Arşiv » 2009 » Temmuz

Doğa Benim

31 Temmuz 2009

Mogan Gölü Sığırcıklar

Uzunca bir yolculuğun son günlerindeyim.

Bir süredir bir arkadaşımla Anadolu’nun farklı noktalarındayız. Her bir noktadan bir tohum alıp bir ötekine, sonra belki bir öncekini iki sonrakine, üç önce aldığımız heyecanı, daha sonra gelen bir başka adrese taşıyoruz.

Kuş gibi, böcek gibi, keçi gibi. Muhtemeldir. Bu zamanın yörüğü gibi. Tohum taşıyoruz.

Artık kimliklerimiz hükmünü yitirdi. Yaşlı ardıcın kökünde ateş yaktık. Kütüğümüz yandı bitti kül oldu.

Bu günlerde etrafı çevrili arsalara benzemiyoruz. Onun yerine, dere gibiyiz.

Yaban toprağın üzerindeyiz.

Bakın! Karyola sürgünündeki köklerimiz, toprağı görünce nasıl da sürmeye başladı. Dibe, derine, hep daha derine. Bir gün göğe sürmek için. Dibe, derine, daha derine. Sığlaşan dünyanın yüzündeki teferruatı terk ettik. Günü geldiğinde yaprak ve sonra meyve verebilmek için. Dibe, derine iniyoruz. Yoldayız, iki durup üç kalkıyoruz.

Yazının devamı »

Urvision 2009

12 Temmuz 2009

Avrupa’daki Yabanıllar Stokholm, İsveç’in güney batısındaki bir ormanda 3-16 Ağustos tarihleri arasında Urvision 2009 adında bir buluşma gerçekleştirecekler. Aşağıda Det vildväxande kollektivet ‘in çağrı metni yer alıyor:

Urvision, doğal yaşam tarzlarımızın bir tasavvurudur. Uygarlığın ötesinde bir yaşamın özlemini duyan sizleri, doğal bir ortamda hayallerimizi geliştirmeye, ağlar oluşturmaya, düşünce ve becerilerimizi paylaşmaya davet ediyoruz. Dengeli bir hayat uğraşımızda enerji bulabileceğimiz ve ilham alabileceğimiz vahşinin bir parçası olmaya davet ediyoruz. Buluşmayı avcı-toplayıcılar gibi hayatı tüm açılardan kapsayacak şekilde hayal ediyoruz. Doğal yaşamanın pratik, zihinsel, sosyal ve ruhsal yönlerine dokunan bir bütünlüklü bakış açısı için uğraşıyoruz. Bu bakış açısı ayrıca uygarlığın yıkıcılığına karşı parçası olduğumuz doğayı en iyi nasıl savunacağımızı da kapsamaktadır.

Urvision, vermenin almak olduğu özgürlük ruhuyla gerçekleştirilecek. Paranız yoksa bile, buluşmamıza hâlâ gelebilirsiniz. Ve buluşmaya istediğiniz zaman katılabilir ve ayrılabilirsiniz. Uygar arazi mülkiyetini kabul etmediğimiz ve bu nedenle insanlar tarafından mesken tutulmamış bir bölgede olmak için izin istemeyeceğimiz için buluşma göçebe bir hale gelebilir. Bu aynı zamanda göçebe bir hayat uğraşımızla çok yakın ilişkiler içindedir.

Buluşma süresince yapmayı planladığımız şeyler, neler getirilmesi ve ulaşım hakkında daha fazla bilgi için, kollektivet@vildvaxande.org adresiyle bizimle iletişime geçin. Diğer tüm sorularız için aynı adresi kullanabilirsiniz.

Son olarak buluşmanın bir parçasının da yaşamın kutsanması olduğunu söylemek isteriz. Bize verilen her şey için minnettarlık ruhuyla, vahşi ve özgür bir kutlama. Doğayla uyumlu bir yaşam için.

Endgame

10 Temmuz 2009

Derrick Jensen‘in Endgame adlı kitabını yaklaşık üç sene önce okuma fırsatım oldu. O zamanlar – ve hâlâ – “Keşke Türkçe’ye çevrilmiş olsaydı.” dediğim kitapların ya zaten çevrildiğini fark edip sevinirdim ya da bir süre sonra çevrilirler ve yine sevinirdim. Ancak bu kitap hâlâ çevrilmiş değil. Sadece kitabın internet sayfasında kitabın başındaki “önermelerin” Türkçe’ye çevrildiğini fark ettim. Bu yazıyı da o nedenle yazıyorum.

