöküşün bir çözüm olduğunu savunacaktır (Geçmişte araştırdığım bir konu), ancak artık çöküşü çözümden daha fazlası olarak tanımlıyorum. Çöküş, Büyümenin nedenlerine değinmez, ve yalnızca büyüme-sisteminin gerilemesiyle sonuçlanır. Enerji rezervlerinin veya çevresel kapasitenin tükenmesi, uygarlığın büyüme yeteneğini uzun zaman boyunca—muhtemelen jeolojik bir zaman ölçeğinde dahi—aksatır, fakat çöküş-sonrası uygarlığın tıpkı bugünün uygarlığı gibi çevre ve insan ruhuna aynı veya daha büyük negatif etkilerle dolu, hırslı bir şekilde büyümeye odaklı olmayacağından emin olmamızın bir yolu yoktur. Benzer şekilde, bir neslin tükenmesine yol açan çöküş, insan perspektifinden bakıldığında, çözüm değil çözülmedir.

Bir çözüm, en azından benim tanımladığım kadarıyla, büyümenin çevremiz üzerindeki negatif etkilerini ve ontogenezimizi karşılayan yeteneklerimizi kontrol etmesi için insanlara izin vermek zorundadır. Bu serinin kalan diğer makaleleri, büyüme sorununun asıl nedenini tanımlamaya , tatmin edici somut ve uygulanabilir çözümler önermeyi deneyecekler.

Çeviren : Elfun K.

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Netvibes
  • del.icio.us
  • StumbleUpon

2 Yorum

  1. Y A B A N I L » Arşiv » Büyüme Sorunu

    [...] Bölüm 1: Hiyerarşi büyümek zorundadır; bu yüzden sürdürülemez Bölüm 2: Hiyerarşi bağımlılığın sonucudur Bölüm 3: Hiyerarşiye alternatif yaratmak: Kökgövde (Rizom) Bölüm 4: Kökgövdeyi Kişisel Seviyede Uygulamak Bölüm 5: Kökgövdeyi Topluluk Seviyesinde Uygulamak [devam edecek] [...]

  2. Y A B A N I L » Arşiv » Hiyerarşi Bağımlılığın Sonucudur

    [...] dizideki ilk bölüm hiyerarşik insan yapılarının neden büyümek zorunda olduklarını açıkladı: artı değer [...]

Yorum yaz

Yorum eklemeniz için önce "giriş" yapmalısınız.