2006

İsmail

İsmail, Daniel QuinnHapsedildikleri yerlerde hayvanlar, vahşi doğadaki kuzenlerinden her zaman daha düşüncelidirler. Bunun nedeni; içlerinde en sığ olanın bile bu hayat tarzında çok yanlış bir şeyin olduğunu sezmeden edememesidir. Daha düşüncelidirler derken muhakeme gücüne sahip olduklarını kastetmiyorum. Fakat yine de kafesinde çılgınca gezinen kaplan bir insanın kesinlikle bir düşünce olarak tanımlayacağı bir şeyle meşguldür. Ve bu düşünce bir sorudur: Neden? neden, neden, neden, neden, neden? Kaplan kafesinin parmaklıkları arkasında sonu hiç gelmeyen yolunu yürürken her saat, her gün, her yıl bu soruyu kendisine sorar. Soruyu analiz edip üzerinde durarak ayrıntılara inemez. Eğer bir şekilde ‘ne neden?’ diye sorabilseydin, sana yanıt veremezdi. Buna karşın bu soru, beyninde söndürülemez bir alev gibi, iç dağlayan bir acı vererek yanar ve bu durum hayvanat bahçesi bakıcılarının ‘geri dönüşü olmayan biçimde yaşamı inkar etme’ olarak tanımladıkları nihai uyuşukluk haline girinceye kadar da yok olmaz. Ve tabii ki bu sorgulama, hiçbir kaplanın doğal ortamında yaptığı bir şey değildir.”

Devamını okuyun

Savaş ve İlksel Toplumlar

Mustafa Cemal

Sanat ve Hayat Dergisi, 23 Eylül 2002 Pazartesi

Zulu Savaşçıları

Zulu Savaşçıları

Savaş borazanı barış borazanından önce çalar.

Tarihte de böyle mi oldu, savaş tamtamlarının meşum sesinin gecenin güzel karanlığını param parça dağıttığı ayırt edilebilir bir ilk aşama var mıdır? Yoksa hep savaşıp kıydık mı birbirimizi? Bu yazı ilksel, yani zamandaş olduğumuz ama üretim kuvvetleri ve ilişkileri bakımından insan tarihinin çocukluk günlerini andıran toplumları ele alarak savaşı konu ediyor.

Bu tür sorular, kendi içlerinde çeşitli dallara ayrılmakla birlikte ya insanın biyolojik doğasına ya da toplumsal doğasına ilişkin temel varsayımlarla yanıtlana gelmiştir. İnsan doğası bakımından örnek K. Lorenz. Lorenz, Darwinci tezlerden farklı olarak ya da onları yanlış yorumlayarak, hayvanlarda türdaşlarını öldürmeye karşı ketleme olmasına karşın, bundan yoksunluğuyla insanın yaradılıştan bir garabet ve sapkın olduğu görüşündedir. “Savaş içgüdüsü,” “saldırganlık içgüdüsü,” “dövüşme içgüdüsü,” ” yıkım içgüdüsü,” gibi çeşitli adlarla insanın türünden veya hayvan oluşundan gelen başkasına zarar vermeyi ve öldürmeyi istediğini ileri süren akımdır bu. Yaşlılık dönemindeki Freud da, saldırganlığı, cinsel içgüdünün (libido veya eros) zıttı olarak düşündüğü ölüm içgüdüsün [destrudo veya thanatos] dışsallaştırılmasıyla ilişkilendiren görüşüyle bu akımın içinde bulunuyor.

Devamını okuyun

İlerleme ve Nükleer Güç: Kıtanın ve İnsanlarının Yok Edilişi

Fredy Perlman

Aşağıdaki yazı ilk kez 8 Nisan 1979 tarihli Fifth Estate dergisinin anti-nükleer özel sayısında yayınlandı. Doğu Pennysylavania’daki Three Mile Island nükleer santralindeki bir kazadan hemen sonra aynı yılın başlarında yazıldı. Kazanın haberleri yayıldıkça, resmi haberler, “Abartmanın gereği yok, durum dengeli, herşey liderlerin kontrolü altında.” ısrarında bulundu, fakat aslında santralin yakınlarında yaşayan insanlar tahliye edilmek zorundaydı. Bu yazıda Fredy Perlman, bizlere bu bölgenin özgün ikametçilerinin yavan sözler, vaatler ve her zaman sermaye’nin yanında yer alan polis tarafından nasıl aldatıldığını ve yok edildiğini hatırlattı.
İnsanların, toprağın ve diğer canlıların tasarlanmış bir şekilde zehirlenmesi, yalnızca en kötü ikiyüzlülükle “kaza” olarak nitelendirilebilir. Sadece bilinçli körlük, Teknik ilerlemenin bu sonucunun “beklenmedik” olduğunu iddia edebilir.

