Kasım 2005

Evcilleştirme, Nüfus ve Salgın Hastalıklar

Serhat Elfun Demirkol

Kontrol, uygarlığın merkezi bir bileşenidir. Her ne kadar kontrol üzerine bir yaşam sürüyor olsak da, zaman zaman depremler, kasırgalar, salgın hastalıklar bunun asla böyle olmadığını anımsatıyor.

Yaşam bir ağdır ve tüm canlılar bu ağ içersinde birbirleri ile etkileşim halindedir. İnsanlar da, mikroorganizmalar da bu ağın bir parçası oldukları için, sürekli olarak birbirlerine etki içersindeler. Hastalık yapıcı mikroorganizmalar ile insanların bu etkileşimleri özellikle tarım toplumuna geçiş ve evcilleştirmeyle birlikte çok daha vahim sonuçları doğuracak şekilde gelişmeye devam etmektedir. Ancak konuyu buradan başlatmadan önce, bu hastalık mikroplarının kafalarında olup bitenleri ve mikropların yaşam ağındaki önemini ve yerini iyice idrak etmemiz gerekir. Bu yüzden isterseniz, bir süre mikrop gibi düşünelim – Jared Diamond’ın Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabından alıntılarla devam edelim.

Mikroplar da bizler gibi evrimleşir. Seçilim, her zaman yavrulamakta ve yavrularının yaşayabilecekleri uygun yerlere dağılmasına yardım etmekte en başarılı olan tekler lehine işler. Mikrop için dağılma tahmin edebileceğiniz üzere kişiden kişiye bulaşmadır. Kısacası, bir mikrop ne kadar iyi yayılırsa o kadar çok ürer ve doğal seçilim onun lehine işler. Bu anlamda bütün mikroplar kendilerine özel yayılma stratejileri geliştirirler. Kimileri ev sahibinin ölmesini ve bir başkası tarafından yenmesini bekler; kimileri ev sahibinin ölümünü beklemez ve ev sahibini ısıran böceklerle yeni bir ev sahibine kadar yolculuk eder; ve tabiki genellikle kendi işini kendileri gören mikroplar.

Devamını okuyun

Toplumsal Devrimi Beklerken Ekolojik Yıkıma Doğru

Serhat Elfun Demirkol

Dünyaya baktığımda bir kargaşa görüyorum. Her şey bir biri içine girmiş ve sanki hiç düzelemeyecekmiş gibi karışmış durumda. Tarihimiz boyunca hiç bu kadar –izm’i bir arada gördüğümüzü sanmıyorum. Ortaya çıkan her fikir kendini yıkması, evirmesi gerekirken, kendini ideolojileştirmeye devam ediyor – ama isteyerek ama istemeyerek.

Toplumsal Devrimi Beklerken Ekolojik Yıkıma Doğru

Fotoğraf: Cheryl Ravelo, Reuters

Evet çağımız, sanıldığı gibi ne uzay çağı ne de bilim. Çağımız ideolojiler çağı; ve bu ideolojilerin ön gördükleri nihai kurtuluş projeleri etrafımızı sarmış durumda. Artık fikir önderleri, tıpkı dinlerin ortaya çıkışındaki amaç gibi yine benzer amaçları dillendiriyorlar. Birileri, yine diğerlerine neyin nasıl olması gerektiğini anlatıyor. İnsan doğasının iyi ve kötü dikotomisine göre – yada daha farklı dikotomilere göre – izahı yapılıyor. Yeni çağın materyalist dinleri ve din adamları Cenneti vaat ediyor.

Devamını okuyun

Temsiliyet Üzerine

Crispin Sartwell

Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik kitabından bir alıntı.

Şimdi sormak lazım, niçin insanlar şeyleri imgelere indirgemeye ihtiyaç duyuyor. Ve bir yanıt, hem de apaçık bir yanıt vardır: imgeler güvenlidir. Hayalimde, imgeler düyasında, hem dehşet verici suçlar işleyebilir hem de masum kalabilirim. Uçurumdan aşağıya atlayabilir ama dibe vurmadan gerçeğe dönebilirim. Hiç kimse bir patlamayı gösteren bir resmi seyrederken parçalara ayrılmaz. Dolayısıyla, eğer deneyimlediğim haliyle düya bir imge olsaydı, güvende olurdum. Ve düyayı ne kadar bir imge olarak görme ihtiyacı duyuyorsam, o kadar düya tarafından tehdit edildiğimi hissediyor, bütün tehlikeleri o kadar tahammül edilmez buluyorum demektir. Ancak içinde yaşadığını dünyayı bir resim
olarak görmek: Bu demektir ki, resmedilen bir şey,  görünüşlerin altında yatan gerçekten gerçek bir şeyler âlemi vardır. Gelgelelim, bu gerçekten gerçek âlemi bizi tehlikeye düşürmesin diye de, elimizin altında, korunaklı tutulmalıdır; işte bu nedenle, Kant’ın, görünüşlerin altında yatan, ancak hakkında hemen hiçbir şey bilmediğimiz “kendinde şey”i vardır. Sistem olağanüstüdir. Ancak içine korku ve acı sinmiştir. Kimsenin hiçbir zaman bir atomaltı parçacığın saldırısına maruz kalmaması temel bir ontolojide parçacıklardan yararlanmak için iyi bir nedendir. Ancak, eğer şu sandalyeyi kaldırıp kafanda parçalarsam, hâlâ sandalyenin katı olmadığı inancını koruyup korumayacağını merak ediyorum.

Devamını okuyun