Endgame iki kitaptan oluşuyor. İlk kitap, The Problem of Civilization (Uygarlığın Sorunu), uygarlığın neden sürdürülemez olduğunu ele alırken; ikinci kitap, Resistance (Direniş), uygarlığa ve çöküşe ilişkin taktik ve stratejileri tartışıyor. Derrick Jensen, pek çok kişinin kendine dahi söylemekten çekindiği şeyleri kitapta açık ve sarsıcı bir şekilde dile getiriyor. Kitabın başında yer alan önermeler Türkçe olarak şuradan okunabilir.

Kendi akıl sağlığımızı boşa harcamayı becermiş ve özgür olmanın nasıl hissettirdiğini unutmuş olan çoğumuzun, gerçek dünyada yaşamanın nasıl olduğuna dair bir fikri yoktur. Som balığı yumurtalarını görmek göz yaşlarına boğulmama neden olur. Balıklarla dolup taşan bir nehri hiçbir zaman görmedim. Tek bir kuş sürüsüyle günlerce kaplanan bir gökyüzünü hiçbir zaman görmedim. (Yine de sürekli olarak kirli hava nedenyle kararmış gökyüzleri gördüm.) Özgürlükle olduğu gibi, dünyanın sıradışı güzelliği ve doğurganlığıyla da aynı: Hiç bilmediğiniz bir şeyi sevmek zordur. Kendinizi daha önce var olduğuna inanamadığınız bir şey için mücadele etmeye ikna etmek zordur. — Endgame kitabından…

Çeşitliliğe Saygı

3 Temmuz 2009

Bu bahar topraktaki cümbüşü gördün mü? Dünyanın teninden fışkıran yeşili, moru, sarıyı, beyazı, kırmızıyı?

Görmediysen dur, bak ve seyret. Bahar sen varken bir daha gelmeyebilir. Oysa bahar, yazılmış yazılmamış kitapların en güzelidir. İnsanlık için en iyi haber, en güzel şarkı, en gerçek rüyadır.

Birgün okuyanı, duyanı, söyleyeni ve göreni kalmazsa, o gün artık bahar hiç gelmeyebilir. İşte o zaman vay halimize! Öyleyse bugün cümbüşe katılmanın tam zamanı.

Düğünçiçekleri, ballıbabalar, sütleğenler, papatyalar, yeni süren devedikenleri ve daha nicesi. Birbirilerine nasıl da sarılmışlar. Her biri ötekine ne kadar da cömert, art niyetsiz, çıplak.

Hiçbirinin büyük sözü, gizli beklentisi yok. Tevazusuna dahi kibir bulaşmış insanın kederinden eser yok. Doğruyu ben görürüm, ben bilirim iddiası yok.

Toprakta kök salmak, yaprak vermek, çiçek açmak ve karşılıksız destek olmak var. İyilik yapıp da denize atmanın verdiği derin huzur var. Böyle bir huzurun yerini hangi zafer doldurabilir ki?

Gerçeği biz biliyoruz diyoruz.

Yanılıyoruz dostlarım, yanılıyoruz.

Alim kitapta yazanı anlatır, cahil alın yazısını. Senin gerçek dediğin hangisi?

Biz zenginiz, onlar fakir. Şu kapıyı arala da bak arkasına. Muhabbet hangi sofrada?

Güç dediğin ne bir tek sende, ne de bende olsun. Gücün özü bala benzer. Biraz çiçekte, biraz arıda.

Akıl dediğin nasıl sığar bir insanın yazdığı kitaba? Aklın doğrusu aş gibidir. Biraz toprak, biraz çiftçi, biraz da aşçıda.

Yanılıyoruz dostlarım, yanılıyoruz.

Bölerek, bölünerek değil, ancak tek vücut olursak ayakta kalabiliriz ve ancak çeşitliliğe saygımız varsa tek vücut olabiliriz.

Sen papatya, ben ballıbaba, öteki diken. Ne çıkar hep birlikte bahar olduktan sonra? Kökün dibi veya dalın en ucu. Ne fark eder aramızdaki gövde bizi bir ağaç yapıyorsa?

Elmanın hamına ekşi, olmuşuna kof diyorsun. Neden içindeki çekirdeği görmüyorsun? O çekirdeği bul ve yeşert ki, senin de bir bahçen olsun.

Bahar cümbüşünden geldik, yine ona dönüyoruz. Her bir rengi ne kadar sayıyorsak, işte o kadar yaşıyoruz.

Çeşitliliğe saygı!

Güven Eken
Doğa Derneği