Yeni Yazı

Neden Umut – John Zerzan

Tahakküm ve baskıya karşı tam bir zafer şansını açıkça gözardı etmek, umut kavramını küçüksemek anarşistler arasında epeyce modadır. Desert (2011) kapağında bu bakış açısıyla övünür: “Kalplerimizde hepimiz dünyanın ‘kurtarılamayacağını‘ biliyoruz” ve ilk açılış sayfalarında bu açıklamayı iki kez tekrarlıyor. Uygarlık sürecek. “Şimdi kazanılamayacak mücadeleleri bırakmanın zamanı.” Bu şekilde duygusal tükenmişliğin ve hayal kırıklığının ıstırabından sakınacağız ve hepimiz daha mutlu olacağız(!) Meksikalı Unabomber tipi bir grup olan Individualidades teniendo a lo salvaje (ITS) (Yabanıla Meyleden Bireyler) de kazanan olmayacağını kararlı bir şekilde savunuyor. Tekrar tekrar “Bunun mümkün olduğuna inanmıyoruz,” beyanında bulunuyorlar.

Devamı

Programlar olmadan nasıl ilerleyebiliriz?

Bir zamanlar, kırık ayaklılar ülkesi sakinleri, kimsenin ayağı kırık olmadığı için insanların serbestçe dolandığı çok uzaklardaki bir ülke hakkında söylentiler duymuş. Herkes, bu söylentilerle alay etmiş; “Kim koltuk değnekleri olmadan dolaşabilir ki?”

Sanayi Devrimi’nin insanların programlar olmadan neler yapabileceğinin mükemmel bir örneği olduğunu söylemek yetersiz kalır. Çünkü akıllara durgunluk veren bir örnektir. Giambattista della Porta’nın ilk “modern” buhar motorunu icat ettiği yaklaşık 400 yıl öncesinden günümüze kadar, dünyayı dönüştüren bu hareket tek başına sadece bir vizyon ile ilerledi: Bir şeyin daha iyisini yap, ve başkalarının da onun daha iyisini yapmasına izin ver. Sanayi Devrimi’ni ileriye taşımak için tek bir programa bile ihtiyaç duyulmadı.

Aksine, milyonlarca zihinde kendinden emin bir şekilde gerçekleşerek ileriye taşındı. Öyle ki, küçük de olsa yeni bir fikir, önceki buluşların üzerinde mütevazi bir yenilik veya iyileştirme insanların yaşamlarını hayal gücünün ötesinde geliştirebildi. Bir kaç yüzyıl içinde neredeyse tümüyle kendi çıkarlarıyla hareket eden milyonlarca sıradan vatandaş, fikir ve keşifleri yayarak ve bu fikirleri ve keşifleri adım adım yeni fikir ve keşiflere taşıyarak insan dünyasını dönüştürdüler. Bunun doğruluğunu kabul etmek Sanayi Devrimini kutlu bir olay yapmaz – ne de onu bir felaket olarak suçlamak insan tarihindeki en büyük yaratıcılık dışavurumundan daha azı yapar.

Medeniyetin Ötesinde, Daniel Quinn

Programlar kötü değil sadece yetersiz

Trafik kazasında ciddi bir şekilde yaralanan bir kişiyi, ambulanstaki doktorlar hastaneye ulaşana kadar hayatta tutabilmek için ellerinden geleni yapar. İlk yardım önemlidir; ancak, herkesin bildiği gibi, nihayetinde yetersizdir. Eğer yolun sonunda bir hastane yoksa, hasta ölecektir, çünkü ambulans bir hastanenin sahip olduğu kaynaklara sahip değildir.

Aynı şey programlar için de geçerlidir. Bugün bizi hayatta tutmaya çalışan pek çok program var – bunların başında da çevreyi koruyan programlar gelir. Ambulanstaki ilk yardım gibi, bu programlar da önemlidir; ancak nihayetinde yetersizdir. Tümüyle tepkisel oldukları için yetersizdir. Ambulanstaki doktorlar gibi, yalnızca kötü şeylerin daha az kötü olmasını sağlar. Yaşanmakta olan kötü şeyi yalnızca yavaşlatırlar.

Eğer yolun sonunda hastane yoksa, ambulanstaki hasta ölecektir, çünkü ilk yardım (faydalı olduğu kadar) hastayı süresiz hayatta tutabilecek kapasiteye sahip değildir. Eğer yolun sonunda bizim için yeni bir vizyon yoksa, bizler de öleceğiz, çünkü programlar (faydalı oldukları kadar) bizleri süresiz hayatta tutabilecek kapasiteye sahip değildir.

Daniel Quinn – Uygarlığın Ötesinde

Vizyon kötüleşmeye başladığında

Vizyon bir nehirdir. Bu nehir, insanları hoşlanmadıkları bir yöne doğru taşımaya başladığında, insanlar nehrin akışını değiştirmek için çubuklar saplamaya başlar. Bu çubukları ben program olarak adlandırıyorum.

