Mucizeler Kesiti - 1

21 Aralık, 2008

Gurbet acısını yaşamayan bilmez. Öyle birkaç haftalığına evden uzakta kalmaya benzemez, dönüşü bilinmeyen gurbet. An gelir, kemiklerine işler adamın bu acı. Sırf dokunabilmek için Anadolu’nun bir karış toprağına ve el etek sürebilmek için ana ocağına, bütün dünyayı yakabileceğini düşünmeye başlarsın. Ağacından kuşuna, insanından şehrine, tarlasından ormanına kadar etrafındaki her şeyin yabancı geldiği o çıkmaz anda, içindeki acı saklanamaz olur artık. Ben buralı değilim demek istersin gördüğün her şeye. Ben oralıyım, ben Anadoluluyum, burası gurbettir bana.

İşte böyle çıkmaz anlarda, sadık dostlarım Hikmet Birand ve alıç ağacı yetişir imdadıma. Anadolu doğası hakkında ateşli bir sohbete dalıp, gerçekten daha gerçek bir hayal yaşatırlar bana.

Yazının devamı »

John Zerzan

Kentlerde yaşayan insan miktarı, endüstrileşme ile birlikte katlanarak artmıştır. Megalopolis (birleşik kentler), kendisini giderek insan yaşamı ve biyosfer arasına koyan, kent “habitatının” en son şeklidir.

Kent, ayrıca sakinleri arasındaki bir engel, bir yabancılar dünyasıdır. Gerçekte, dünya tarihindeki tüm kentler, eşsiz, evvelce alışık olmayan ortamlara hep birlikte yerleşmiş yabancılar ve aykırılar tarafından kurulmuştur.

Merkezinde, zirvesinde, en baskın karakterinde egemen kültür vardır. Joseph Grange, acı bir şekilde, “kent mükemmeldir, insan değerlerinin en somut ifadelerine ulaştığı mekandır”1 derken aslında haklıdır. (Üzücü de olsa ne yazık ki böyle) Elbette, “insan” kelimesi, kentsel bağlamda tamamiyle çarpık bir anlam alır, özellikle günümüzdeki gibi. Herkes modern apartman sütunlarını, Norberg-Schulz’un kısa ve öz ifadesinde, yerelliğin ve çeşitliliğin yok edilmese de durmadan azaltılmış olduğu mekansızlığın Hiç Bölgesi’ni görebilir.2 Süpermarket, alışveriş merkezi, havalimanı lobisi her yerde aynıdır, tıpkı ofis, okul, apartman bloğu, hastane ve hapishanenin kendi kentlerimizde birbirinden zar zor ayırt edilebilir olduğu gibi.3

Yazının devamı »

Önceki bölümlerin üzerinden epey zaman geçti. Hatırlamak gerekirse, “Alternatifler ne kadar alternatif” diye sorarken önce tahmin edilemeyen sonuçlardan, daha sonra çevresel etkilerden, ve en son EROEI (Enerji Yatırımının Enerji Getirisi) ve EPR (Enerji Kazanç Oranı) değerlerinden kısaca bahsetmiştik.

İlk üç bölümde sunulan tüm çelişkileri kabul edip devam ettiğimizi düşünersek, karşılaşacağımız diğer problemler ise geçiş ile ilgilidir. Geçişte göz ardı edemeyeceğimiz üç temel gerçek vardır: Alternatife geçiş zaman gerektirir, para gerektirir ve de en önemlisi enerji gerektirir. Bunların hepsi birbirine belli konularda öylesine bağlıdır ki, geçiş konusunda bir kısır döngü yaratabilir.

Neden mi?

Yazının devamı »

Çetin ile Gaia

10 Kasım, 2008

Çetin: 32 yıl önceydi. Şeffaf tenimin üzerinde ilk tıkırtıları duydum. Annemin rahminde dinlenirken benden çok daha hızlı yüzen spermlerin istilasına uğramıştım. Bir tanesi ince şeffaf tenimi deldi. Artık o spermle bir bütün olmuştuk ve beraber yüzüyorduk. Ağır ağır annemin rahmindeki suyun içini doldurmaya başladık. Çoğaldık, çeşitlendik. Her biri başka başka hücrelerden oluşan bir yumağa dönüştüm sonra. Her gün büyüdüğümü ve geliştiğimi hissediyordum.

Gaia: Üç buçuk milyar yıl önceydi. Ölü tenimin üzerinde ilk gıdıklanmaları duydum. Kemiklerimin arasını dolduran suyun içinde ilk hücrelerim büyümeye başladı. Önceleri tek tek gezinen hücreler, daha sonra yumaklar oluşturdular. Çoğaldılar, çeşitlendiler ve başka başka hücrelere dönüştüler. Sonra yüz binlercesi sudan çıkıp kemiklerimin üzerini kapladı. Her birinin şekli şemaili farklıydı. Kimi hücrelerim hareketli, kimisiyse hareketsizdi. Sessizlik içinde geçen bir milyar yılın ardından büyüdüğümü, geliştiğimi ve güzelleştiğimi hissediyordum. Kâinatın içinde devinen taptaze bir canlıydım artık.

Yazının devamı »

Man from Earth

4 Kasım, 2008

Bir insan hayal edin, ilk çağlardan bu güne dek hayatta kalmış bir “Kro-magnon”. Ve bir oda hayal edin, bir antropolog, bir arkeolog, bir biyolog, bir din bilimci ve bir psikolog buluşmuşlar, hepsi dallarında uzman insanlar. Ve hepsi 14 bin yaşında olduğunu iddia eden bu adamın iddiasını çürütmeye çalışıyor. Filmin içinde geçen tartışmalar sizi iyiden iyiye içine çekiyor. Sohbetin başlangıcında, bir yerinde avlanmak için “En güzel vahşi oyun” demesi, kişiyi içten içe bir gizeme sürüklüyor ve hemen arkasından “Doğal olan doğal beslenir” demesi, uygar insanın doğadan uzaklaştığını vurguluyor. Son olarak filmde geçen önemli bir repliği paylaşmak istiyorum:

“Zaman… Göremeyiz, duyamayız, tartamayız, laboratuarda ölçemeyiz. Bir nanosaniye önce olduğumuz ile, şimdiki oluşumuz ve bir nanosaniye sonra ki olacağımız, subjektif var oluş farkındalığı. Hopiler (”Barışcılar”, Amerika Arizona civarında yaşan bir Kızılderili kabilesi.) zamanı bir manzara olarak düşünmüşler. Önümüzde, arkamızda var olan bir manzara. Ve biz onun içinde ilerliyoruz.  Dilim dilim.

-Saatler zamanı ölçer ama.

-Hayır saatler kendilerini ölçer. “Bir saatin referansı yine başka bir saattir.”

Zamanın içinde insanın yolculuğunu anlatan canlı bir tanık. Değerlerinizi sarsmaya başlayan bir kanıt gibi karşınızda. Filmin tek mekanda geçmesi, konuşmaların akıcılığı ve bilimsel sonuçlara dayanması sizi şöminenin etrafında oturan biri yapıyor ve ordan hiç kalkmak istemeyebilirsiniz. Sohbet ilerledikçe, tarih boyu bütün algılarımızın değiştiğini hissedebileceğimiz, 2007 yılında çekilmiş bir film “Man from Earth“.