Kasım 2006

“Doğaya Tutsak” İnsan

Serhat Demirkol

Yaygın bir bilimsel inanıştır: “İnsanlık, üretim öncesi ilkel topluluk döneminde doğanın tutsağı durumundadır”. (1) Bu ifadenin altını biraz eşelemek istiyorum. Belki bu, bilincimizde bazı kırılmalara yol açabilir.

Acaba ‘doğanın tutsağı’ ifadesi ile ne kast edilmektedir? Duruma, bu ifadeyi dile getirenlerin ve bunu olumlayanların bakış açısından baktığımız zaman, zihnimizde şöyle bir resim canlanıyor: Üretim öncesi dönemde, yani paleolitikte insan, besinini doğanın verdikleri ile sağlamak zorundaydı. Temel besin maddelerini bile üretmekten aciz bir canlıydı söz konusu olan.. Doğaya bir katkısı yoktu; dolayısıyla kendisine de bir katkısı yoktu –‘boş zaman’ anlamında- . Bu bakımdan tam bir tüketici olarak görebiliriz onu. Bu durumun, yani üretimsizlik halinin bir yoksunluk olarak nitelendirildiğini bir kenara not edelim.

Şimdi, kendi bakış açımdan kurgusal bir betimleme yapmak istiyorum. Tabii çeşitli antropolojik ve arkeolojik verilerin ışığında.

Devamını okuyun

Bitkiler Karşılık Verir

Derrick Jensen

Kelimelerden Eski Dil kitabından ilginç bir bölüm.

“Bedenin karbonu, gerçekten karbondur. Bu yüzden ruh aslında gerçekten dünya’dır.” – Carl Jung

Bazen öyle olur ki insan, yaşamını geriye döndürülemez bir biçimde değiştiren ânı tamı tamına seçebilir. Cleve Backster için bu, 1966 yılının 2 Şubat günü sabahın erken saatlerinde, idare ettiği yalan makinesinin çizelge zamanının on üç dakika ve elli beşinci saniyesinde gerçekleşmişti. Yalan makineleri üzerine dünyanın tanıdığı bir uzman ve dünya çapında yalan bulma incelemeleri yapan kişiler tarafından kıstas kabul edilen Backster Bölge Benzerlik Testi’nin yaratıcısı olan Backster, bir karşılığı başlatma beklentisiyle deneğin iyiliği açısından tehlike oluşturmuştu. Denek elektro-kimyasal olarak bu tehdide karşılık vermişti. Denek bir bitkiydi.

Devamını okuyun