2006

Panerotizm: Yaşamın Dansı

Feral Faun

Green Anarchy #10 (Güz 2002) sayısında yeniden yayınlanmıştır.

Henri Matisse "Dance" 1910

Henri Matisse “Dance” 1910

Kaos bir danstır, yaşamın akışkan, erotik dansı… Uygarlık kaostan nefret eder; ve bu yüzden, Eros’tan da nefret eder. Hatta cinsel olarak özgür sayılan zamanlarda bile, uygarlık erotik olanı bastırmıştır. Orgazmın yalnızca bedenlerin birkaç küçük parçasında ve sadece bu parçaların doğru kullanılmasıyla sonuçlanır olduğunu öğretir. Seksi neşeli, masum bir oyundan ziyade rekabete dayalı, başarı-merkezli bir iş kılarak, Eros’u Mars’ın zırhına sıkıştırır.

Devamını okuyun

“Doğaya Tutsak” İnsan

Serhat Demirkol

Yaygın bir bilimsel inanıştır: “İnsanlık, üretim öncesi ilkel topluluk döneminde doğanın tutsağı durumundadır”. (1) Bu ifadenin altını biraz eşelemek istiyorum. Belki bu, bilincimizde bazı kırılmalara yol açabilir.

Acaba ‘doğanın tutsağı’ ifadesi ile ne kast edilmektedir? Duruma, bu ifadeyi dile getirenlerin ve bunu olumlayanların bakış açısından baktığımız zaman, zihnimizde şöyle bir resim canlanıyor: Üretim öncesi dönemde, yani paleolitikte insan, besinini doğanın verdikleri ile sağlamak zorundaydı. Temel besin maddelerini bile üretmekten aciz bir canlıydı söz konusu olan.. Doğaya bir katkısı yoktu; dolayısıyla kendisine de bir katkısı yoktu –‘boş zaman’ anlamında- . Bu bakımdan tam bir tüketici olarak görebiliriz onu. Bu durumun, yani üretimsizlik halinin bir yoksunluk olarak nitelendirildiğini bir kenara not edelim.

Şimdi, kendi bakış açımdan kurgusal bir betimleme yapmak istiyorum. Tabii çeşitli antropolojik ve arkeolojik verilerin ışığında.

Devamını okuyun

Bitkiler Karşılık Verir

Derrick Jensen

Kelimelerden Eski Dil kitabından ilginç bir bölüm.

“Bedenin karbonu, gerçekten karbondur. Bu yüzden ruh aslında gerçekten dünya’dır.” – Carl Jung

Bazen öyle olur ki insan, yaşamını geriye döndürülemez bir biçimde değiştiren ânı tamı tamına seçebilir. Cleve Backster için bu, 1966 yılının 2 Şubat günü sabahın erken saatlerinde, idare ettiği yalan makinesinin çizelge zamanının on üç dakika ve elli beşinci saniyesinde gerçekleşmişti. Yalan makineleri üzerine dünyanın tanıdığı bir uzman ve dünya çapında yalan bulma incelemeleri yapan kişiler tarafından kıstas kabul edilen Backster Bölge Benzerlik Testi’nin yaratıcısı olan Backster, bir karşılığı başlatma beklentisiyle deneğin iyiliği açısından tehlike oluşturmuştu. Denek elektro-kimyasal olarak bu tehdide karşılık vermişti. Denek bir bitkiydi.

Devamını okuyun

Sihirli Sayı

Serhat Elfun Demirkol

Sihirli sayı, nam-ı diğer, Dunbar sayısı, sosyoloji ve antropolojide önemli bir değere sahiptir. İngiliz antropolog Robin Dunbar tarafından sunulmuştur. “Herhangi bir kişinin kararlı ilişkiler sürdürebileceği bireylerin sayısını kavramaya ait sınırı” ölçer. Dunbar şöyle bir teoride bulunur: “Bu limit bağıntılı neokorteks büyüklüğünün doğrudan bir sonucudur, ve bu grup büyüklüğünü sınırlar … neokorteks’in işlem kapasitesince düzenlenen bu limit, basit olarak birbirleriyle kararlı ilişkiler sürdürebilen bireylerin sayısındadır.” Dunbar insanlar için bu sayıyı 147,8 olarak veriyor. Bu sayının ne tarz bir sosyal ilişkiden bahsettiğini tahmin edersiniz. Evet, Pleistosen dönemindeki karakteristik insan toplulukları sayısı. Zaten, Dunbar da bu şekilde bahsediyor.

