2008

Birlikte Yalnız: Kent ve Sakinleri

John Zerzan

Çeviren: Serhat Elfun Demirkol

Kentlerde yaşayan insan miktarı, endüstrileşme ile birlikte katlanarak artmıştır. Megalopolis (birleşik kentler), kendisini giderek insan yaşamı ve biyosfer arasına koyan, kent “habitatının” en son şeklidir.

Kent, ayrıca sakinleri arasındaki bir engel, bir yabancılar dünyasıdır. Gerçekte, dünya tarihindeki tüm kentler, eşsiz, evvelce alışık olmayan ortamlara hep birlikte yerleşmiş yabancılar ve aykırılar tarafından kurulmuştur. Devamını okuyun

Çetin ile Gaia

Güven Eken

Çetin: 32 yıl önceydi. Şeffaf tenimin üzerinde ilk tıkırtıları duydum. Annemin rahminde dinlenirken benden çok daha hızlı yüzen spermlerin istilasına uğramıştım. Bir tanesi ince şeffaf tenimi deldi. Artık o spermle bir bütün olmuştuk ve beraber yüzüyorduk. Ağır ağır annemin rahmindeki suyun içini doldurmaya başladık. Çoğaldık, çeşitlendik. Her biri başka başka hücrelerden oluşan bir yumağa dönüştüm sonra. Her gün büyüdüğümü ve geliştiğimi hissediyordum.

Gaia: Üç buçuk milyar yıl önceydi. Ölü tenimin üzerinde ilk gıdıklanmaları duydum. Kemiklerimin arasını dolduran suyun içinde ilk hücrelerim büyümeye başladı. Önceleri tek tek gezinen hücreler, daha sonra yumaklar oluşturdular. Çoğaldılar, çeşitlendiler ve başka başka hücrelere dönüştüler. Sonra yüz binlercesi sudan çıkıp kemiklerimin üzerini kapladı. Her birinin şekli şemaili farklıydı. Kimi hücrelerim hareketli, kimisiyse hareketsizdi. Sessizlik içinde geçen bir milyar yılın ardından büyüdüğümü, geliştiğimi ve güzelleştiğimi hissediyordum. Kâinatın içinde devinen taptaze bir canlıydım artık.

Devamını okuyun

Sessizlik

John Zerzan

Green Anarchy Dergisi 25. sayıda yayınlanmıştır.
Çeviren: Serhat Elfun Demirkol

Sessizlik, değişik derecelere kadar bir soyutlanma aracı olmaya alışıktır. Artık, bugünün dünyasını boş ve ayrışık kılmaya çalışan, sessizliğin yokluğudur. Kaynakları gasp edilmiş ve kurutulmuştur. Makine, küresel olarak uygun adım ilerliyor ve sessizlik, gürültünün henüz nüfuz etmediği, önemini kaybeden bir yerdir.

Uygarlık, rahatsız edici sessizlikleri gizlemek için tasarlanmış bir gürültü komplosudur. Sessizliğe saygı gösteren Wittgenstein, sessizlik ile ilişkimizin kaybını anladı. Sessiz olmayan şimdiki zaman, uçucu dikkat anları, eleştirel düşüncenin aşınması, ve derinden hissedilmiş deneyimler için azalmış bir yetenek zamanıdır. Sessizlik, karanlık gibi, edinilmesi zordur; fakat zihin ve ruh onun desteğine gerek duyar.

Devamını okuyun

Tahakkümün Siberağı

Feral Faun

Yazarın notu: Bu makale ideal olarak hoşuma gideceğinden daha spekülatiftir, çünkü modern toplumun tek bir bakış açısının doğasında olan yönelimlerinin, elbette, bu toplumun diğer bakış açılarıyla ilişkide olan yönelimlerinin izini sürmeyi deniyor. Bu makale, sibernetiğin neden potansiyel olarak bile özgürleştirmediğini, ve nihayetinde asi özgür ruhlar tarafından karşı çıkılacağını gösterme girişimi olarak okunmalıdır, bir tahmin yürütme olarak okunmamalıdır.

