Uygarlığın Ötesinde
3 Şubat, 2010
Bir zamanlar dünya denen bir gezegende yaşam ortaya çıkmıştı. Kurtlar, balıklar, kuşlar , orangutanlar, keçiler, aslanlar, hepsi kendine özgü pek çok farklı sosyal yapıya sahiplerdi. Yaşam ağının üyelerinden olan bir tür ise kabile denilen eşsiz bir sosyal yapı geliştirdi. Kabile milyonlarca yıl boyunca insan için işe yaramıştı, ancak bir zaman geldiğinde kabileye göre daha hiyerarşik olan (uygarlık denilen) yeni bir sosyal yapıyı denemeye karar verdiler. Çok geçmeden, hiyerarşinin en tepesindekiler büyük bir lüks içerisinde yaşamaya başladı, boş zamanlarının tadını çıkarıp her şeyin en iyisine sahip oldu. Onların altındaki daha geniş bir sınıf insan ise oldukça iyi yaşıyordu ve bundan şikayetleri yoktu. Ancak hiyerarşinin en altında yaşayan kalabalık bundan hiç de hoşlanmadı. Hayatta kalmak için mücadele ediyorlardı. Çalışıyor ve hayvan sürüleri gibi yaşıyorlardı.
“Bu işe yaramıyor,” dedi kalabalık. “Kabile tarzı daha iyiydi. O tarza geri dönmeliyiz.” Ama hiyerarşiyi yönetenler “O ilkel yaşamı sonsuza kadar arkamızda bıraktık. Ona geri dönemeyiz.” dediler.