Devamını okuyun

İlkel Toplumlarda İktidar Sorunu

Pierre Clastres

Çeviren: Alev Türker – Birikim Dergisi

Son yirmi yıl boyunca, etnoloji parlak bir gelişme gösterdi; bu sayede ilkel toplumlar, kaderlerinden (yok olmaktan) değilse bile, en azından, çok eski bir egzotizm geleneğinin, Batı düşüncesinde ve imgeleminde onları mahkum ettiği sürgünden kurtuldular. Avrupa uygarlığının bütün diğer toplum sistemlerinden mutlak biçimde üstün olduğu konusundaki safça inanç yerini yavaş yavaş, emperyalistçe bir tutumla bir değerler hiyerarşisi öne sürmekten vazgeçerek ve artık ilkel toplumları yargılamaktan kaçınarak, sosyo-kültürel farklılıkların birarada bulunabileceğini kabul eden bir kültürel rölativizme bıraktı. Bir başka deyişle, artık ilkel toplumlara, az çok aydınlanmış, az çok hümanist amatörün meraklı ya da oyalanmacı bakışıyla bakılmıyor; ilkel toplumlar bir ölçüde ciddiye alınıyor. Sorun bu ciddiye almanın nereye kadar gittiğini bilmektir.

Devamını okuyun

Göğü Delen Adam

göğü delen adamPapalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir.
Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.

Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık bir yeşil klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, ‘ozon deliğinin’ içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğiniyse zaman gösterecek. (arka kapak)

Devamını okuyun

Endüstriyel Evcilleşme

Leopold Roc

Modern Egemenliğin Kökenleri Olarak Endüstri

Eğer bilim sermayenin hizmeti için çalışıyorsa, inatçı işçilerin uysallığı temin edilmelidir”. -Andrew Ure, Philosophie des Manufactures, 1835″ Geçmişte, herhangi birine bir esnaf, bir işçi deniliyorsa, bir arbedeyi göze alırdı. Bugün, onlara işçilerin durumu en iyisidir dendiğinde, işçiler işçi olmakta ısrar ederler ” -M. Mav. 1948Yaygın olarak 1750 ve 1850 yılları arasındaki periyot olarak tanımlanan Endüstriyel devrim terimi, politik devrim hakkındaki yalanla simetrik olarak saf bir burjuva yalanıdır. Bu negatifi içermez ve yegane bir şekilde tarihin teknolojik ilerlemenin tarihi olarak görülmesinden gelir. Burada düşman, yöneticilerin ve hiyerarşinin varlığının kaçınılmaz teknik zorunluluklar olarak meşrulaştırarak ve pozitif ve sosyal olarak nötr olan bir yasa olarak düşünülen ilerlemenin mekanik fikrini empoze ederek ikili bir darbe indirmekle alakalıdır. Bu materyalizme dinsel olarak önem verilmesi ve maddenin idealleştirilmesidir. Böyle bir yalan açıkça, onlara karşı uzun süredir devam eden bir yıkım içerisinde olan fakirlere karşı yöneltilmiştir.

Devamını okuyun

Yabanıl Devrim

Feral Faun

Küçük bir çocukken, hayatım tamamen deneyimlemiş olduğum şeyi hissetmeme sebep olan hararetli bir zevkle ve canlı bir enerjiyle doluydu. Bu olağanüstü ve neşeli varoluşun merkezindeydim ve kendimi tatmin etmek için başka bir şeye değil kendi yaşam deneyimime gereksinim duydum.

Yoğun bir şekilde hissettim ve deneyimledim, yaşamım tutkunun ve zevkin bir festivaliydi. Hayal kırıklıklarım ve kederlerim de yoğundu. Evcilleşmeye dayanan toplumun ortasında özgür ve vahşi bir yaratık olarak doğdum. Kendimi evcilleştirmekten kurtarabileceğim hiçbir yol yoktu. Uygarlık, ortasındaki vahşiye göz yummayacaktır. Ama yaşamın ulaşabileceği yoğunluğu asla unutmadım. İçimden yükselen dirimsel enerjiyi asla unutmayacağım. Bu canlılığın tüketilmiş olduğunun ilk defa farkına varmaya başladığımdan bu yana varlığım, uygar hayatta kalma ihtiyaçları ile yaşamın tam yoğunluğunu deneyimleme ve kaçıp kurtulma ihtiyacı arasında bir mücadele olmuştur.

Devamını okuyun

Ataerkillik, Uygarlık ve Toplumsal Cinsiyetin Kökenleri

John Zerzan

Bu makale Green Anarchy dergisinin bahar 2004 sayısında,  çevirisi ise ilk kez Özgür Hayat gazetesinin 47. sayısında yayınlanmıştır.

Agricultural Revolution

Uygarlık, esas itibariyle doğanın ve kadının üzerinde uygulanan tahakkümün tarihidir. Ataerkillik, kadına ve doğaya hükmetmek anlamına gelir. Temel olarak bakıldığında bu iki kavram aynı anlama mı gelmektedir?

Felsefe, iş bölümünde ortaya çıkan ve ortaya çıktığı andan bu yana yayılan bir ıstırabın krallığını, onun uzun sürecini çok defa görmezden gelmiştir. Héléne Cixous felsefe tarihini “babaların zinciri” olarak tanımlar. Tıpkı ıstırap gibi, kadınlar da bu zincirde yer almaz ve kuşkusuz birbirlerinin en yakın akrabasıdırlar.

Devamını okuyun