“Daha yüksek varlıklar” uğruna bu kıtanın canlı sakinlerinin zehirlenmesi ve ortadan kaldırılması Doğu Pennsylvania’da başlamış olabilirdi, fakat bu kesinlikle geçtiğimiz bir kaç hafta boyunca olmadı.

Devamını okuyun

Nehirler Özgür Akar

Serhat Elfun Demirkol

14 Mart’ta Dünya, “Dünya Baraj Karşıtı Gün”ü kutlarken, Edirne Bulgaristan’ın baraj kapaklarını açması sonucu sele teslim oldu. Ve yine herkes suçu nehirlerin kendisine yükledi, “yatağına sığmayan” nehirlerin, Meriç, Tunca ve Arda’nın “taşkınlığına”.Halbuki; Meriç’in, Tunca’nın ve Arda’nın gözyaşlarıydı sel. İlerleme ve kalkınma beklentileriyle birlikte alkışlarla dikilen barajları kaldıramıyor nehirler, kaldıramayacaklar da.Nehirler canlıdır. İçlerindeki ve çevrelerindeki canlılığı beslerler. Balıklar, kuşlar, ağaçlar, bitkiler, nehirlerin kültürlerini oluşturduğu çevresindeki insan toplulukları…

Nehirler dinamiktir. Her zaman değişen ve farklılıklar gösteren çeşitli ekolojik alanlara sahiptir. Nehir çevresindeki tüm canlı yaşamı ve insan kültürü bu dinamizme bağlıdır. Kalkınma ve refahın sembolü barajlar ise nehir ve çevresi arasındaki binlerce yıllık dengeyi, ilişkiyi mahveder.

Su ve kara hayvanları, bitki örtüsü ve çevre kültürlerinden oluşan nehir ekolojisini, seller, fiziksel değişimler, canlı türlerin kaybı, bölgesel iklim değişikliği, hastalıklar, akışın yer değiştirmesi ve daha fazlası, refah ve ilerleme adına mahveder.

Devamını okuyun

Hiçin Sanatı

Thomas J. Elpel

Pony Montana Hollowtop Açık Hava İlkel Beceriler Okul müdürü.
Çeviren: Serhat Elfun Demirkol

hiçin sanatı

Bir Shoshone yerleşkesi. Fotoğraf: W. H. Jackson, 1870, Wyoming

Büyük Havza Çölündeki yerlilerden Shoshonean topluluklarıyla ilk kez karşılaşan Batılılar, onları zavallı ve tembel olarak tanımladılar. Birçok gözlemci tamamiyle ekilmemiş boş arazide yaşadıklarını ve henüz durumlarını geliştirecek hiç birşey yapmıyor göründüklerini dile getirdi. Hiç ev yada köy inşa etmediler, çok az alet ve mal mülke sahiplerdi. Hemen hemen hiç sanat yoktu. Ve çok az besin depo ediyorlardı. Tüm yaptıkları etrafta oturmak ve hiçbir şey yapmıyor gibi gözükmekti. Shoshone’ler gerçek avcı-toplayıcıydı. Yaşamlarını bir yiyecek kaynağından diğerine yürüyerek harcadılar. Ev inşa etmemelerinin nedeni göçebe yaşam tarzlarında evlerin onlar için kullanışsız olacağındandı. Sahip oldukları her şey bir yerden bir yere arkalarında taşıdıkları şeylerdir. Çok sayıda alet veya mal mülk veya sanat üretmediler, çünkü taşımak için ağır bir yük olacaktı.

Devamını okuyun

Oba ya da Kabile Düzeni Üzerine

Jared Diamond 

Tüfek, Mikrop ve Çelik  kitabından alıntı.

Oba ya da kabile düzeninin yüzbinlerce kişiden oluşan toplumlarda işe yaramadığı, bütün büyük hacimli mevcut toplumların karmaşık, merkezi örgütlenmeye sahip olmasını nasıl açıklayabiliriz?

Nedenlerden biri akraba olmayan yabancılar arasındaki çatışma sorunudur. Toplumu oluşturan insanların sayısı arttıkça bu sorun astronomik şekilde büyür. Yirmi kişilik bir oba içindeki ilişkiler 190 ikili ilişki içerir (20 kişi çarpı 19 bölü 2) ama 2000 kişilik bir obada bu sayı 1.999.000’e yükselir. Her bir ikili kanlı bir tartışmada patlamaya hazır saatli bir bomba demektir. Oba ve kabile toplumlarında her öldürme olayı genlikle bir intikam girişimine yol açar, böylece toplumun huzurunu kaçıran sonu gelmez bir cinayet ve karşı cinayet döngüsünü başlatır.

Devamını okuyun