2011

Gerçeğin Çölü

Serhat Elfun Demirkol 

yeniHarman Nisan 2011 sayısında yayınlandı.

Tunus, Lübnan, Mısır, Libya… Arap dünyası isyanlarla sallanıyor. Tüm dünyanın gözü ve kulağı bu bölgede. İsyanlara demokrasiye doğru atılan olumlu bir adım olarak bakanlar yanında farklı düşünenler de var. Bunlardan biri ise Dilaver Demirağ. Kendisi “illa bir toplum kendi hukukunu tayin ederken batının toplum sözleşmesi denilen modelini birebir taklit etmek zorunda mı?[1]” diye soruyor ve demokrasinin emperyalist bir öge olduğunu ileri sürüyor. Dilaver’e göre batı, kendi demokrasisini tüm dünyaya ihraç ederken bir ülkenin demokratik olup olmamasına karar veren ve bunun standartlarını belirleyen de kendisi. Nitekim, Paris’de bir araya gelen demokrasi temsilcisi ülkelerden bazıları bu yazıyı kaleme alırken Libya’ya hava operasyonu başlattılar.

Devamını okuyun

Örgütlenmenin Matematiği

Serhat Elfun Demirkol

“Hayatında hiç MHP’ye oy vermemiş ilk okuldaki beş arkadaşını bulacaksın, orta öğretimden beş arkadaşını bulacaksın, asker arkadaşından beş tanesini bulacaksın, mahalle arkadaşından beş tanesini bulacaksın, sokaktan da 4 arkadaş, hepsini topla 24. 49 milyon bölü 24. Ortaya çıkan rakam ülkücülerin oy temin etmesi gereken hane sayısı . O hane sayısı 24 oy getirirse 19 milyon oy ile iktidar olursunuz.” – Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı

Devlet Bahçeli gibi bir ekonomist olmadığımdan kaynaklı olsa gerek bu hesabın içerisinden çıkmam epey vakit aldı. Bahçeli’nin tek başına iktidara göz koyduğu hesaplamanın bir benzerini iktidara göz koymayan aksine sağlıklı ve eşitlikçi sosyal yapıların hakim olduğu bir dünya özlemi içerisinde olan biri olarak yapmaya çalışacağım.

İngiliz antropolog Robin Dunbar’a göre kararlı ilişkiler kurup bu ilişkileri sürdürebileceğimiz kişi sayısı 150’dir. Bu sayı, insan beyninin neokorteks büyüklüğünün bir fonksiyonudur. Dunbar’ın primatlarla yaptığı gözlemler sonucu geliştirdiği bu formüle göre esasen insanlar için 147,8 olan bu sayı, elbette sabit bir değer değil. 100 ile 230 arasında değişebiliyor.

Devamını okuyun

Hidroelektrik Santrallerin Psikopatolojisi

Serhat Elfun Demirkol

yeniHarman Ocak 2011

Anadolu’nun irili ufaklı tüm akarsuları üzerinde yaklaşık 2 bin civarında hidroelektrik santral (HES) inşa edilmesi planlanıyor. HES inşaatlarının bir kısmı devam ederken tepkiler de yükseliyor. Kastamonu’nun Cide ilçesinde yer alan Loç Vadisi de bu projelerden muzdarip olan yerlerden sadece bir tanesi. Santral, 10 yıl önce milli park ilan edilen Küre Dağları Milli Parkı’nın hemen sınırında inşa ediliyor. Vadi ise eşsiz doğasıyla dünyada yalnızca bu bölgede yetişen 29 tür bitkiye ve çok sayıda hayvana ev sahipliği yapıyor. HES’in bölgenin doğasına ve kültürüne olumsuz etkileri olacağını söyleyen yöre halkı ise sarı yazmalarıyla renkli mücadelelerini sürdürüyor. Loç Vadisi sakinleri çok sayıda basın açıklaması ve protesto gerçekleştirdi, vadide çalışmaları engellemek için bir kamp kurdu ve bu röportajı yaparken Cide HES projesinin sahibi ORYA Enerji önünde bir oturma eylemi gerçekleştiriyordu. HES projeleri ekolojik, hukuki ve toplumsal açılardan tartışılsa da mücadele edenleri ve HES projelerini gerçekleştirenleri harekete geçiren duygular ve psikopatolojileri belki de hiç konuşulmamıştı. Loç Vadisi’ne destek olmak amacıyla Kasım ayı içerisinde vadide çalışma yapan bir iş makinesinin üzerine çıkarak inşaatı durduran Klinik Psikolog Sinem Demir ile HES’leri farklı bir şekilde konuştuk.

Devamını okuyun

Yerli Ruhunu Kurtarmak

Derrick Jensen

Nisan 2001’de “The Sun” dergisinde yayınladı
Çeviren: Cem C.  Düzeltme: Serhat Elfun Demirkol

Martín Prechtel ile Röportaj

Martín Prechtel, New Mexico’da, insanların Avrupalılardan önceki eski yaşamlarını hâlâ sürdürdükleri bir Pueblo Yerlisi Rezervasyonunda büyüdü. Annesi, Pueblo okulunda öğretmenlik yapan bir Kanada yerlisiydi. Babası beyaz bir paleontologtu. Martín, buradaki kültürü ve toprağı sevmişti. “Hayatımın ilk yıllarını, bu yaşam tarzının güzelliğini anlayamayan bir kaç beyaz adamın ellerinde bu güzel dünyanın tamamen yok olabileceği korkusuyla yaşadım.” diyordu. Prechtel güzelliği öldüren bu tehlikeli güce karşı çalışmaya başladı. “Yerliler buna ‘beyaz adamın tarzı’ diyordu, ama bundan daha fazlasıydı. Bulaşıcı gücü beyazları da yemişti ve onları destekçisi yapmıştı. Bu korkunç sendromun halkların doğal ve vahşi doğasına hiç bir faydası yoktu.”

Devamını okuyun