Çoğu program şuna benzer: Hoşunuza gitmeyen şeyleri yasaklayın, onları yapan insanları yakalayın ve hepsini hapse atın.

Eski zihinler şöyle düşünür: Daha sert ve daha kapsamlı kanunlar yazmalıyız.

Yeni zihinler şöyle düşünür: İstenmeyen davranışlar yeni kanunlar çıkararak asla yok edilemez.

Çoğu kişi, bu tarz programların devamlı başarısız olduğu gerçeğini sorun etmez.

Eski zihinler şöyle düşünür: Eğer geçen yıl işe yaramadıysa, bu yıl DAHA FAZLASINI yapalım.

Yeni zihinler şöyle düşünür: Eğer geçen yıl işe yaramadıysa, bu yıl BAŞKA BİR ŞEY yapalım.

Her yıl, şüphesiz, daha fazla şeyi yasaklıyor, onları yapan daha fazla insanı yakalıyor ve hapse atıyoruz. Yasaklanan davranışlar hiçbir zaman yok olmaz, çünkü, doğrudan veya dolaylı olarak, vizyon denilen güçlü, görünmez, yavaşlamayan bir kuvvetle desteklenirler. Polislerin, suçluların kolluk kuvvetlerine katılmasından daha fazla suça bulaşmasının nedeni budur. Buna, “akışına bırakmak” denir.

[Daniel Quinn, Uygarlığın Ötesinde]

Vizyon: programı olmayan başarı

Bir kimyager suyu bir test tüpüne koyup tuz eklediğinde, bir melek ortaya çıkar ve tuzu iyon denilen parçacıklara çözer. Normalde evreni kendi içinde tutarlı ve anlaşılır prensiplere göre özerk olarak algıladığımız için, bu hikayedeki melek bize tümüyle yersiz görünür. Bu nedenle Ockham’ın usturasını kullanır ve keser atarız.

Tarihçiler Hristiyanlığın başarısının arkasındaki nedenleri arasalar da programlara değinmezler. Hristiyanlığın Roma’da böylesine büyümesi o zamanın insanlarının buna hazır olmasından kaynaklanıyordu, ve tarihçiler test tüplerinde iş başında olan melekleri bulmayı bekleyen kimyagerlerden farklı olarak Hristiyanlığı destekleyen programları bulmayı beklemiyordu. (Hristiyanlara ibadet özgürlüğü getiren Konstantin’in Milan Ferman’ının bir destek programı olduğu tartışılabilir, ancak gerçekte bu ferman yalnızca 250 yıllık işkencenin durduramadığı şeye izin verdi, tıpkı 14 yıllık Yasağın* durduramadığına izin veren 21. Birleşik Devletler Anayasa düzenlemesi gibi.)

Aynı şekilde, kültürümüzün yayılışı da herhangi bir programa bağlı olmaksızın devam etmek zorundaydı. Bir an için bile yavaşlamadı, ve aynı şeyi Sanayi Devrimi için de söyleyebiliriz.

* Çevirmenin notu: 1920-1933 arasında ABD’de akollü içeceklerin üretiminin ve satışının yasak olduğu dönem

Vizyonun yayılması

Her vizyon kendi kendine yayılır, ancak her vizyon aynı şekilde yayılmaz. Bir bakıma, yayılma mekanızmasının kendisi vizyondur.

Kültürümüzün yayılma mekanizması nüfus artışıydı: Çoğal, daha fazla toprak elde et, gıda üretimini arttır, ve daha fazla çoğal. Hristiyanlığın yayılma mekanizması din değiştirmeydi: İsa’yı kabul et, ve diğerlerine de kabul ettir. Sanayi Devriminin yayılma mekanızması ise gelişimdi: Bir şey geliştir, başkalarının o şeyi daha da geliştirmesine olanak sağla.

Açıkçası tüm yayılma mekanizmalarının ortak bir noktası var: yayılma gösterenlere fayda sağlamak. Daha fazla toprak elde eden, gıda üretimini arttıran, ve büyüyenler zenginlik ve güç ile ödüllendirilir. İsa’yı kabul edenler ve diğerlerinin de kabul etmesini sağlayanlar cennetle ödüllendirilir. Bir şey geliştirenler ve başkalarının aynı şeyi daha da geliştirmesine olanak sağlayanlar saygı, ün ve varlıkla ödüllendirilirler. Kazanılan bu fayda, ancak, mekanizmanın kendisiyle karıştırılmamalıdır. Kültürümüz zengin ve güçlü olan kişiler tarafından yayılmadı, Hristiyanlık cennete giden insanlar tarafından yayılmadı ve Sanayi Devrimi saygı, ün ve varlık sahibi insanlar tarafından yayılmadı.

