Mekânın Hikâyeleri

3 Nisan 2010

Şu anda yazılanları okurken ne duyuyorsunuz? Muhtemelen yazdıklarımı içinizden okuyorsunuz – ya da mırıldanarak. Yine de tek başlarına anlamsız görünen bu işaretler siz üzerinde gözlerinizi gezdirirken kafanızın içinde bir yerlerde yankılanıyor ve benim size anlatıyor olduklarımı dinliyorsunuz. Bu işaretlere dökebildiğim kadarıyla anlatımımdaki duyuguyu da belki yakalayabiliyorsunuz. Karşınızda dikilip tüm bunları konuşuyor olsaydık büyük olasılıkla duruşumun, ses tonumun, bedenimin ortaya koyduğu tüm işaretleri ve izleri takip edebilecektiniz. Tıpkı tüm varlıkların sahip olduğu izler gibi benim varlığımın izleri de sizlere şu an farkında olmadığımız bir dünyanın hikâyesini anlatır durur. Görürüz, görülürüz, duyarız, duyuluruz, hissederiz, hissediliriz…

İnsan ilişki kurmak üzere donatılmıştır. Gözlerimiz, kulaklarımız, tenimiz, hepsi bizim dışımızdaki varlıklarla ilişki kurar. Tıpkı onların da bizimle ilişki kurmak üzere donatıldığı gibi… Onlarla sıkı bağlar kurarız, mücadele ederiz, karşı karşıya geliriz, birbirimize yardımcı olur ya da engelleriz. Ama her ne olursa olsun aynı mekân içerisinde sürekli olarak birbirlerimizle temas ve ilişki halindeyiz. Bir aile gibi, bir beden, vücut gibi.

Parmağınızla burnunuza dokunduğunuzda hissettiğiniz nedir? Parmağınız? Burnunuz? Bir vadiden aşağıya doğru akan su bir kaya ile karşılaştığında hisseden kim? Su? Kaya? Tıpkı parmağınız ve burnunuzda olduğu gibi ilişki karşılıklıdır ve yaşayan, hisseden tüm parçalarınızdır. Su ve kaya gibi, yaşayan bir vadinin tüm parçaları.

Herşey konuşur ve bir hikâyesi vardır. Herşey hareketiyle, çıkardığı seslerle ya da duruşuyla konuşur. Tek yapmanız gereken izlerini takip etmektir. İzler sizleri anlatılan hikâyeye götüren kılavuzdur. Ancak tam da burada söylemek gerekirse, hikâyeler mekana özgüdür. Bir ağacın hikâyesi, tıpkı bir çıt kuşunun şarkısı gibi orada, mekân içerisinde yankılanır durur. Tüm bu hikâyeler, o mekânın bilgisini barındırır. Mekânın tüm parçaları, ekolojisi, canlılar, var olan döngülerin tüm ritmi ve hepsinin arasındaki ilişkiyi anlatır. O mekândaki yaşamın nasıl işlediğini anlatır.  Böylece her mekân, her varlık gibi kendi hikâyesine, işleyişine sahip olur.

Peki, yazarken neler oluyor? Hikâyeler, gözlerinizi üzerinde gezdirdiğiniz harf denilen işaretlere hapsedilir. Meydana geldikleri mekândan bir kağıt parçasının üzerine ya da bu durumda ekrana yerleştirilir. Her tuş darbesi varlıkların izleriyle yer değiştirmeye başlar. Mekânın sahip olduğu hikâyeler kendisinden koparılır ve taşınabilir kılınır. Artık ağaçları, bulutları, rüzgarı, tepeleri, vadileri ve büyüklerinizin anlattığı masalları dinlemenize gerek yoktur. Artık hikâyeleri istediğiniz yere taşıyabilir ve fiziksel mekanı istediğiniz gibi şekillendirebilirsiniz.

“Harfler konuştuğunda, ağaçlar susar. Ağaçlar sustuğunda, hepsini kesip yok ederiz.”

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Netvibes
  • del.icio.us
  • StumbleUpon

Yorum yaz

Yorum eklemeniz için önce "giriş" yapmalısınız.