“Aletin diktatörlüğü en kötü diktatörlük şeklidir.”
Alfredo M. Bonanno

Devamını okuyun

Kültürün Yemeği

Serhat Elfun Demirkol

İki gün önce bahçede güllerin dibindeki otları temizleyip, toprağı çapalamak ile uğraşıyordum – Evet farkındayım, hiç de doğal değil. Ama iş annemin gülleri olunca, kendisine toprağın işlenmesinden bahsetmek pek sağlıklı sayılmaz. Toprak o kadar kalabalıktı ki, çapayı her vuruşumda içerisinden solucanlar, örümcekler, larvalar, karıncalar vs. fışkırıyordu. Toprağın üzerindeki otları yolarken hepsi toprağın içerisinden çıkıp bir tarafa doğru kaçışıyorlardı. Bu arada yemek vakti yakın…

Devamını okuyun

Dünyaya Orman Denir

Dünyaya Orman Denir“Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum, yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield’in ve Dement’in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. Oyun oynamak istemiyordu. Ahlak dersi vermek istiyordu. Ahlak dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değildir. Madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirm bir tek: Don Davidson olmak Raj Lyubov olmaktan daha da acı vericidir.” (Arka kapaktan)

Ursula K. Le Guin

Devamını okuyun

Masanobu Fukuoka’nın Doğal Çiftçiliği ve Permakültür

Larry Korn

İlk olarak permaculture.com adresinde yayınlanmıştır.
Çeviri: Serhat Elfun Demirkol

Masanobu Fukuoka, güney Japonya’da Shikoku adasında yaşayan bir çiftçi/filozoftur. Fukuoka’nın çiftçilik tekniği oldukça az olarak yabani otların yolunmasına gerek duymakla birlikte, hiçbir makineye ve kimyasala gerek duymamaktadır. Toprağı sürmez veya önceden hazırlanmış kompost kullanmaz ve yine de meyve bahçesindeki ve tarlalarındaki toprağın durumu her yıl daha da iyiye gider. Fukuoka’nın yöntemi kirlilik yaratmaz ve fosil yakıtlara gerek duymaz. Diğer yöntemlerden çok daha az emek gerektirir, yine de meyve bahçeleri ve tarlalarındaki ürün verimliliği modern bilimin tüm teknik bilgisini kullanan Japonya’nın en verimli çiftliklerine benzemektedir.

Bu nasıl mümkün olur? Kabul ediyorum, 1973 yılında ilk kez Fukuoka’nın çiftliğine gittiğim zaman şüpheciydim – fakat ispatı ortadaydı. Tarlalardaki buğday ekinleri, sebzeler, otlar ve beyaz yoncayla kaplı toprakta büyüyen sağlıklı meyve ağaçları. İki yılın üzerinde bir süre orada yaşadım ve çalıştım, Fukuoka’nın teknikleri ve felsefesi benim için giderek daha anlaşılır oldu.

Devamını okuyun

Savaşların Kökeni Üzerine

John Zerzan

Çeviren: Mustafa Çölkesen – dikine

Savaşlar medeniyetin bir ürünüdür. Uygarlık yayılıp, derinleşirken savaşların çokluğu, rasyonelleştirilmiş, kronik varlığı da o ölçüde arttı. Savaşların ortadan kalkmamasının özel nedenleri arasında kitlesel endüstriyel yaşamın korkusundan kaçma arzusu da bulunmaktadır. Kitlesel toplum elbette yansımasını kitlesel askerlikte bulmaktadır ve bu, erken medeniyetlerden beri bu şekilde gerçekleşti. Savaşlar, hiper-gelişen teknoloji çağında bölünmeler ve düzensizliklerden beslenmektedir.

(Bir çok kişi, önemsiz, sembolik “protesto” eylemlerini onaylarken) ona karşı çıkacak bir sebep veya gerekçe gösterebilecek durumda değiliz. Savaşlar, Homeros’un Odeysseus’unda kendi sözcükleriyle “insana özgü bir iş” haline nasıl geldi ? Örgütlü savaşların, genellikle, erken endüstri ve karmaşık toplumsal kurumlar vasıtasıyla geliştiğini biliyoruz. Ancak köken sorunu Homeros’un erken Demir Çağı’nın bile öncesine işaret etmektedir. Konuyla ilgili arkeolojik/antropolojik eserler ise şaşırtıcı ölçüde az sayıdadır.

Devamını okuyun