[Daniel Quinn, Uygarlığın Ötesinde]

Yerçekimi ve vizyon

Kültür için vizyon neyse madde için de yer çekimi odur. Bir top masanın üzerinde yuvarlanıp yere düştüğünde, “Yer çekimi iş başında.” diye düşünmelisiniz. Bir kültürün ortaya çıkıp tüm dünyaya egemen olana kadar her yöne yayıldığını gördüğünüzde de “Vizyon iş başında.” diye düşünmelisiniz. Küçük bir grup insanın kendine özgü bir şekilde davranmaya başlayıp akabinde tüm bir kıtaya yayıldığını gördüğünüzde, “Vizyon iş başında.” diye düşünmelisiniz. Eğer size bu küçük grubun birinci yüzyıl vaizi Paul’un takipçileri ve kıtanın da Avrupa olduğunu söylersem, vizyonun Hristiyanlık olduğunu bilirsiniz.

Onlarca hatta belki de yüzlerce kitap Hristiyanlığın başarısının nedenlerini araştırdı, ancak hiçbiri ondokuzuncu yüzyıldan önce yazılmadı. Ondokuzuncu yüzyıldan önce herkes Hristiyanlığın yerçekimi gibi başarılı olmak için herhangi bir nedene ihtiyaç duymadığını düşünüyordu. Hristiyanlık başarmak zorundaydı. Kaderi buydu.

Tam olarak aynı nedenlerle, hiç kimse Sanayii Devrimi’nin başarısının nedenlerini araştıran bir kitap yazmadı. Sanayi Devrimi her halükarda başarmak zorundaydı. Masanın üzerinde yuvarlanıp yere düşen bir toptan farksızdı. Kaderi buydu.

Vizyonun gücü işte bu.

[Daniel Quinn, Uygarlığın Ötesinde]

Büyük başarı, görünmez kaynak

Kültürümüz, dünyaya egemen olma konusunda büyük bir başarıya sahiptir. Tarihimizin çoğunda, bu başarı kaçınılmazlık, insan kaderinin bir sonucu olarak algılanmıştır. İnsanlar yer çekimini merak ettiklerinden daha fazla bunu merak etmez. Avrupalılar Yeni Dünya’yı “keşfettiklerinde” ona egemen olmayı kutsal bir görev olarak bildiler. Halihazırda orada yaşayan insanlar, ağaçlar, taşlar veya vahşi hayvanlar gibi sadece ayak altındalardı. Bizler gibi orada olmaya hakları yoktu.  Bu yarım küreye egemen olmamız tüm dünyaya egemen olacağımız büyük planın (büyük olasılıkla Tanrıın planı) sadece bir parçasıydı.

Bu yarımküreye (ve aslında tüm dünyaya) hakim olabilmemiz bizim için süpriz sayılmaz. Bu şekilde olması istenmişti, ve doğal olarak bu şekilde olmuştu. Bulutlar yağmur ürettiğinde kimse şaşırmaz.

Newton’dan önce insanlar nesnelerin neden yere düşmeye zorlandıklarını merak etmemişlerdi. Başka ne yapabilirlerdi ki?. Yere düşmek zorundalar, hepsi bu. Tarihçilerimiz büyük kültürel başarımız söz konusu olduğunda da her zaman aynı şekilde düşünmüştür. Neden dünyaya egemen olmaya zorlandığımızı merak etmezler. Başka ne yapabilirdik ki? Dünyaya egemen olmalıyız, hepsi bu.

[Daniel Quinn, Uygarlığın Ötesinde]

Kabile başarısının görünmezliği

İnsanlar bir aslan, babun veya kaz sürüsünün neden başarılı olduğunu öğrenmek ister, ancak çoğu zaman kabile insanlarının başarılarını duymak istemezler. Kabile insanları tarım devrimimizden çok önce, üç milyon yıl boyunca bu gezegende var oldular. Hatta bugün hala varlığını sürdüren kabileler mevcut. Ancak kültürümüzün çoğu üyesi bunu duymak istemez. Hatta, bu gerçeği şiddetle redderler. Bir fil sürüsünün veya bir arı kovanının neden başarılı olduğunu açıklarsanız, sorun yoktur. Ancak bir kabilenin başarısını anlatmaya çalışırsanız, onları “idealize etmekle” suçlanırsınız. Davranış bilimleri veya evrimsel biyoloji açısından bakarsanız, kabile insanlarının başarıları bizonların ve balinaların kendi sürülerindeki başarılarından farksızdır.

İnsanların “doğaları gereği” kusurlu – aç gözlü, bencil, dar görüşlü, şiddete eğilimli, vb. – olduklarıyla ilgili kültürel bir bahaneye sahibiz. Buna göre insanlar her halükarda başarısızdır. Bu bahaneyi meşru kılmak için, kültürümüz insanları kabile sistemini bir başarısızlık olarak görmek isterler. Bu nedenle, kültürel mitolojimizi devam ettirmek isteyenler için, kabile sisteminin başarılı olduğu söylemi bir tehdit olarak algılanır.

Diğer kitaplarımda kabile başarısını görünür kılmaya çalıştım ve burada tekrar etmeyeceğim.

Daniel Quinn, Medeniyetin Ötesinde